Ya Hayatınızın Filmini Çekin Ya Da Ceremesini

Şans, kader, kısmet diye birşey var mıdır, yoksa geleceğinizi kendi seçtiğiniz insanlar mı belirler?

 

Dün genç bir arkadaşım beni ziyarete geldi. İstediği işi bulamamaktan yakınıyor, şansızlığına dem vuruyordu… 

Benzer şekilde, yeterince para kazanamadığından dem vuran yetişkin dostlarım da, görüştüğüm şirket yöneticileri de benzer şekilde çok iyi iş yaptıkları halde yeterince bilinmediklerinden, aslında yeterince kâr edemediklerinden şikayet ederler sürekli… 

Kimileri aradığı aşkı, sevgiyi, şefkati, şehveti bulmamaktan yakınır… Sağlığını kaybedenler, geri kazanmaya çalışırken nimetini fark ederler, tek bir derin nefes almanın bile… İtibarını yitirenler ödedikleri bedelin değil, bilmedikleri değerleri anlamanın telaşına düşüverirler… 

Kimileri kafayı siyasete, siyasilere takar, devlet, hükümet, belediyelerden şikayet eder, kimileri de daha büyük bir açıdan bakarak dünya düzeninden, tarih kitaplarındaki krallardan, meraksız, okumaz, yazmaz yığınların bilinçsiz cahilliğinden, benim gibi… 

Bu şikayet ve serzenişler hiç bitmez… 

Dünyada yaşayan altı milyar insanın her birine mutlu olmak mı istersin, haklı olmak mı, diye sorsak, zengininden yoksuluna, güçlüsünden ezilenine mutlaka bir şikayet duyarsınız… Rockafeller da, Rahmi Koç da, Obama da, Merkel de, Erdoğan da, Gül de, Yıldırım da, Gülen de, gümleyen de, Ayşe teyze de, Hans da, Corç da, Abdül de, Fatima da, Mikail de, Chunk da, Mehmet de… Hemen hepsi, başına gelenlerin nedeni olarak, isteyerek ya da istemeden hayatına soktuğu insanları gösterir… Ekranlardaki tartışmalara bakın, hep aynı… Hepsinin alın yazısını belirleyen, kaderini vahşi beyaz ellerinde tutan birileri vardır, mutlaka… 

İster yaz, çiz, çalış, çabala, istersen çal, çırp, kazı, kazan! Onları dinlersen eğer, şans, talih, kader, kısmet dahil, hepsi bir avuç dolardır… 

Hayatın tadını çıkarmayı bilmek bir ayrı bir hüner, bir kültürdür, kuşkusuz. Hayat diye tanımladığımız elle tutulmayan, resmi çizilmeyen, tek karede anlatılamayan bu soyut kavramın özü insandır, aslında. 

Oysa hayatımızı belirleyen seçtiğimiz, ilgilendiğimiz, etkileşimde bulunduğumuz insanlar değil midir? 

O halde sormak lazım, şikayet ettiğimiz şanssızlık ya da kadere yüklediğimiz nedenlerin özünde, ta orta yerinde kendimiz durmuyor muyuz? 

Hayatımız, tıpkı vizyona giren filmler gibi tek seferlik… Kimi istersek o var, senaryoda… Başrol oyuncuları da, karakterleri de, figüranları da bizim tercihimiz… 

Maharet, hayal ettiğimiz filmi senaryodaki gerçeğe yakın bir kurgu, ruhumuzda şekillendirip notalara döktüğümüz besteyle ahenk içinde, senfoni tadında yönetebilmekte değil mi?

Anlayacağınız üzere, istemediğimiz kimse yok bu hayatımızın filminde; gözden kaçırdığımız detaylar, yeterince tanımadan dahil ettiğimiz oyuncular dışında… 

Yeter ki karar verin; iyi bir gişe hasılatı mı hedefliyorsunuz, yoksa keyif aldığınız unutulmaz klasikler arasında mı yer almak?

 

Yavuz Can Yazıcı

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Kitap, Kültür ve Eğitim Siteleri İndirim Kuponları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir