Yaşayarak Öğrenmek ve Alınacak Dersler

Yaşantımız ile ilişkili olaylar karşısında çoğunlukla umutsuzluk ve karamsarlık yaşar, bir takım kararlar almaya zorlarız kendimizi. Oysaki hayat, bir yaşananlar bütünüdür ve başımıza gelen her olayın hayatımız üzerinde mutlaka bir etkisi, bir nedeni vardır. İnsan düşünen bir canlı olmasının yanı sıra bir o kadar da merakla doludur. Merakın gelişim için geliştirilmesi sorun değildir ancak merak bugün yaşananlara bakarak geleceğe dair bir fal bakma seansına dönüşmüş ise işte sorun bu noktada baş gösterir. Çünkü yaşanan her gelişme sadece o anı ilgilendirir. Gelecek ise belirsizdir. Bir gün evvel yaşanılan ve olumsuz olarak algılanan bir gelişme ileri de değerlendirildiğinde olumlu bir olayın dönemeci olabilir.

“Bazen Başımıza Gelen Talihsizlik Aslında Bir Şanstır”

Çinli Filozof Lao Tzu’nun kaleme aldığı öykü; günün doğru yorumlanması ve gelecek beklentisinin anlık gelişmelerle değerlendirilmemesi gerektiğinin ve atalarımızın da söylediği her şerde bir hayır vardır sözünü doğrular niteliktedir… Hikaye oldukça fakir bir köylü ile kral ve köy ahalisi arasında geçiyor. Fakir köylünün ailesinden gayrı sahip olduğu en değerli varlığı dillere destan atıymış… Kral da dahil olmak üzere herkes bu atın sahibi olan köylü adamı kıskanırmış. At öylesine güzel öylesine güzelmiş ki, kral köylü adama tüm servetini bu ata karşılık vermeyi bile teklif etmiş… Ama fakir köylü sahip olduğu atın onun için olan değerinin maddiyatla ölçümlenemeyeceğini, bu atın onun dostu, arkadaşı olduğunu söyleyerek kralı reddetmiş… “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep.

Günlerden bir gün fakir köylü bir uyanmış ki at ortalıkta yok. Tüm köy halkı bu haberi alır almaz fakir köylünün başına toplanmışlar ve “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi diye feveran etmişler. Tıpkı olaylar karşısında hepimizin ilk vereceği tepki gibi… Ve sonrasında devam etmişler “eğer atı krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın”…

Fakir köylü sükûnetini koruyarak yanıtlamış köy ahalisini: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Bu olay henüz bir başlangıç ve arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köy ahalisi fakir köylünün bu söylemi ile bir hayli eğlenmiş… Ancak aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş… Çalınmak bir yana dönerken de gitti dağlardan 12 adet vahşi atı peşi sıra getirmiş. Fakir köylünün sözleri ile eğlenen köy ahalisi gördükleri karşısında fakir köylüden özür dilemişler. Sen haklıydın demişler. Atının kayboluşu senin için bir talihsizlik değil, adeta bir talih kuşu olmuş, şimdi bir değil bir sürü atın var diyerek gıpta etmişler duruma…

Fakir köylü yine aynı sükunetle yanıtlamış ahaliyi; “Yine acele karar veriyorsunuz” demiş. “Bilinen tek gerçek atımın geri döndüğüdür. Bundan ötesinin neyle sonuçlanacağı henüz bilinmiyor. Bu daha başlangıç” Köy ahalisi bu sefer alenen fakir köylü ile eğlenmeseler de içlerinden “bu bunak gerçekten de zeka özürlü” diye düşünmüşler…

Atın ve beraberindeki sürünün dönüşünün üzerinden henüz bir hafta geçmişken, vahşi atları eğitmekte olan fakir köylünün oğlu attan düşerek ayağını kırmış. İş göremez hale gelen oğlan evin tek geçim kaynağıymış… Köy ahalisi yine çalmış fakir köylünün kapısını ve bir kez daha haklı çıktığını söylemişler ona, bir ağızdan… Evin geçiminin tek sağlayıcısı olan oğlunun çalışamayacak olmasının, fakir köylünün daha da fakirleşeceği anlamına geldiğini söylemişler, üzülerek… Fakir köylü gülmüş… “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye yanıtlamış ahaliyi… Bilinen tek gerçek oğlumun bacağını kırdığıdır diye devam etmiş sözlerine ve eklemiş; “Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”

Aradan geçen birkaç haftanın sonunda krallığa bağlı köyler büyük bir saldırıya uğramış… Bunun üzerine kral, köyün tüm delikanlılarını savaşa katılmak üzere görevlendirmiş, bir tek fakir köylünün oğlu hariç… Oğlanın ayağının kırık olması savaşa katılmasına maniymiş. Köylü matem içinde fakir köylünün kapısını çalmış.

“Bir kez daha haklı olduğun ortaya çıktı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, fakir köylü. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. O da benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Bu öyküyü başımın sıkıştığı, kendimi umutsuz hissettiğim her an hatırlarım. Olanlar ve olaylar üzerinde peşin hüküm verme eğilimi hemen hepimizin içinde vardır. Bir durum ile karşılaştığımızda, durum ya da olay ile ilgili acele karar vermeye çalışmaktansa bunun sadece bir başlangıç olduğunun farkına varmak ve olacaklarla ilgili fikir yürütmektense olayı o anın getirisi olarak tüm çıplaklığı ile kabul etmek gerekir. Nasıl ki okumakta olduğumuz bir yazının ya da kitabın ilk satırından bütününü tahmin edebilmemiz zor ise olaylarda böyledir. Sevdiğiniz insannlarla birlikte vakit geçiriken kutu oyunları oynayabilir, böylece fiziksel bir aktivite gerçekleştirmiş olursunuz.

Her bir olay bir başlangıçtır ve bu başlangıcın hayırla mı şerle mi sonuçlanacağı sadece yaşandıktan sonra anlaşılabilir. Yine atalarımızın söylediği gibi “Allah bir kapıyı kapatırsa bir yenisini açar”. O an için, içinde bulunduğunuz durum ne denli kötü olursa olsun bu bir yolun başlangıcıdır ve olması gereken zaten olacaktır… Olacak için peşin hüküm vermeye acele kararlar almaya gerek yoktur…

İnsan beyni gelişim karşısında huzursuz olur… Gelişmeler ve değişimler beyin için rahatsızlık veren bir akıştır ve buna dur demek için bir karar almak, bir hüküm vermek ve huzursuzluğu dindirmek ister… Bu durum ikili ilişkilerimiz için de geçerlidir. Evlilikte ya da bir ilişki de bir olay yaşandığında onun bir başlangıç olduğunu kabul etmek ve sükunetle gelişmeleri izlemek yapılması gereken tek şeydir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Kitap, Kültür ve Eğitim Siteleri İndirim Kuponları – Ağustos, 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir