obilir > Konular > Toplum > Din ve Maneviyat > Vatikan Krallığı – Vatikan’ın Dünü Bugünü

Vatikan Krallığı – Vatikan’ın Dünü Bugünü

Vatikan, İtalya’nın başkenti Roma’da bulunan 44 hektarlık küçük bir din devletidir. Küçük olmasına rağmen dünya devletleri üzerindeki tesirleri oldukça büyüktür. Vatikan’ı bu kadar önemli hale getiren tek sebep; Vatikan’ın Hıristiyanlığın en büyük mezhebi olan Katolik Kilisesi’nin merkezi olmasıdır…

Dünden Bugüne Vatikan

Vatikan’ı papa yönetir. Yerel yönetimlere ise; papaların atadığı valiler getirilir. Katolik dünyasının bağışlarıyla Vatikan Devleti’ne gelir sağlanır. Yönetim organı ise Kardinaller Meclisidir ve 70 üyeden oluşur. Kardinaller seçim zamanlarında kendi aralarından papayı seçerler. Seçilen papa ölünceye kadar papalık makamında kalır.
Günümüzde Vatikan diye bilinen yerleşim alanı, yeryüzündeki tek “Tanrı Kenti” konumundadır. Yeryüzünde Vatikan’dan başka “Tanrı Devleti” yoktur; ancak halen kutsal görülen birçok kent vardır. Örneğin, Kudüs, Kom, Hinduların, Budistlerin ve Şintoistlerin kutsal kentleri gibi.

Vatikan Devleti, 1926 tarihinde resmi statüsüne kavuşmuştur. Bu tarihte İtalya Diktatörü Mussoloni ile Vatikan Dışişleri Bakanı Kardinal Gaspari arasında bir mukavele imzalanmıştır. İmzalanan bu mukavele neticesinde İtalya’da bir Vatikan Devleti kurulmuştur. Vatikan, devlet içinde kurulmuş bir devlettir; kendi bayrağına ve egemenliğine sahip bir yapıdadır. İtalya Devleti’nin tüm haklarından kayıtsız faydalanabilmektedir.

Fransa kralları tarafından da korunan papalar, 13 ve 14. yüzyıllara damgalarını vurmuşlardır. Papaların Vatikan’a geçişleri 1377 yılında, Avignon’daki papalık sultasının yıkılmasından sonra olmuştur. Bu sebepledir ki; “Lateran Kilisesi Kararları” Vatikan kararları olarak kabul edilmiştir.

Vatikan, 1527 yılında İspanyolların işgaline uğramış ve kale burçları ve duvarları yıkılmıştı. Yıkılan kaleyi İsveçli Katolik askerler yeniden inşa etmişlerdir. Papaların kendilerine paralı asker tutmaları sürekli eleştirilmiştir. Bu eleştirilerin en önemlisini Ünlü Devlet Kuramcısı Makyavel yapmıştır. Makyavel’e göre paralı askerlere hiçbir zaman güven olmazdı. Paralı askerler, fazla para veren düşmanlara papaları rahatlıkla ihbar edebilir ve hatta öldürülmelerine yardımcı bile olabilirlerdi.

Makyavel’in bu düşüncesi zaman içinde doğruluğunu ispat etmiştir. Papalar birkaç kez paralı askerlerin ihanetine uğramışlardı ancak papalar yine de paralı asker tutmaktan vazgeçmemişlerdir. Sebep çok hayret vericidir: İsveçli paralı askerler, papalara ihanet edebilir ancak hiçbir zaman Vatikan’ın sırlarını açıklamaz. Hatta öldükten sonra dirildiğinde bile bu sırlarını saklarlar.

Vatikan Öğretisi’ne göre; “Vatikan’da öğrenilen tüm sırlar öbür dünyada bile açıklanamaz. Sırları ortaya dökenlerin ve ailelerinin canları ve malları hiçbir zaman güvende olamaz” Vatikan Devleti’nin inanılması güç sırları, gizli geçitleri, şifreleri ve yer altı yolları bulunmaktadır. Ayrıca; papaların Kilisede küçük erkek çocuklarına tecavüz etmeleri ve yastıklarla boğularak öldürülmeleri gün yüzüne çıkabilen birkaç Vatikan sırrıdır.

Papaların ve Vatikan Devleti’nin tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandallarla doludur. O dönemlerde Vatikan’da yatağına sapasağlam yatıp, sabaha bir ceset torbasına konulmak gayet normal karşılanıyordu. Bir başka husus; bugüne kadar Vatikan’ın serveti net bir şekilde açıklanmamış ve açıklanmakta istenmemektedir.

Ancak şu bir gerçek ki; Vatikan Devleti şu anda dünyanın en zengin devletidir. Ünlü Vatikan Uzmanı Peter Hebbelethwaite’nin iddiasına göre; bu devlet hiçbir özel girişimcinin ya da kapitalistin baş edemeyeceği kadar katı (sosyalistçe) kurallarla yönetilmektedir. Bu sebeple Vatikan yeryüzünün tek Sosyalist Tanrı Devleti durumundadır. İnsanlar, burada yaptığı işin karşılığını asla alamazlar ve bu durum dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur.

Vatikan Devleti, tüm bunlara rağmen 1000 kişilik bürokrasisi ve 2500 işçisiyle 900 milyonluk dinsel topluluğu bugüne kadar hiç aksatmadan yönetebilmiştir. 1000 kadar bürokrasinin yönlendirdiği 900 milyon insan, koşulsuz Vatikan’a bağladır. Gönüllüler yaptığı çalışmaların yanı sıra papaları korumak, Vatikan’ı geliştirmek ve daha da zenginleştirmekle görevlidirler. Gönüllüler, yaptıklarının karşılığı olarak sadece pazar günleri yapılan şükran gününde dua almakla yetinmektedirler.

Vatikan Devleti’ne şöyle bir batığımızda inanılması güç bir tablo ile karşı karşıya kalırız. Vatikan Devleti, gelirlerinin tamamını günlük, haftalık ve aylık olmak üzere 200’den fazla gazete ve dergi satışından; 154 radyo istasyonundan, 49 TV kanalından temin etmektedir. Vatikan Devleti, Katolik dünyasından kestiği Kilise vergisi ve yayınlarıyla tüm dünyayı bir örümcek ağı gibi sarmış durumdadır. Vatikan bunlarla da yetinmeyip, Avrupa ülkelerinde 2,5 milyon memuruyla da aktif faaliyet halindedir. İncil’i, Tevrat’ı ve dini sembolleri de satarak Katolik Kilisesi’ne yani; Vatikan’a olağanüstü gelir sağlamaktadır. Ayrıca Vatikan, birçok ülkede holdinglere ve bankalara ortaktır ve birçok Avrupa ülkesinde gayrimenkulleri bulunmaktadır.

Hıristiyan Dünyası’nı tek merkezden yönetebilme becerisini gösteren Vatikan gibi bir devlete elbette yönetici olmak isteyen pek çok kişi olmuştur. Bu sebeple Vatikan’da sürekli iktidar savaşı yaşanmıştır. Vatikan’da etkili olan 6 akımın varlığından söz edilir. Bu akımlardan ikisi “Laik” geri kalan dördü ise “Dinsel” niteliklidir. Laikler OPUS DEI (Tanrı’nın işleri) ile Malta Şövalyeleridir. Opus Dei, İspanyol asıllıdır ve sadece 65 yıllık bir maziye sahiptir. Bir gizli örgüt olan Opus Dei’nin tüm üyeleri meslek sahibi Katoliklerden oluşmakta ve her ülkede örgütten sorumlu bir kardinal bulunmaktadır. Vatikan pasaportu taşıyan bu kardinallerin dokunulmazlıkları vardır ve yalnız papaya karşı sorumludurlar.

Malta Şövalyeleri de gizli faaliyet sürdüren aristokratik bir örgüttür. Bu örgüt, Türklere karşı Katolik inancını savunduğu için ünlenmiştir. Bu gizli örgüt önce Rodos’ta kurulmuş; Rodos Adası Osmanlılar tarafından fethedilince Malta’ya sürülmüşlerdir.
Vatikan’ın iç siyasetine baktığımızda dört dinsel akımın sürekli çekişme halinde olduğunu görürüz. Bunlardan biri Dominiken tarikatıdır. Bu tarikat için önemli olan tek şey, kiliselerin korunmasıdır. Aristokrat kökenli olan Dominiken tarikatı, aynı zamanda gaddar ve dogmatiktirler. Bu özelliklerinden dolayı Ortaçağ’da Engizisyon Mahkemesinin kurucusu olmuşlar; milyonlarca insanı ve özellikle de cadı diye tanımladıkları kadınları diri diri yakarak cezalandırmışlardır.

Dominikenler’in karşısında Franşişkan tarikatı bulunmaktadır. Bu tarikatın amacı; kiliselerin değil, Hıristiyan Dini’nin yeryüzüne yayılmasıdır. Franşişkanlar, zenginlerden yana değil, yoksullardan yana, din adına karşılıksız çalışan keşişler topluluğudur.

Üçüncü tarikat Cizvitlerdir. Cizvitler, diğer tarikatlardan farklı bir düşünce yapısına sahiptirler. Cizvitler için en önemli husus; papalık makamının en yüksek makam olduğudur. Bu sebeple papalık makamını değil, papaları yücelten Opus Dei anlayışına karşı çıkmış ve 2. John Paul’u istemediklerini ilan etmişlerdir. Cizvitlerle Opus Dei tarikatı arasındaki bu tarihi çekişme günümüzde bile halen devam etmektedir.

Cizvitler, Opus Dei tarikatının desteklediği papalığa karşı gelerek 2. John Paul’a karşı çıkmışlardır. Bu yüzden Opus Dei tarikatı ile Cizvitler halen birbirlerinin hasmı durumundadırlar. Kısaca Vatikan Devleti’nin uluslararası resmi ideolojisi bu dört akımın ortak paydasıyla oluşturulmuş ve tüm Hıristiyan âlemini bir çatı altında toplamayı arzulayan Ekümenist bir harekettir.

Vatikan Devleti’nin öteden beri kirli işlerle iştigal ettiği ve amaçları için mafyaları dahi devreye soktuğu bilinmektedir. Vatikan’ın ve Papalığın tarihi sayısız cinayet, infaz, entrika ve skandallarla doludur. Bugüne kadar 263 papadan kaçının eceliyle öldüğü, kaçının cinayete kurban gittiği bilinmemektedir.

Hafızalarda en taze haliyle kalan tek örnek, 33 gün Papalık yapan I. John Paul’dur. Vatikan araştırmacı uzmanı olan David Yallop’un belgelere dayanarak yaptığı açıklamaya göre I. John Paul, Vatikan güdümlü “Konspirasyon=Fesat Örgütü” ile “P2 Mason Locası’nın” girişimleri sonucunda öldürülmüştür.

Bu özellikleriyle bir terör devleti görünümünde olan Vatikan Devleti, özellikle 2. Dünya Savaşı yıllarında istihbaratını olağanüstü güçlendirmiştir. Vatikan’ın istihbarat bütünlüğü sağladığı ülkeler; Almanya, Polonya ve Fransa’dır. Bu istihbarat örgütlerinde çalışan Kardinaller, zamanı geldiğinde birer birer Papa yapılmışlardır.

Vatikan Devleti, gizli veya yarı gizli tüm işlerinde sürekli Mafyaları kullanmıştır. Vatikan, bir taşeron olarak kullandığı bu Mafyaları, yeri ve zamanı geldiğinde siyasi partileri de etkisi altına almak için kullanmıştır. Bunlara bazı örnekler verecek olursak; Almanya’daki CDU7CSU (Hıristiyan Demokratlar) ve İsviçre’deki CVP (Hıristiyan Halk Partisi)’ dir. Faaliyetlerini sadece siyasi düzlemde sürdürmeyen Vatikan, öğrenci ve işçi kuruluşlarıyla da bağlantılı çalışmakta; BM’de, UNESCO’da, FAO’da, AB’de ve OAS (Amerika Devletleri Örgütü)’nde gözlemci statüsündedir.

Buraya kadar aktardıklarımızdan hareketle Vatikan Devleti’ni tanımlayacak olursak; Vatikan, ekonomi-politiğiyle “Devlet Sosyalizmi uygulayan, kendisi sosyalizme karşı olsa bile aslında bir kilise devletidir. Toplumsal ve tarihsel açıdan baktığımızda, “Dogmatik” bir devlettir. Bu özelliklerinden dolayı; Fundamentalizm’in; yani kökten dinciliğin en köklü ve eski temsilcisidir. Fundamentalist=Tanrı Krallığı!

Papaların, Hıristiyanlık dinini kullanarak oluşturdukları bu devlet aslında bir ulus devlet anlayışının da ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ulus Devleti’ni ortaya çıkaran ve yaşatan kurumların tamamına yakınını gerçekte ilk kez Papalar ve onların Kilise Hükümetleri bulmuş ve tarihe mal etmişlerdir. Bu nedenle Roma Kilisesi, Batı Avrupa’da ortaya çıkan Ulus Devleti’nin öncüsü konumundadır.

Mesela; Ulus’u “Devlet” yapan en önemli kavramı “Egemenlik” kavramını ilk kez formül ize edip bunu Hükümdarların takdirine sunan Papa 2. Puis olmuştur. 2. Puis, 1453 tarihinde İstanbul Osmanlı’nın eline geçtikten hemen sonra “Egemenlik” kavramının imparatorlara ait olduğunu bir belgeyle ilan etmiştir.

Papalık tarihini araştıran Paolo Prodi’ye göre; Roma Kilisesi, günümüz Batı Hıristiyan dünyasında yer alan modern devletlerin temel esaslarını oluşturan, yargı sistemlerini, üst mahkemeleri, hiyerarşik yargı kurumlarını ve pozitif hukuku Avrupa’ya ilk sokan kurumdur.

Ayrıca Kilise Devleti, kiliselerden papaz avukatlar yetiştirerek, okuma-yazma bilmeyen kralları kiliselere karşı ve toprak bütünlüklerini savunmuşlardır. Avrupa’da ilk sınır belirlemeleri bu papaz-Avukatların bilgi ve gayretleriyle oluşmuştur. Toplu vergilendirme yapılması, tarihte ilk defa Dışişleri Bakanı kullanılması, elçilik ve konsolosluk tesis edilmesi, ilk defa paralı asker kullanılması, matbaa ve yayıncılık anlayışının genişletilmesi ve Kilisenin kontrolünde sağlıklı ve bakımlı genelevlerin açılması da yine Kilise Devleti’nin icraatları arasında yer almıştır.

Bir Din Devleti olan Vatikan, ilk 400 yılın öncü Hıristiyan kökenli ateistlerini Roma Kilisesi’nden çıkarmıştır. Özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda papazlık eğitimi almış, yıllarca Hıristiyanlığın hizmetkârlığını yapmış; ancak hayatlarının belli döneminde Ateizme geçmiş ve bu defa Tanrı’ya karşı savaşmış sayısız papaz yetişmiştir. Bu papazlardan bazıları kilise kararıyla Tanrı’ya karşı gelmek veya Tanrıtanımaz olmakla suçlanarak yakılarak öldürülmüştür. Vatikan Tarihini araştıran Nicholas Davidson, bu kişinin 34 yaşındaki Giulio Cesare Vanni olduğunu belgelemiştir. Buna benzer daha pek çok belgenin olduğu söylenmektedir.

Vatikan’ın 11. ve 12. yüzyıllardaki durumuna baktığımızda, Kilise ile ona bağlı manastırların sürekli birbiriyle çekiştiğini görürüz. Bu içsel çekişmeler genellikle papalık seçimlerinde daha da alevlenmiştir. Bir diğer sebep; manastırlarda kalan keşişlere göre papazlar, her geçen gün zulümlerini artırıyor ve zenginleşiyorlardı. Bu durum keşişlere göre Hıristiyanlığın yozlaşması anlamına geliyordu. Bu yüzyıllarda keşişler, köylüleri örgütleyerek papazların üzerine saldırtarak kiliselerin yakılmasını ve yağmalanmasını emretmişti.

Bu köylü ayaklanmaları, papalığın otoritesinin sarsılmasına sebep olmuştur. Böylece Keşişler, 13. ve 14. yüzyıllarda ilk kez feodal prenslere ve krallara sığınarak onları, diktatörleşmiş olan papalara karşı örgütlemişlerdir. 18. yüzyıla gelindiğinde Fransa’da bir ihtilal patlak vermiş; Kilise/Manastır çekişmesi Kilise lehine sonuçlanmıştır. Fransa’da Laiklik esasına geçilince, isyancıların ve dolayısıyla keşişlerin tamamı toplanarak idam edilmiş, manastırların tüm mal varlıkları da devlete ve Kiliseye teslim edilmiştir. Laikliğin bir silindir gibi ezdiği manastırlar artık ayakta kalamayacak hale gelmiştir.

Buraya kadar anlattıklarımızdan sonra akıllara şu soru gelmektedir. Peki, bu gelişmeler sonrasında günümüz Türkiye’si için acaba Avrupalılar din adına hangi beklentiler içindedirler.

Öncelikle, AB’nin lokomotifi konumunda olan Almanya, İslamiyet’in Türkiye’de lokalleşmesini (mahalli/yerel) arzu etmekte ve bu yönde yoğun çaba içindedir. Almanya gibi AB’nin önemli gücü konumunda olan Fransa ise; Türkiye’de laikliğin daha da kökleşmesini istemekte, âdete laikliğin bekçiliğini yapmakta ve devletçi Laisizm’in her ne pahasına olursa olsun korunmasını istemektedir. İngiltere ise; Türkiye’de Hilafetin yeniden tesis edilmesini isterken; ABD, Türkiye’de Liberalleşmenin anayasanın en üst değer olarak tanınmasını ve böylece daha özgür ve özerk bir “Din ve Vicdan Özgürlüğü’nü” yerleştirmek istemektedir. Öyle anlaşılıyor ki; önümüzdeki süreçte Türkiye’yi sıkıntılı günler beklemektedir.

AB süreci çerçevesinde geliştirilen dinler arası diyalog, medeniyetler ittifakı gibi projeler Türkiye’nin önüne konurken; acaba gerçekten Hıristiyan dünyası Türklere ve İslam’a bakışları değişti mi? Bu sorulara net cevap verebilmek için yakın tarihimize bakmamız yeterli olacaktır.

Vatikan’ın dinler arası diyalog, hoşgörü, dostluk faaliyetlerinde samimi olmadığını ve tarihi İslam düşmanlığının devam ettiğini 27 Nisan 2003 tarihinde düzenlenen ayinde Papa, “barış değil, savaş isteyen” papazın mertebesini azizliğe; yani ermişliğe yükselterek bir kez daha göstermiştir.  Vatikan’da bu ermişlik ilanı sebebiyle düzenlenen büyük ayin esnasında, Papa’nın İsviçreli muhafızlarıyla İtalyan güvenlik kuvvetleri alarma geçirilmişti.

Çünkü ‘ermiş’ ilan edilenlerden birinin 17. asırda yaşamış olan Avianolu Marco adındaki papazın, özellikle de Müslümanların gözünde ‘netametli’ olduğunu düşünüyor ve Müslümanların en azından bir protesto gösterisi yapabileceklerini bekliyorlardı. Bu beklentinin asıl sebebi; Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın 1683’teki Viyana kuşatması, Marco’nun cephelerde verdiği, “Haçın altında toplanın! Meryem adına Savaşın! Türkleri yenin! Hıristiyanlık adına büyük düşman Türklere karşı savaşı kazanmak için Allah’a olan imanımızı güçlendirmemiz lazımdır. Bunu yapmadan evvel neye kalkışırsak kalkışalım, netice alamayız. Tanrı barış değil, savaş istiyor.” Vaazı yüzünden korkunç bir bozgun halini almış ve bu bozgun Avrupa’daki topraklarımızı kaybetmemize sebep olmuştu.

Tarih asla yalan söylemez. Geçmişte ve günümüzde İslam’a ve Türklere karşı beslenen kin ve nefret halen devam etmektedir. İslam’ı ve necip Türk Milleti’ni yeryüzünden silip atmanın planları hızlı bir şekilde ortaya konuluyor. Bu planların adı kimi zaman “medeniyetler ittifakı”, kimi zaman “ılımlı İslam” ve kimi zaman da “Hoşgörü Diyalogları” olabiliyor.

Vatikan, İtalya’nın başkenti Roma’da bulunan 44 hektarlık küçük bir din devletidir. Küçük olmasına rağmen dünya devletleri üzerindeki tesirleri oldukça büyüktür. Vatikan’ı bu kadar önemli hale getiren tek sebep; Vatikan’ın Hıristiyanlığın en büyük mezhebi olan Katolik Kilisesi’nin merkezi olmasıdır.

 

Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale’de, liseyi de Ankara’da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak “Sanal Cinayet” ve” “Kristal Dünyalar” isimli iki eserim yayınlanmıştır. Eserlerimi okurken, usta bir yazarın kitaplarını okurken aldığınız hazzı alacak, ilginç olaylara şahit olacaksınız. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. hepinize saygıları sunuyorum. E-Mail: atessbeyy@mynet.com

Allah’a emanet olunuz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir