obilir > Konular > İlişkiler/Aşk/Flört/Evlilik > İlişkilerde Sorunlar > İletişimde Kopukluğun Nedenleri ve Sözler Yüzünden Kopan İletişim

İletişimde Kopukluğun Nedenleri ve Sözler Yüzünden Kopan İletişim

İnsanları hayvanlardan ayıran en önemli şeylerden biri dilidir. Onun için “insan konuşan hayvandır.” benzetilmesi yapılmıştır. Bir atasözümüz vardır. “Hayvanlar koklaşa koklaşa insanlar konuşa konuşa anlaşır.” Aynı dili konuşmak, anlaşmak için yeterli değildir. Aynı sözlükten konuşmak, sözlükteki sözcükleri aynı anlamda kullanarak konuşmak önemlidir.

İletişimde Kopukluğun Nedenleri

İletişimde Kopuklukİletişim dediğimiz şey; duygu, düşünce ve bilgilerin her türlü yolla başkalarına aktarılmasıdır. Yazı konusu iletişim; duygu, düşünce ve bilgilerimizi başkalarına aktarırken kullandığımız sözcükler nedeniyle kopan iletişimdir.

Sözcükler iletişimimizi sağladığı gibi iletişimimizi sakatlayan bir unsur haline de gelebilir. Sözcükler düşüncelerimizin yapı taşlarıdır. Sözcüklerle düşünürüz. Sözcüğü oluşmayan bir şeyi düşünmekte zorluk çekeriz. Düşünsek bile ifade edemeyiz.

Bir ormanı gezen orman mühendisi orman içindeki izlenimlerini çok detay vererek anlatabilir. Çünkü dağarcığında o alandaki kavramlar, sözcükler diğer insanlara göre daha fazla yer tutar. Sıradan bir insan ise ancak bol miktarda ağaç gördüğünü söyleyip bunlarla ilgili duygusal birkaç izlenim aktarabilir.

Sözcüklerin yetersiz olması, kirlenmiş olması, kötüye kullanılması, ideolojiye alet edilmesi gibi nedenlerle düşünce netliğimiz bozulmaktadır. Düşüncelerimizde meydana gelen belirsizlik, yanlış algılama, kötü değerlendirme beraberinde iletişimi bozmakta hatta koparmaktadır.

Sözcüklerin yetersiz olması

…kirlenmiş olması, kötüye kullanılması ve ideolojiye alet edilmesi

Sözcükler hayatımızı sürdürmek ve geliştirmek yolunda iletişimi sağlamak üzere kullandığımız sembollerdir. Ancak bu semboller hayatımızdaki fiili ayrıntıları tam karşılamayabilir. Bu durumda düşünme, ifade etme ve iletişim zorluğu çekeriz.

Bir dil; duygumuzu, düşüncemizi, olguları ne kadar doğru ve eksiksiz anlatıyorsa o derece zengindir. Orhan Veli’nin bir şiirinde;  “Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel/Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu/Bu derde düşmeden önce” der

Şair kelimelerin kifayetsiz olduğunu diğer bir deyimle sözcüklerin yetersiz olduğunu ifade etmektedir. Bundan yakınmaktadır.

Örneğin sevgi çok geniş bir kavramdır. Ancak özellikli bir sevgiyi anlatmak istediğimizde çok zorlanırız. Toplumumuzda bir erkek bir kadına sevgisini ifade ederken bir yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için “dünya ahret bacımsın” “seni bir insan olarak çok seviyorum” gibi ifadeler kullanır.

Bu durum beraberinde sevgiyi ifade edemeyen, korkan hatta onu tam bilmeyen bir toplumu doğurmaktadır. Bazen bir duygunun bir düşüncenin bir olgunun kelime karşılığı olmaz.  O zaman çok zorluk çekeriz. Ya da ciddi iletişim kazaları oluşur. Hatta bu kaza insanlığın mahvına yol açabilir.

“İkinci dünya savaşı sonuna doğru 1945 yılında ABD tarafından Japonya’ya teslim olma çağrısında bulunan bir nota verilmişti. Batı düşüncesinin temelindeki ikilikli düzene göre, Japonya bu notayı ya kabul edebilirdi ya da reddebilirdi; başka olasılık bulunmazdı. Doğu kültüründeki Japonlar için her şey bu kadar kesin olarak ikiye ayrılmamış olduğu için, onların cevap notasında (mokusatsu) sözcüğü kullanılmıştı. Bu sözcük şu iki anlama birlikte gelmekteydi: “Danışmada bulunmak üzere, cevabı şimdilik askıya almak” ve “Boş vermek, aldırmamak, kabul etmemek, reddetmek”. İngilizceye yapılan çeviride bu Japonca sözcüğün ince anlam ayrılığı kaybolunca, verilen cevap ‘olumsuz’ yani ‘red’ olarak yorumlanmış; bunun sonucunda da, iki atom bombası Hiroşima ve Nagazaki üzerinde patlatılmıştı.”(Özcan Başkan, Bildirişim. Altın Kitaplar Yayınevi,1988, İstanbul)

Bizde de “evet” ile  “hayır” arasında Japonlar gibi ayrıntılı sözcükler bulunmadığından halimizi ifadede zorluk yaşarız. Sevdiğimiz bir arkadaşımızın hoşumuza gitmeyen bir sinema davetini cevaplarken sözcük yetersizliği nedeniyle tutarsız bir durum sergileriz. Çünkü bu cevabın hem aradaki sevgiyi zedelememesi hem de gitmeme iradesini yansıtmasını isteriz. Sözcük yetersizliğinden gerçekçi olmayan mazeretler ileri sürer tabiri caizse “kıvırtma” içine gireriz. Bu durum aradaki iletişimi olumsuz yönde etkiler.

İletişimde Sözcük Kirliliği

Sözcük kirliliği çoğu zaman dil kirliliği olarak isimlendirilir. Dilimize yerli yersiz giren kendi gırtlak yapımıza ve ses uyumuna uymayan sözcükler dilimizde kirliliğe yol açmakta ve iletişimi zedelemektedir.

Buradaki sorun dilimize bir yabancı sözcüğün girmesi değildir. Dil, yabancı sözcükleri bünyesine alarak gelişir ve zenginleşir. Ancak bunun kabul edilebilir bir oranda olması yani dilin yabancı sözcüklerle istila edilmemesi gerekir.

Diğer yandan ihtiyaç ortaya çıktığında sözcükler mümkünse Türkçe sözcüklerden üretilmesi ancak yabancı sözcüğün alınması kaçınılmaz ise Türkçe ses yapısı ile uyumlaştırılarak alınması uygun olur.

İnternetin hayatımıza çok kapsayıcı şekilde girmesi de dilin kirlenmesi sonucunu doğurmuştur. Silmek yerine” resetlemek” iletmek yerine “forward etmek” taramak yerine “scan etmek” vb. tabirleri kullanılmaktadır.

Sözcüklerin kötüye kullanılması da iletişimi etkilemekte kutsal bilinen sözcükler süfli bir anlamda kullanılmaktadır.

Aşk sözcüğü ruhsal bir durumu ifade eden kutsal ve yoğun bir sevgi anlamında kullanılırken medya tarafından çoğu zaman cinsellik anlamında kullanıldığı için anlam karmaşasına yol açmaktadır. Eskiden aşk genellikle ilahi bir duyguyla özdeşleştirilirdi. Ama günümüzde medya tarafından ünlülerle ilgili magazin haberi verirken “aşk yaparken yakalandı” ibaresi, aşk kavramını göklerden indirip yerin dibine batırmıştır. Kişiler artık aşkını ifade ederken temkinli konuşmak sözcüğün ulvi ya da süfli yönünü dikkate almak zorunda kalmaktadır.

Recep, Ramazan, Şaban sözcükleri de dini kültürümüzün önemli sözcükleriyken kötü anlamda kullanılan film tiplemeleriyle kafamızdaki çağrışımları zedelenmiştir. Recep İvedik, Tatar Ramazan, İnek Şaban tiplemelerinde maganda, suçlu, avanak imajlarıyla bu sözcükler artık isim olarak çocuklara verilmemeye başlanmıştır. Şaban dediğinizde otomatik olarak İnek Şaban tiplemesi hatıra gelmektedir.

Kutsal değerlerimizi ifade eden sözcüklerin kötüye kullanımı, hayata dair nirengi noktalarımızın kaygan zemine taşınmasına ve yerimizi yönümüzü tespit etmekte zorluk yaşamamıza yol açmaktadır. Artık; etiket, üstünde durduğu manayı ifade etmemektedir. Bu durum, piyasaya sahte para sürülmesinden daha vahimdir. Çünkü sahte para ekonomik hayatı sekteye uğratırken sahte sözcükler düşünce dünyamızı çıkmaza sürüklemektedir.

Sözcükler ideolojik semboller haline getirildiğinde iletişimde sakatlıklar oluşur. Bir zamanlar, kullandığınız her sözcük sizin ideolojik olarak kategorize edilmenize yol açardı. Sağlık Kolejinde öğrenci iken Fizik Öğretmenimiz “Buradan mezun olunca bu millete hizmet edeceksiniz” diye bir ön konuşma yapmıştı. Teneffüste öğrencilerin bir kısmı öğretmenin faşist olduğunu çünkü “halk” yerine “millet” sözcüğünü kullandığını konuşuyorlardı.

Günümüzde bile ulusalcılığı kullanırsan solcu, milliyetçiliği kullanırsan sağcı, yurtsever dediğinizde solcu, vatansever dediğinizde sağcı, örgüt tabirini kullandığınızda solcu, teşkilat tabirini kullandığınızda sağcı olarak algılanabilirsiniz. Sözcüklerin ideolojik sembollere dönüşmesi iletişimi sakatladığı gibi insanları birbirinden ayırmakta ve yabancılaştırmaktadır. Aslında sözcükler iletişime köprü olması gerekir iken anılan sebeplerle iletişime duvar da olmaktadır.

İletişimde Koğukluğun Olmaması İçin Ne Yapılmalı?

1- Hepimizin ortak değerleri olan ve kutsallık yüklediğimiz sözcüklerin kötüye kullanılmasına karşı çıkmalıyız. Nasıl ki, tarihi değeri olan bir ağacı koruma altına alıyoruz. Aynen öylede kültürümüzün yapı taşı niteliğindeki hayatımızın nirengi noktası olan sözcükleri koruma altına almalıyız.

2– Dilimize yabancı ülkelerden giren sözcüklere karşı da bir gümrük kapımız olmalıdır. Nasıl ülkeye sokulması yasak maddeleri içeri almıyorsak Türkçemizi de tehlikeye sokan sözcüklere karşı da tedbirler almalıyız. Çin mallarının ülkeyi istila edip ekonomimizi çökertmesi gibi yabancı dillerin de milli dilimizi istila edip kültürümüzü çökertmesine izin vermemeliyiz.

3- Toplumun önderleri, sanatçılar, siyasetçiler, yazarlar doğru Türkçe kullanmalıdır. Bir sözcüğün Türkçesi varsa yerine yabancı sözcükler kullanılmamalıdır.

4- Dile sahip çıkmanın ülkeye, devlete ve millete sahip çıkma ile aynı anlamına geldiği bilinmelidir.

5- Okullarda okumayı ve sözlük kullanmayı bir alışkanlık haline getirmek gerekir.

6- “Türkçe bizim ses bayrağımızdır”. Onu korumazsak dünya milletleri arasında sesimiz kaybolacaktır. Onun için sözcükleri doğru kullanmamız ve korumamız gerekir.

Sözcüklerin arı duru, güvenilir ve iletişimin sağlıklı olduğu güçlü bir toplum diliyorum.

Tavsiyeler

Kişisel ve profesyonel hayatında başarılı olmak isteyenler için hazırlanan tecrübe birikimiyle oluşturulmuş bu linkteki SÖZEL OLMAYAN İLETİŞİM ve KARİZMA e-kitabı sağlıklı iletişimde size rehber olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir