obilir > Konular > Kültür ve Sanat > Tarih (kültür) > Tarihin Aynası, İHH ve Siri Lanka

Tarihin Aynası, İHH ve Siri Lanka

Geçmiş zamanın izleri; çöllerin ardında, gözlerin yurdunda ve vesikaların kuruluğunda donarak kuyuların karanlığına gizlenmiştir. Geçmişten günümüze döşenen iz taşları: Sanat estetiğinde, mimari güzellikte, ilim araştırmalarında ve gelişmelerinde medeniyet yürüyüşü olmuştur. Yaşanılan acılar veya mutluluklar gözyaşları ve gönül yasları olarak günümüzü çınlatan hatıralar olarak kalmıştır…

 

Geçmiş zamanın izleri; çöllerin ardında, gözlerin yurdunda ve vesikaların kuruluğunda donarak kuyuların karanlığına gizlenmiştir. Geçmişten günümüze döşenen iz taşları: Sanat estetiğinde, mimari güzellikte, ilim araştırmalarında ve gelişmelerinde medeniyet yürüyüşü olmuştur. Yaşanılan acılar veya mutluluklar gözyaşları ve gönül yasları olarak günümüzü çınlatan hatıralar olarak kalmıştır.

 

Dünya’nın dört yanına yayılan farklı kültürler mozaiğinde kenetlenen ve medeniyet mermeri üzerinde yaşayan topluluklar vardır. Toplulukları ayakta tutan ve geliştiren din direkleri ve medeniyet dilekleri kat kat yığılan çağların alnına yaslanmıştır. Mimari usul, edebi üslup toplumların geçmişten günümüze taşınan sanat suyudur.

 

Akıl defterine yazılan ve kalp adresine kazılan nice hatıralar. Kimi hatıralar zamanın sert rüzgarı ile savrularak gönüllerden sökülüp unutulmuştur. Kimi zamanda toplumları sarsan ve yıkan acı olaylar nesilden nesile taşınan gözyaşı olarak kalplerden çıkmaz gözyaşı abidesi olarak kurulmuştur. Havaya yazılan ve bir tokatlık esinti ile kaybolan hatıralar. Hatıralar kimi zaman gözyaşı olarak yıkıcı ve sarsıcı olmuştur. Kimi zamanda tarihin aynasında hatıralar söz taşı olarak, yapıcı ve onarıcı kalp sıvası ile nesilden nesile aktarılmaktadır. Geçmiş medeniyetler ve devletler hep sağlam bir tarih bilinci, birikimi ve kültürü üzerine kurulmuştur. Geçmiş ve gelecek arasında yıkılmaz bağlar kurmak, onu anlamlı hâle getirmek için ufuklara doğru uzanacağımız referanslardan biri de tarih aynasıdır.

 

Tarihin ritmine kayıt düşen anı naaşı!

Güzel yürekli er-erkan nakışı!

Geleceğin rumuzuna işaret başı.

Çağların alnında parlayan: Osmanlı taşı

Tarihimizi anlatırken, bilhassa Osmanlı İmparatorluğunun hayat ve zamanlar ötesi biçimi, tarihsel bilinç ve kültürel birikimi, çağların ötesini algılayışı ve değerler üstü estetiği; ruhumuzun süruruna, yüreğimizin parıltısına ve düşüncelerimizin yapısına yansımaktadır. Osmanlı üç kıtaya mührünü vurmuş, üç bin direkli eserler kurmuş, her biri üç yüz bin çınar olan ecdat tohumları: Yeryüzüne Osmanlının torunları olarak yayılmıştır.

 

Altı yüz yıl insanlığı adalet tebessümünde yöneten değerler üstü kıymetlerin payidarı olarak; duyguların hüznünü söndüren, zulümleri batıl izansızlığın ve atıl vicdansızlığın bataklığına döndürmüştür. Şefkat koruyucu ve kollayıcı olarak insanlığın zihinsel hafızasında çürümez hayat ağacı olarak durulmuş, yüreklere sökülmeyecek tahtla kurulmuştur.

 

Osmanlı, ruh duyarlılığını ve asil duygularını her zaman ve mekânda açığa vurmayı¸ hatta devlet çapında bir ciddiyet ve duyarlılığa ulaştırmayı meziyet bilmiştir. Tarih bunu izah eden arşivlerle ve yaşanmış hikayelerle yüklüdür.

 

Sultan II.Abdülhamid Han’ın Osmanlı-Japon münasebetlerini kuvvetlendirmek için gönderdiği Ertuğrul Firkateyni 1890 Kasım ayında bir cuma sabahı Seylan’ın başkenti Kolombo’ya ulaşıp mürettebat cuma namazını kılmak için topluca gemiden inince nüfusu 300.000 olan Kolombo’da 200.000 kişilik Müslüman, Hindu ve Budist halk akın akın hilafetin yurdundan gelen gemiye ellerini verdiler, yüzlerini sürmüşlerdi.

Abdülhamit Han devrinde Sri Lanka’da Osmanlı Devleti Başkonsolosu bulunmakta idi. Adada Sultan II.Abdülhamid Han’ın teşvikleriyle Kolombo Hamidiye Mektebi, 1900’de varlıklı Seylanlı Müslümanlar tarafından açılmıştır. 1889’da Kolombo’da “Müslümanların Dostu” adlı mecmuasıyla Hıristiyan misyonerlere karşı büyük bir mücadele başlatıldı. Bu gayretleri neticesinde Seylan Müslümanları cuma hutbelerinde Sultan II.Abdülhamid’in adını okuyor, mahkemelerinde Osmanlı’nın sembolü olarak fes giyiyorlardı. Seylanlı Müslümanlar; 1909’da Osmanlı Devleti donanmasına, Balkan Harbi’nde ve Kurtuluş Savaşı’nda da Anadolu’ya gizli ve bazen de açıktan yardımlar göndermişlerdir. Daha buna benzer ortak hatıralar hala sayfaların arasında, sözlerin altında anılmaktadır: Siri Lanka’da

Osmanlı büyük devlet ve medeniyet tecrübesiyle yerleştirdiği adalet, barış ve kardeşlik ufkuyla insanlığı; dil, din ve ırk gözetmeksizin şefkatle kucaklamıştır.

 

Sömürgecilik çağında ve gözyaşı dağında: Osmanlı’nın ortaya koyduğu bu insanlık destanı, bütün Müslümanların kalbinde ve hafızasında her zaman yer bulmuştur.

Batılılar ise gittikleri yerde; yer altı ve yer üstü kaynaklarını kepçeleyerek omuzlamış, bedenleri ruhlardan kopararak ve sömürdükleri ülkelerin geleceklerini yırtarak ülkelerine refah taşımıştır. Çalınan alın teri, dökülen kan ve gözyaşı deryasında medeniyetlerini yükseltmişlerdir. Bundan dolayı bilhassa yakın tarihte sömürülerek özgürlüğüne kavuşmuş topluluklar; eziklik duygusunda olarak gelişme gösterememekte, fikri yenilik ortaya koyamamakta, zihni inkişaf yapamamakta, ruhi sancı içersinde zamanlarını okuyamamakta ve yarınlarını yakalayamadıklarını İHH ekibi olarak bulunduğumuz Siri Lanka’da gözlemledim.

 

FARKLILIKLARIN ÜLKESİ: SİRİ LANKA

 

Siri Lanka, Hint okyanusunun incisi kabul edilen ve gözyaşı gibi duran coğrafyası ile farklılıklar ülkesi. Yeşillin alabildiğine müstesna rengi ile süslenmiş, maviliğin teni ile çevrelenmiş, doğal zenginlikleri günümüze aksetmiş güzellikler yurdu…

 

İç içe girmiş kültürlerin bir arada nefes aldığı mozaikler yeri. İslam, Hıristiyanlık Budizm ve Hinduizm dinlerinin bir arada yaşandığı ve halklarının kaynaşarak dünyaya ses verdiği ülkesi. Siri Lanka’da şehirden şehirlere uzanırken yol boyunca gördüğümüz manzara. Araç trafiğinin yoğun geçtiği ve canlılığın olduğu arsaları kapan: Zarafet yüklü camileri yerleştirmiş, iri ya da ufak Buda putu çevresine kendini yüzleştirmiş, Hindular tapınaklarını süsleyerek kondurmuş, küçükte olsa kiliseler varlığını göstermiştir. Bir diğer ilginç görüntüde ineklerin serbestçe dolaşması ve zaman zaman yola çıkarak trafiği aksatmalarıdır. Hindularca kutsal kabul edilen bu hayvanlar yaradılış hikmetinden uzaklaştırılarak amaçsız ve başıboş şekilde dolanıp durmaktadır. Bu hayvanlar içinde işkence olsa gerekir. Zira ALLAH hiçbir mahluku amaçsız ve gayesiz yaratmamıştır. Bu hayvanın etinden, sütünden, derisinden, gübresinden v.b yararlanmak için kullarına hizmet için sunulmuştur. Hindular inekleri kutsal kabul ettiğinden Müslümanların kurban bayramında gerginlikler yaşanmaktadır. Bu durumda Hinduların fitne meşalesini yakarak Müslümanları boğazlayacak duruma getirerek zarar ve ziyan vereceği korkusu duyulmaktadır.

 

Siri Lanka’da Devlet yapısı demokratik görülse de, kendi içersinde çelişkiler barındırıyor. Bu durum yasama ve yürütme ile kendini gösteriyor. Faklı din ve kültür bir arada yaşasa da ileride büyük çatışlara zemin hazırlayacak küçük fitne ateşi yakmakla uyuyan kitleler canavarlaşarak saldırıya geçebilirler. Diyebilirim ki, bu ülke kor halde ateşin üstünde yürümektedir. Budist olan Tamil kaplanları Müslümanların demografik yapısını değiştirerek yerlerinden etmiş, binlerce masum çocuk ve kadınlara varıncaya kadar katletmiş ve verdikleri yıkımdan sonra büyük tahribatlar bırakmıştır. Tamil kaplanlarının beyin takımları ya öldürülerek saf dışı bırakılmış, ya da batıya sürülmüştür. Er ve erbaş personeli buhar olup dağılmıştır. Müslümanlar yaşadığı travmayı atlatmaya çalışmakta ve yaraları başta Türkiye olmak üzere diğer İslam ülkelerinin katkıları ile sarılmaktadır.

 

Eski adı Seylan olan Sri Lanka, kutsal topraklar (holy land) anlamına geliyormuş. Nüfusunun % 69’u Budist, %15’i Hindu,%8’İ Hristiyan ve %8’i Müslümanlardan oluşmaktadır. Yüzölçümü bizim Kuzey Kıbrıs Türk Cumruyetinden (3.355 km) çok daha büyüktür ve 65.610 km’lik alana yayılmıştır. Bu ülkede yaygın olarak Seylanca , Tamilce ve İngilizce konuşulmaktadır.

 

Sri Lanka, Doğu Afrika ve Güney Asya arasında, okyanus yolunun üzerinde bulunduğu için tüccarların tabii bir uğrak yeri olmuştur. Ülkenin tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzamaktadır. Adanın ilk olarak ismi Yunanca “bakır renkli” demek olan Toprobane idi. Arap fetihlerinden sonra, Arapça “ beklenmedik şeylerin ülkesi ” anlamına gelen Serendip denildi. Sonraları 1972 yılına kadar kullanılacak olan Seylan ismini aldı. Bu tarihten itibaren “ oldukça debdebeli ve şaşaalı ülke ” anlamına gelen, Sir hale dilindeki Sri Lanka, ülkenin bugünkü ismi olarak kalmıştır.

 

İHH İNSANİ YARDIM VAKFI ve SİRİ LANKA

 

Her zaman hizmete talip gönül erleri dünyanın neresi olursa olsun: Dara düşmüş, zorda kalmış toplumların yarasını sarmak için belki de adını daha önce duymadığı ve haritada yerini bilmediği ülkelere kanatlanarak yardımları ulaştırmıştır.

 

Geçmişten- günümüze zamanların ruhu ve mekânların yolu sürekli değişse de, yardım faaliyet ve organizasyon yapısı teknoloji hızı ile farklı hale gelse de! Kuşaklar boyu nesil yenilenip dursa da değişmeyen güzellik halkımızın infak duygusudur.

Yirmi yıldır aralıksız faaliyet gösteren İHH İnsani Yardım Vakfı öncülüklerin koşucusu olmuş ve dünya’ya yayılmış yardım ve hizmet faaliyeti ile Osmanlı’nın vakıf medeniyet anlayışının günümüze yansıyan nişanı hale gelmiştir. Müslüman’ca duyarlılığın ve vicdani duyguların adresinde olarak gözleri yaşlı kendilerine uzanacak yardım elini bekleyen insanlığa, şefkatin ve kardeşliğin rahmet pınarını ulaştırmayı görev bilmiştir. Dil, din ve ırk gözetmeksizin ve hiçbir karşılık beklemeksizin anında seferber olunarak yardımlar taşınmaktadır. Güçlü organizasyon yapısı, ehil ve fedakar kadrosu ve gayretli gönüllüleri ile dünyayı kuşatıcı hale gelmiştir. Ülkemizin altın çerçeve içersinde yer alan ilklerin ve öncülüklerin kuruluşudur. İHH, insani ve vicdani bayrak olarak misyonunu sürdürmektedir. Ayni ve nakli yardımlarıyla kıtalar aşarak ve ufukları aralayarak dünyanın en ucra köşelerine kadar yardım elini uzatmaktadır. Acil, eğitim, kültürel ve eğitim yardımlarıyla mazlum ve yardıma muhtaç insanlığın yaşadığı topraklarda kimliğini korumakta, onları ayakta tutmakta ve geleceğe hazırlamaktadır.

 

Diğer yandan yetimleri de bu kurum bağrına basmıştır. Dile kolay 36 ülke ve bölgede 24.686 yetim çocuğu Sponsor Aile Sistemi ile düzenli olarak desteklemektedir. Ayrıca yetim çocukların ailelerini kalkındırma projeleri kapsamında 460 aileye de yaşadıkları bölgenin koşullarına uygun olarak mini dükkan, mikro kredi, tarım ve hayvancılık yapabilmeleri için gerekli makine ve sağmal hayvanların temini de sağlanmıştır.

Siri Lanka’da 3.Yetim Dayanışma Günleri kapsamında 500 kadar yetim ve öksüzlerle bir araya geldik ve onlara hediyelerini ulaştırdık. Sağlık taramaları yapıldı, çeşitli yarışma ve müsabakalar tertip edilmiştir. Salonlarda sundukları ilahi, şarkı ve tiyatro gösterileriyle bizleri mest ettiler.

 

Siri Lanka’da ilk olarak İHH İnsani Yardım Vakfının burada yaptırdığı engelliler okulunu ziyaret ettik. Bu okulda ana veya babasını kaybetmiş bedensel ve zihinsel özürlü çocukları barındırmaktadır. Çocukların bu durumu bizi hüzünlendirdi. Fakat güvenli ellerde olması ve ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanması ziyadesi ile memnun etti. Yönetici ve eğiticileri şefkatle çocukların bakımını ve eğitimini eksiksiz yerine getirmektedirler.

 

Ülkenin çeşitli şehirlerinde bulunan yetim yurtlarını da ziyaret ettik ve yetimlerle buluştuk. Yaşamını tek başına idame ettirmeye gücü yetmeyen yetimlere kendi ayakları üzerinde duracak yeterliliğe ulaşıncaya kadar destek olmak, dinî ve meslekî eğitim ortamlarını oluşturmak ve onları aile şefkati ile kucaklayarak topluma uyumlarını sağlamak amaçlanmaktadır. Yetimhane, aile ortamını aratmayacak şekilde düzenlenmiş, çocukların sevgi, huzur ve şefkat atmosferinde her türlü ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanmasına dikkat edildiğine şahit olduk.

 

Katliamın çalkantısında yitirilmiş canlar, kuraklığın kaosunda sıkışarak açlıktan bedenleri toprağın emanetine girmiş, kötü sağlık koşullarından dolayı yaşamını yitirmiş ve doğal afetlerle kaybolan ana ve babaların minicik evlatları kimsesizliğin sessizliğinde yakınlarının kucağında kalmıştır. Kimileri ya babasını, ya annesini kaybetmiştir. Ya da her ikisinden de mahrum kalan çocuklar da var. Yakınları ne yapsın kendileri de kimi zaman yardıma muhtaç ve perişan durumdadır.

 

Korunmaya ve gözetilmeye muhtaç durumda olan yetimler unutulmayarak yardım seferberliği kendilerine de uzanmış ve ellerinden tutulmuştur. Çünkü yetimler geçmişi cinayetlerle dolu batılılar tarafından kaçırılarak birkaç organı için doğranmakta ya da misyonerlerin ağında imanları çalınarak özünden ve kimliğinden uzaklaştırılmaktadır. Diğer acı gerçekse kendi şehrimizde de bizlere çarpmaktadır. Dünyanın her hangi ülkesi olursa olsun yetim veya öksüz kalmış çocuklar. Bir çatı altında bulunmayan ve yetişmeyen yetim ve öksüz çocuklar sokakların tehlikelerle dolu dişleri arasında yutularak kimliğinden ve kişiliğinden uzaklaşmakta, serseri ruh elde ederek topluma zararlı birey haline gelebilmektedir. Yaradılış gayesinden uzaklaşan insanda topluma yük olmakta ve zehir taşımaktadır.

 

Bundan dolayı, Müslüman çocuklar için yaşanabilir güvenli bir ortam oluşturmayı gaye edinerek akli ve nakli bilgilerle ruhlarını doyurarak İslami bilinci aşılayan değerler. Hem de bedenlerin gıda ve sağlık giderlerini karşılayarak akıl, ruh, beden selametlerini sağlayarak hayata kazandırılması hedeflenen yetimlere yönelik okullar. Tam 36 ülkeye yayılmış okullar ve külliyeler açılmıştır ve her geçen günde açılmaya devam edecektir.

 

TARİHİN AYNASI ve İHH

 

Geçmişin soylu tarihinde kazandığımız büyük devlet imajı doğrultusunda yol alarak geleceğin bahçesini münevver ve yaşanılır hale getirebiliriz. Tarih aynası yansıyarak ve parlayarak günümüzde de aksetmektedir.

 

Osmanlı, her vakit dara düşmüş, zorda kalmış milletlere yardım elini uzatmıştır. Zulme elini kaldırarak, haksızlığa gürleyerek dur diyebilmiştir. Osmanlı tarih sahnesinden çekildiğinden bu yana özellikle Müslümanlar sefil ve perişan duruma düşmüştür. Sömürge devletler tarafından daha şiddetle zulme uğradılar ve kaynaklarına daha vahşice saldırarak talan ettiler. Kültürlerini çiğnediler, eğitim sistemini dağıttılar, ekonomilerini yerle bir ettiler, topluma deli gömleği giydirerek istikametini saptırdılar. Bunun sonucu yetişmiş beyin ve insan gücünü kolayca toparlanmamak üzere ruh köküne varıncaya kadar kuruttular.

 

Batılılar girdikleri yerleri alabildiğine sömürüp ve semizlenip geri çekildiler. Özgürlüğüne kavuşan Müslüman toplumlar o gün ve bu gündür toparlanmaya çalışmaktadır. Tarihi ve kültürel bağlarını onarmaya, endüstrilerini geliştirmeye ve kendi öz kaynaklarıyla var olmaya çalışmaktadırlar.

 

Osmanlı tarih sahnesinden geri çekildiğinden bu yana Müslümanlar yalnızlığın pençesinde ve kimsesizliğin sessizliğinde ellerinin başını arasına sıkıştırıyorlardı. İlk defa İHH dünyaya açıldığından bu yana yerlerinden kalktılar ve yalnız olmadığını hissettiler.

 

Başta İHH olmak üzere, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetinden bu yana TİKA’nın kuruluş ve misyonuna daha da yoğun ağırlık verilerek bu kurumun yaptığı hizmetler ve diğer sivil toplum kuruluşlarının hizmet ve faaliyetleri kadirşinas kitlerin ve yöneticilerin teveccühünü kazandırmıştır.

 

Osmanlı vakıf medeniyeti hemen hemen her mahluku kapsıyordu. İşte tarihin kodları ve mirası aynen devam ederek dünyada ne kadar mağdur ve mazlum varsa ihtiyaçlarına koşulmaktadır. Tarihin aynasında İHH başrolü çekmektedir.

 

Tüm Müslümanlar Türkiye’yi umut olarak görmektedir. Türkiye’nin bu bölgelere açılmasıyla ümidin ötesinde hayata sarılmaktadırlar ve geleceği inşa etme noktasında azim sahibi olmuşlardır. Ülkemizin yaptığı ekonomik ve kültürel işbirliği, eğitim ve yardım seferberliğiyle Osmanlılının doğuşundan dolayı sevinç gözyaşı dökmektedirler. Her platformda ve sohbetlerinde Türkiye en çok yardım yapıyor ve bizleri savunuyorlar diye ekliyorlar.

 

Şair- Yazar

Özkan Karaca

ozkankaraca@atlantikmedya.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir