Kıskanç Olmak ve İlişkilerde Kıskançlık Nedenleri

Patolojik Kıskançlık (Othello Sendromu)’ın Romantik İlişkilere Yansımasının Cinsiyetler Açısından İncelenmesi:

Kıskançlığın insanın doğasında mı olduğu, yoksa sonradan öğrenilen sosyo-kültürel bir kavram mı olduğu günümüzde hala tartışılmaktadır. Evrim teorisine göre kıskançlık, hem kadın hem erkek için doğuştan gelen doğal bir tepki, cinsiyet farklılıkları ise insanın evrimsel tarihi boyunca karşılaştığı farklı üreme şekilleri ve uyum problemlerine bağlı olarak gelişmektedir. Sosyo-kültürel yaklaşıma göre ise kıskançlık, sosyal ve kültürel bir olgudur. Kişi yaşadıkça, içinde bulunduğu toplumun yarattığı ilişki örüntülerine göre kıskanmayı öğrenir. Buna ek olarak, kadınların mı yoksa erkeklerin mi daha kıskanç olduğu konusundaki sorular da uzmanları belli bir süredir meşgul etmektedir. Kıskançlıkla ilgili bu sorulara hala net yanıtlar bulunamazken, günümüzde bu çok iyi bilinen bir gerçektir ki aşırı kıskançlık bireyler ve ilişkiler için ciddi tehlikeler oluşturmaktadır. Bu tehlikelerin en başında da kıskançlık cinayetleri gelmektedir. Günümüzde, kadın cinayetlerinin artış gösterdiği genel olarak kabul görmüş durumdadır. 2009 yılında Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı 2002-2009 yılları arası kadın cinayetleri oranında yüzde 1400’lük artış belirlenmiştir. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun hazırladığı rapora göre, bu cinayetlerin % 22’si kıskançlık sebebiyle işlenmektedir. Bu genel bilginin ışığında, bu çalışmayı tetikleyen asıl etmenler: “Kıskançlığın tetikleyicileri nelerdir? Erkek ve kadınların kıskançlık düzeyleri farklı mıdır? ve cinsiyetlerin bu kıskançlığı yaşama biçimleri nasıldır?” sorularıdır. Bu soruların cevabına patolojik kıskançlık konusuna daha yakından bakarak ulaşabiliriz.

Giriş

İlişkilerde KıskançlıkYakın ilişkilerde yaşanan kıskançlık, bireylerde yaygın, yıpratıcı ve en güçlü duygulardan biri olarak görülmektedir. Geçmişten günümüze, felsefe, edebiyat, sosyoloji, antropoloji, özellikle de klinik psikoloji ve sosyal psikoloji kaynaklarında kıskançlık yoğun bir biçimde ele alınmıştır (Demirtaş&Dönmez, 2006). Çok boyutlu ve çok değişkenli bir olgu olması nedeniyle kıskançlık literatürde pek çok farklı açıdan tanımlanmaktadır.

Pines’a (1998) göre kıskançlık, değer verilen bir ilişkinin bozulmasına ya da kaybedilmesine neden olacak bir tehdit algılandığında verilen karmaşık bir tepkidir. Buunk ve Bringle’a (1987) göre kıskançlık, bireyin önceden var olan ya da devam eden bir ilişkisindeki eşiyle üçüncü bir şahısın ilişkisinden kaynaklanan, hoş olmayan duygusal bir reaksiyondur (Demirtaş&Dönmez, 2006). Psikiatrik açıdan ise, kişinin benlik saygısına karşı oluşan bilinçaltı tehditlerine karşı bir reaksiyon olarak tanımlanmaktadır (Tezcan&Ülkeroğlu, 1995). Tüm bu tanımlardan da anlaşılacağı gibi, kıskançlık tek ve yalın bir kavram ya da duygu değil, bir duygular ve tepkiler karmaşasıdır.

1922’de Freud, normal kıskançlığın bile mantık dışı bir olay sayılması gerektiğini, böyle bir duygunun bilinç denetimi altında olmadığı gibi, dış dünyanın görünen ve paylaşılan gerçekliği ile tutarsız olduğu görüşünü dile getirmiştir (Hocaoğlu, 2001).

Margaret Mead (1977), kıskançlığın temelinde bütünüyle bireyin kendine ait saygısının tehlikeye dümesine neden olacak bir duruma verilen tepkinin yattığını öne sürmektedir. Bu görüşünü de, devrimden önce Fransa’da “ilk gece hakkı” geleneğini örnek vererek desteklemektedir. Bu geleneğe göre, lordlar hükmettikleri bölgelerde, gelinlerle ilk gece önce kendileri birlikte olmaktadırlar. Bu sebeple halk çok sinirlenmekte ve tepki göstermektedir. Ancak, Mead’e göre, erkeklerin sergilediği bu rahatsız tutum ve kıskançlığın altında, eşlerinin ilk gece lordla birlikte olması ve bunun ilişkilerine getirebileceği zarar değil, geleneğin kendi güçsüzlük ve yetersizliklerini açığa vurması yatmaktadır (Demirtaş, 2004).

En yaygın kıskançlık sanrısı eşin aldattığına inanma durumudur. Belli bir oranda sadakatsizlik yaşanmış olabilir fakat  kişinin bu duruma gösterdiği tepki büyüklüğü ve sadakatsizlik sanrısını kanıtlamak için delil toplaması patolojik bir özellik gösterir (Erben, 2008).

Toplumumuzda kıskançlık genellikle hoşgörü ile karşılanmaktadır fakat bu kıskançlık anormal derecede olduğunda ve patolojik boyutlar aldığında, hem bu duyguyu yaşayan kişi, hem de duygunun yansıtıldığı eş için ilişkiyi olumsuz yönde etkileyebilir ve zamanla kıskançlık duygusuyla ortaya çıkabilen sadakatsizlik duygusunun yoğunluğu ilişkinin devamlılığını daha da zorlaştırabilir (Tezcan&Ülkeroğlu, 1995). Yoğun yaşanan kıskançlık yalnızca öfkeye neden olmaz, aynı zamanda kıskanç bireyler dürüstlük saplantısı ile saldırgan davranışlarını haklı çıkarmak için uğraşabilirler. Kıskançlığı yoğun olarak yaşayan birey eşi başta olmak üzere, çevresindeki insanlara zarar verebilir hatta öldürebilir (Erben, 2008).

Kingham ve Gordon’a göre, patolojik kıskançlık, somut delillere dayalı olmayan, aşırı veya kabul edilemez davranışlar ile bir dizi irrasyonel düşünce ve duyguları beraberinde getiren, romantik partner tarafından aldatılma endişesidir.

Aldatma ve kıskançlık çağlardan beri bilinen kavramlar olsalar da, kıskançlık ancak modern zamanlarda popüler isimler kazanmıştır. Patolojik kıskançlık için, sanrısal kıskançlık, cinsel kıskançlık, erotik kıskançlık sendromu, hastalıklı kıskançlık, psikotik kıskançlık, evlilik paranoyası gibi ifadeler kullanılmıştır (Cipriani, Vedovello, Nuti & Vedovello, 2012).

Günümüzde ise patolojik kıskançlık “Othello Sendromu” olarak tanımlanmaktadır. Patolojik kıskançlığa adını veren Othello Sendromu ismini Shakespeares’in,  yakalandığı kıskançlık hastalığı nedeniyle, şüphelerinin içinde boğularak delice aşık olduğu karısını ve kendisini öldüren karakteri anlattığı“Othello”oyunundan almaktadır. Othello Sendromu, bireyin romantik ilişki yaşadığı eşi tarafından hissettiği sadakatsizlik ve aldatılma yanılsamasını ifade etmektedir (Radford, Whitwell, Geda & Josephs, 2012).

Othello Sendromu yaşayan birey, bir gerçeğe dayanmaksızın eşinin kendisini aldattığı sanrısına sahiptir ve bu sanrıdan rahatsız dahi olsa bunları kurgulamaktan kendini alıkoyamaz. Bu rahatsızlık, kişinin sevdiği birini hastalık derecesinde kıskanması durumu olarakta ifade edilmektedir. Bu aldatılma sanrısı gerçekçi bir neden olmaksızın başlar ve bu inanç giysilerdeki ya da çarşaflardaki lekeler gibi küçük delillerle desteklenen gerçekçi olmayan tahminlere dayandırılır. Bütün bu deliller toplanır ve kişinin inancını doğrulaması için kullanılır. Böyle bir sanrısı olan kişi genellikle eşinin ya da sevgilisinin sanrısal sadakatsizliğini bozma girişimlerinde bulunur (örneğin eşin aşığını bulmaya çalışma, eşi izleme, takip etme, kısıtlama veya fiziksel şiddet uygulama gibi.)

Bu sendromun bütün psikiyatrik hastalıklar içinde görülme sıklığı binde ikiden daha azdır. Semptomlar ani başlar ve ancak eşin ayrılması ya da ölümünden sonra çözülür. Bu sendromun adli yönleri bir çok araştırmada vurgulanmıştır: sanrısal kıskançlık şiddet, cinayet ve diğer suç eylemleri için bilinen bir risk faktörüdür (Ölmez, 2012).
Freud, kıskançlığın erken çocuklukta yaşanan ödipal tutarsızlıklarla ilgili olduğunu iddia etmiştir. Freud’a göre insanlar, çocukluklarında doyurulmamış ihtiyaçlarını karşılayacak kişileri seçer ve tatmin olmayarak şekillenmiş içsel süreçlerini bu seçtikleri kişilere yönlendirirler. Örneğin annesi babasını aldatan bir çocuk, aslında sadık olan karısına sadakatsiz eş imgesini yansıtabilir.

Freud’a göre kıskançlık şunlardan oluşur

– Sevdiğimiz bir insanı kaybetme düşüncesinin verdiği acı.

– İstediğimiz her şeyi elde edemeyeceğimizi fark etmemizin verdiği acı.

– Kendimizden daha başarılı rakibe duyduğumuz düşmanlık.

– Kaybımız için az ya da çok kendimizi eleştirmemiz (Altınmakas, 2011)

İlgili Araştırma Bulguları

Cinsel Kıskançlık

Cinsel ve Duygusal Kıskançlığın Tetikleyicileri

Shackelford ve Buss tarafından 1997 yılında yapılan bir araştırma sonucunda, cinsel ve duygusal kıskançlığı tetikleyen belirli davranışlar olduğu gözlemlenmiştir. Partnerin bir başkasıyla cinsel birliktelik yaşadığı yönünde bir kuşku oluşmasına neden olan davanışlar şu şekilde özetlenmiştir;

– Eşlerin cinsel hayatının özelliğine kast eden bir takım fiziksel belirtiler (örn. eşin bir başkasıyla fiziksel yakınlığa girdiğine işaret eden bir koku).

– Cinsel sadakatsizliği açığa vurma (örn. eşin bir başkasıyla cinsel beraberlik yaşadığını itiraf etmesi).

– Cinsel hayatın alışılagelmiş sıklığının ve şeklinin belirgin şekilde değişmesi (örn. eşin farklı cinsel deneyimler teklif etmesi).

– Artan cinsel ilgi ve duyguların abartılı bir şekilde açığa vurulması (örn. eşin daha sık cinsellikten konuşması).

– Cinsel isteksizlik ve sıkılma (örn. eşin her zamankinden daha az cinsel yakınlaşma başlatması) (Madran, 2008).

Shackelford ve Buss (1997) aynı araştırma sonucunda, duygusal kıskançlığı tetikleyen 7 davranış belirlemişlerdir.

– İlişkisel doyumsuzluk ve aşkın yitimi (örn. eşin başkalarıyla da görüşmek istediğini belirtmesi).

– Duygusal ihmalkarlık (örn. eşin özel günleri hatırlamaması ve sevgisini eski sıklığında dile getirmemesi).

– Birlikte vakit geçirmede isteksizlik (örn. arkadaş toplantılarına eşini davet etmemeye başlama).

– Pasif reddetme ve düşüncesizce davranışlar sergilemeye başlama (örn. kaba davranışlar sergileme, daha az sevgi-saygı gösterme).

– Öfkeli, eleştirel ve sorgulayıcı iletişime kurma (örn. eşin sık sık yıkıcı eleştirilerde bulunması ve tartışma çıkarmaya çabalaması).

– Belirli bir birey hakkında konuşmaktan kaçınma (örn. özellikle bir kişi hakkında konuşmama)

– Suçlu ve kaygılı bir iletişim tarzı benimseme (örn. aşırı gergin davranma ya da çok hoşgörülü ve affedici davranma) (Madran, 2008).

Salowey (1996) ve DeSteno (1998) ise , kadınların rakiplerinin fiziksel özelliklerine, erkeklerin ise statülerine (iş, para) bağlı olarak daha fazla kıskançlık hissettiklerini bildirmiştir. Yani bireylerin kıskançlığının, rakip kişide, kendi partnerlerinin önemli bulduğu özellikleri gördükleri zamanlarda arttığını ve rakiple ilgili değerlendirmelerini bu özellikler üzerinden yaptıklarını belirtmiştir (Aydın, 2011).

Kadın Mı Erkek Mi Daha Kıskanç

Kıskançlık Düzeyi

Bugüne dek yürütülmüş olan çalışmalara bakıldığında, kadınların mı erkeklerin mi daha kıskanç olduğu konusu sıklıkla incelenmiş fakat bu yönde belirgin bir farklılık olduğuna dair kesin bulgular elde edilememiştir. Bu doğrultuda kıskançlıkla ilişkisi en çok sorgulanan değişkenlerden birinin cinsiyet olduğu göze çarpmaktadır. Pek çok çalışmada patolojik kıskançlığın daha çok erkeklerde görüldüğü bulgulanmış olmakla birlikte patolojik kıskançlığın kadınlarda daha sık görüldüğüne dair bulgular da mevcuttur (Hocaoğlu, 2001). Bununda beraber, birçok araştırmada kadın ve erkeklerin kıskançlığı algılayış ve yaşayış biçimleri açısından anlamlı farklılıklar gözlenmiştir. Romantik ilişkilerde sadakatsizliğe verilen psikolojik tepkileri açıklamaya yönelik çabalar Buss ve arkadaşlarının (1992) farklı sadakatsizlik senaryolarının kadın ve erkeklerde farklı duygusal tepkilere yol açtığını ortaya koyması ile hız kazanmıştır.

Pines ve Aronson (1983) araştırmalarında katılımcılarından 7 dereceli bir ölçek üzerinde kıskançlık düzeylerini işaretlemelerini istemişler ve ulaştıkları bulgular, belirtilen kıskançlık düzeyi açısından kadınlarla erkekler arasında anlamlı bir farklılık gözlenmediğini ortaya koymuştur. Pines ve Friedman (1998) da kıskançlık düzeyi açısından kadınlarla erkekler arasında bir farklılık bulmamışlardır (Demirtaş&Dönmez, 2006). Bu konuda bir genellemeye varabilmek için daha fazla araştırmanın yapılması gerektiği görülmektedir.

Kıskanma Biçimleri

Kıskançlıkla ilgili bir diğer araştırma değişkeni ise kadın ve erkeklerin kıskanma biçimleridir. Kadınların erkeklerden daha çok duygusal, erkeklerinse kadınlardan daha çok cinsel kıskançlık yaşadıkları doğrultusunda birçok araştırma gerçekleştirilmiştir. Birkaç araştırma dışında (Harris ve Christenfeld 1996, Nannini ve Meyers 2000) bu hipotezin desteklendiği görülmektedir. Diğer bir deyişle, duygusal sadakatsizliğin kadınlarda, cinsel sadakatsizliğin de erkeklerde daha güçlü bir tepkiye ve kıskançlığa yol açtığı söylenilebilir. Aynı bulgulara, Çin, Almanya, Japonya, Kore, Hollanda, İsveç, Amerika ve Türkiye’de yapılan çalışmalarda da ulaşılmıştır. Ancak, tüm bu kanıtların yanında, birçok akademisyen, kadınlarla erkekler arasında gözlemlenen bu farklılığın temelde sosyal ve bilişsel öğrenme süreçleriyle ilişkili olduğunu savunarak evrimsel yaklaşımı eleştirmektedirler (Madran, 2008). Ek olarak araştırmacılar daha sonra seksüel sadakatsizliğin duygusal sadakatsizliği doğurabileceğine, duygusal sadakatsizliğin de bir diğerine yol  açacağına değinerek, kesin bir ayrım yapmanın mantıklı olmayabileceği sonucuna varmışlardır.

Kıskançlığın Etkileri

Kıskançlığın etkilerini ölçmeye yönelik olarak, Pines ve Aronson’un (1983) geliştirmiş oldukları Romantik Kıskançlık Ölçeği dışında bir araştırmaya henüz rastlanmamaktadır. Bu ölçeğe göre kıskançlığın etkileri 15 madde ile değerlendirilmektedir. Bu 15 maddenin 7’si olumlu 8’i olumsuzdur. Bu ölçeğe göre hem kadınların hem de erkeklerin kıskançlığın etkilerinin daha çok olumsuz olduğunu düşündükleri görülmektedir. Ek olaral, kadınların kıskançlığın “fiziksel ve duygusal sıkıntıya yol açar” cümlesi ile ifade edilen olumsuz etkisine anlamlı olarak daha yüksek puan verdikleri görülmektedir (Demirtaş, 2004).

Kıskançlığa Verilen Tepkiler ve Başetme Yöntemleri

Birçok araştırma, kıskançlıkla baş ederken kadınların erkeklerden daha “yapıcı” stratejiler izlediklerini göstermektedir. Buunk, Erber, Shettel- Neuber, Bryson ve Young tarafından ortaya konan bir çok çalışmada baş etme yöntemleri ile ilgili anlamlı cinsiyet farklılıkları bulunmuştur. Bu araştırmalar, genel olarak erkeklerin saldırganlığa eğilimli olduklarını ve fiziksel tepkiler verdiklerini, kadınlarınsa daha çok duygusal tepkiler verdiğini belirtmektedir(Demirtaş&Dönmez, 2006).

“Kıskançlık durumunda verilen tepkiler” acısından bir başka araştırmada da yine anlamlı farklar bulgulanmıştır. Örneğin, Shettel-Neuber, Bryson ve Young (1978),  katılımcılara kıskançlığı tetikleyici bazı görüntüler izleterek, katılımcıların bu görüntülere verdiği tepkiler gözlemlenmiştir. Değerlendirmeler erkeklerin kadınlardan daha fazla öfke ve  saldırganlık sergilediklerini, kadınlarınsa daha çok depresif tepkiler vererek kendilerini suçladıklarını bulgulamıştır.

Clanton ve Smith (1977) yaptıkları klinik araştırmalarda kıskançlık durumunda verilen tepkiler açısından kadınlarla erkekler arasında bulgulanan farklılıkları Çizelge 1’deki gibi özetlemektedirler (Demirtaş, 2004).

Çizelge 1: Kıskançlık durumunda verilen tepkiler açısından kadınlarla erkekler

arasında gözlenen farklılıklar

ERKEK

KADIN

Duygular

Umursamama

Önemseme

Tepkiler

Öfke ve saldırganlık

Depresyon

Tetikleyici türü

Cinsel

Duygusal

Suçlama

Eşe ya da rakibe yönelik

Kendine yönelik

H.A. Demirtaş, 2004, s. 56’dan uyarlanmıştır.

Daly ve Wilson’a (1988) göre aldatılma, kadından çok erkekte, eşe yönelik şiddet ve

cinayetlerin ardındaki en önemli motivasyon kaynağıdır. Söz konusu saldırgan davranışlar için öfke güçlü bir tetikleyicidir. “Aldatılmaya Verilen Duygusal Tepkiler” adlı araştırmada, aldatılma durumunda hissedilen duygulardan en fazla seçilen duygunun %26.8’lik bir oranla “öfke” olduğunu, öfkeyi seçenlerin %67’sinin de erkek katılımcılar olduğunu ortaya konmuştur. Diğer bir deyişle, literatürle uyumlu olarak, sadakatsizlik erkekte kıskançlık ve öfkeye daha çok yol açmakta ve bu duygusal tepki olası şiddet tepkilerine zemin hazırlamaktadır (Çetinkaya ve ark., 2014)

Bryson (1991), kıskançlığa verilen tepkilerle cinsiyet arasındaki ilişkinin kültürden kültüre farklılaştığını ortaya koymuştur. Mead (1977) ve White (1981)’a göre, kadınlarla erkeklerin farklı kıskançlık türlerini sergiliyor olmaları biyolojik etmenlere değil iki cins arasındaki toplumsal ve kültürel süreçlerden kaynaklanan güç farklılıklarına dayanmaktadır (Madran, 2008).

Hupka(1981) benzer olarak, kültürün kıskançlığın en temel belirleyicilerinden biri olduğunu savunmuş, kıskançlığın evlenmeyi ve eş edinmeyi önemseyen kültürlerde çok daha fazla olduğunu belirtmiştir. Buna göre, evliliği ödüllendiren bu  toplumlarda, ilişkinin tehlikeye girmesi elde edilen toplumsal ödüllerden yoksun kalma anlamına gelmektedir. Kıskançlığın evrensel olduğu gerçeğini ve kıskançlığın olmadığı bir kültürün düşünülemeyeceğini belirtir fakat düzeyi, türü ve diğer boyutları açısından farklılıkların olabileceğini savunur. Öte yandan bu görüşü eleştirenler de bulunmaktadır. Örneğin O’Neill ve O’Neill’e göre (1972), kıskançlık yalnızca öğrenilen kültürel bir değerdir; bazı kültürler üyelerine kıskançlığı öğretirken bazıları da öğretmez (Demirtaş, 2004).

Sonuç ve Tartışma

Bu araştırmada, bugüne kadar kıskançlık, patolojik kıskançlık ve othello sendromu ile ilgili yapılan araştırmalara ilişkin literatür incelenmiş ve bu doğrultuda çok boyutlu ve çok değişkenli bir olgu olan ve literatürde pek çok farklı açıdan  tanımlanmış olan kıskançlık kavramının çeşitli tanımlamalarına yer verilmiş, othello sendromu ve semptomları tanımlanmış, cinsel ve duygusal aldatmanın sebepleri belirtilmiş ve kıskançlık kavramı cinsiyetler açısından çeşitli değişkenlere göre değerlendirilmiştir.

Cinsiyetler açısından incelenen kıskançlık kavramı ile ilgili günümüze kadar yapılan araştırmalarda, ilk olarak kıskançlık düzeyi konusunda cinsiyetler arasında belirgin bir farklılık bulgulanmadığına açıklık getirilmiş, bu konuda bir genellemeye varabilmek için daha çok araştırılma yapılması gerektiği vurgulanmıştır.

İkinci olarak, kıskançlığın etkileri cinsiyetler açısından değerlendirilmiş, Konu ile ilgili yapılmış olan tek ölçekten elde edilen verilere göre, hem kadınların hem de erkeklerin kıskançlığın etkilerinin daha çok olumsuz olduğunu düşündükleri bulgulanmıştır.

Üçüncü olarak, cinsel ve duygusal aldatılma durumlarında, erkekler ile kadınların verdiği tepkilerdeki farklılığa değinilmiş ve incelenen birçok araştırma doğrultusunda kadınların tepkilerinin daha içe yönelik, erkeklerin ise dışa yönelik olduğu ortaya konmuş ve patolojik kıskançlığın yol açabileceği risk faktörlerine dikkat çekilmiştir.

Son olarak, araştırmalardan edinilen bilgilere göre, kadınların duygusal aldatmaya, erkeklerin ise cinsel aldatmaya daha çok tepki gösterdiği belirtilmiş, bu sonuçlar doğrultusunda çeşitli araştırmacıların ve yaklaşımların farklı bakış açılarına yer verilmiştir. Birçok araştırmacı duygusal ve cinsel aldatma ile ilgili bu araştırma sonuçlarını desteklerken, birçoğu da bunun kültürden kültüre farklılık gösterdiğini savunmaktadır. Bu konu ile ilgili süregelen tartışmalar, kesin yargılara varabilmek için, kültürel farklılıkları da içine alan geniş kapsamlı ve çok boyutlu ölçeklerin ve araştırmaların gerekliliğini açığa çıkartıyor. Othello Sendromu ve patolojik kıskançlığı çeşitli araştırmalardan ve bulgulardan yararlanarak açıklayarak, umuyoruz ki kıskançlık konusunda daha kapsamlı bir bilgi bütünü üretebilmişizdir.

Kaynakça

1. Altınmakas, B. (2011) Kıskançlık Kavramının Psikolojideki Yeri. Arel Eğitim Kurumlari, 29: 24- 25.

2. Aydın, H. (2011). Kıskançlık. from http://www .madalyonklinik.com/tr/yayinlar/bilgilendirici-yazilar/kiskanclik

3. Buss, D.M., Larsen, R.J., Westen, D. ve ark. (1992). Sex differences in jealousy: Evolution,

physiology, and psychology. Psychological Science, 3: 251-255.

4. Cipriani, G., Vedovello, M., Nuti, A. & Vedovello, A. (2012). Dangerous passion: Othello Syndrome and Dementia. Psychiatry and Clinical Neurosciences, 66: 467–473.

5. Çetinkaya, H., Dural, S., Can, S., Kaya,A.G., Hünler, O.S. (2014). Aldatılmaya Verilen Duygusal Tepkiler. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 15(1): 15-23.

6. Demirtaş, H., A. & Dönmez, A. (2006). Yakın İlişkilerde Kıskançlık: Bireysel, İlişkisel ve Durumsal Değişkenler. Türk Psikiyatri Dergisi, 17(3):181-191.

7. Demirtaş, H., A. (2004). Yakın İlişkilerde Kıskançlık: Bireysel, İlişkisel ve Durumsal Değişkenler. Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, Türkiye.

8. Erben, G. (2008). Hezeyanlı Bozuklukta Hezeyan Profili ve Bağlantılı Parametreler. Uzmanlık Tezi, 17-19.

9. Hocaoğlu, Ç. (2001). Paranoid Semptomlar Ve Sendromlar. Psikiatri Dünyası; 5: 97-104.

10. Madran, H.A., (2008). Duygusal ve Cinsel Kıskançlık Açısından Temel Cinsiyet Farklılıkları: Evrimsel Yaklaşım ve Süregelen Tartışmalar. Türk Psikiyatri Dergisi, 19(3): 300-309.

11. Ölmez,T. (2012).Sanrısal Bozukluk from http://www. psikiyatr.com/sanrisalbozukluk.htm

12. Radford, J.G., Whitwell, J.L., Geda, Y.E. & Josephs, K.A.(2012). Clinical and imaging features of Othello’s Syndrome. European Journal of Neurology, 19: 38-46.

13. Tezcan, A.,E. & Ülkeroğlu, F.(1995). Patolojik Bir Kıskançlık Vakası. Düşünen Adam; 8 (3): 15-17.

Özgecan Nuryüz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir