obilir > Konular > Edebiyat (genel) > Deneme > Mutluluğu Bulmak İçin Karşılıksız Vermeyi Bilmek Gerekir

Mutluluğu Bulmak İçin Karşılıksız Vermeyi Bilmek Gerekir

Mutluluk yürekteki ışıktır ve açıvermek gerek perdeleri sonuna kadar. Ne zamanki ben, sen, o, biz, siz, onlar kalkıp ta hep birlikte ben olmanın güzelliğine varabilirse insan mutluluğu yakalayabilir. Mutluluk komünel olarak yaşanılası bir duygudur aslında ve paylaşımın karşılıksız verilmesi gerekir ki süreklilik arz eder olsun…

Mutluluk Arayışı

Derler ki yer ve gök hep kardeşmiş ta ki insanoğlu araya uçakları, binaları, asfaltları, dev yolları yapıp onları ayırana kadar… İşte o günden beri insanlar sözde birbirlerine yakınlaşmış olsalar dahi birbirlerinden binlerce kilometre uzağa düşmüşler, biri alt katta diğeri üst katta olmasına rağmen yer ve gök gibi birbirlerinden kopuyorlar.

 

Sevginin en derin halini terk etmiş insanlar, biri yer olmuş diğeri gök araya yüksek binalar yapıp düşüvermişler kendilerinden başka ülkelere. İki paralel doğru üzerinde ilerlerken bile birbirini göremiyorlar, görmezlikten geliyorlar. Masal bu ya herkes mutsuz ve mutluluğu aramaya başlamış, kimi bir taşın altında, kimi denizlerde, ormanda, gölün kıyısında, nehrin suyunda, gökyüzünün bulutunda aramış bulamamış.

Hem zenginliği ve mutluluğu kaybetmiş insanoğlu, zenginlik bu ya sadece para ile değerlendirilir olmuş. Yüreği bir okka etmeyen adamlar cebinde parası var diye adamdan sayılır olmuş. Yürekli kızlar ve delikanlılar sevdasının peşine düşmüş o düşme öyle derin ve anlamlı olmuş ki bazen adına kavga demişler, bazen de sevgi, aşk, dostluk, arkadaşlık ve güzellik.

 

Uzamış günler saatler bir ileri bir geri alınır olmuş sanki günü kandıracakların sanıyorlar oysa ne günün nede zamanın kendi içinde saat kavramı var. Karanlık bastığında kendine çekilirken dünya insanoğlu yarattığı yapay ışıklandırmalar ile geceyi de gündüze çevirmiş ve salıvermiş kendini sokaklara, barlara, gece hayatı dediği tanımlara. İçki kadehlerini devirdikçe mutluluk hangisinde diye bakar olmuş bulana kadar devirmiş kadehleri ne yazık ki hiçbirinde bulamamış. Bitivermiş kadehler, şişeler ve kişiler. 

Yürüyüşlere çıkmışlar, uzak diyarlara gitmişler adı mutluluk olan köyler aramışlar. Bulmak o kadar kolay değilmiş mutluluk denen bu şeyi. Bir gün gelmiş bakmışlar mutluluk sevinmişler, danslar etmişler, mutluluktan içivermişler kadeh kadeh, türküler söylemişler bağıra çağıra. Sonra uykuları gelmiş uyuyuvermişler, sabah kalktıklarında ne mutluluk kalmış nede güzellikler, ortalıkta şişeler, baş ağrıları ve ağır yük taşımanın yorgunluğu anlayamamışlar ne olduğunu. Anlamak içinde çaba harcamamışlar demek ki o değilmiş diyerek devam etmişler yollarına. 

Kitaplar okumuşlar, masallar dinlemişler, şiirler yazmışlar, aşık olmuşlar. Elimizden gelen bu kadar deyip nerde bu mutluluk demişler demesine de bir türlü varamamışlar mutluluğa. Hoş aradığı şeyin tam olarak neye benzediğini bilmedikleri için zorda oluyormuş aramak. Kimi güzel bir kız görünce onu mutluluk sanmış, kimide yakışıklı bir adam görünce. Yürek pazara düşmüş ki kimsenin onu gördüğü yok bu şekilcilikler içinde. Gelmemiş tabi mutluluk güzelliğin içinde, hüsrana uğramış insanlar çünkü çıkarmışlar onların içinden mutluluğu, sadece görkem ve kibir ekmişler içlerine. Tabi her güzelin içinde bunlar yokmuş lakin olanları da herkese denk gelmiyormuş. 

Böylece yıllar yıları kovalamış, geceler bir uzamış bir kısalmış. Dinler çıkmış ortaya, evliyalar, ermişler, keşişler, şamanlar, yol göstericiler, şeyhler, tarikatlar, mezhepler çıkmışta çıkmış. Bu işin sonunu ne insan anlayabilmiş ne de dünyaları insanlar tarafından dar edilen diğer canlılar. Her başı ağrıyan derdine derman arayan kesivermiş bir hayvanı kurbanlık niyetine. Kanlar akıvermiş oluk oluk sokaklardan. Kendine mutluluk, sağlık ve gelecek güzel günler getirmesi için adanmış adaklar, gel gör ki ne güzel günler gelmiş ne de mutluluk ve sağlık denen şeyler. 

Gide gide yolların tükendiği, dağların dikleştiği, ormanların sıklaştığı, yağmurların kesildiği karanlıkların çöktüğü, kumdan tepelerin kilometrelerce uzandığı coğrafyalara gelinmiş. Mutluluk için inzivaya çekilmiş insanoğlu bulmuş bulmasına da devamı gelememiş bunların bir türlü.

 

Sonraki kuşaklar bu mutluluk yollarını almışlar evirmişler çevirmişler savaşlar için nedenler haline getirmişler. İlahi gücün tezahürü sanıvermişler kendilerini. Seferler düzenlemişler at sırtlarında kılıçlarla, atalarının bulduğunun iddia ettiği mutluluk sırlarını başka insanlara kabul ettirmek adına. Sonra kendi mutlulukları için bulduklarını alıvermişler zor ile ve mutsuz kılmışlar geçtikleri yerlerdeki insanları.

 

Savaşlar vermişler egemen kılmak adına kendilerini ve mutluluk sırlarını. Olmamış tabi milyonlar insan ölmüş, milyonlarcasının da geleceği çalınmış. Kabuksuz bir dünya oluvermiş gelecek denen zaman dilimi. 

Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler gelivermişler kendilerince en uzak yılların büyük rakamlı tarihlerine. Bunca yıl bu kadar insanın arayıp bulamadığı şeyleri mum ışıklarında, tütsülenmiş sessizlikte arar olmuşlar, bulabildiğini iddia edenler var lakin sonrasında yitik günlerinin galip gelmesiyle bunu sürdürememişler. Mistik eğitimler alıvermişler mutluluğu sürekli kılmak adına, bastıramamışlar, bencilliklerini, büyüklüklerini, aymazlıklarını, becerememişler toprak olmanın asaletini sürdürüvermişler yol yordam bildiğini sanıp yolsuzluğu. 

Hep böyle kötümü gitmiş hayat değil tabi ki, güzellikleri de var inadına yeşeren ve büyüyen. Sevgileri ekip sevgi beklemeyen insanlar çıkmışlar ortaya, ağaçlar devrilmesin diye bedenlerini siper etmişler, hayvanlar öldürülmesin diye bayraklar açmışlar, gemiler yakmışlar, insanlar mutlu olsun diye dayaklar yemişler, insanca yaşamak adına insanca katılmışlar yaşama. Mutluluk denen şeyi yaşamda var olan her canlı için mümkün kılmak adına kendilerini mahkum kılmışlar zamana. 

Diğer taraftan insanlar aramaya devam etmişler mutluluğu ve devam edecekler gibide görünüyor. Bu arayış sürdüğü müddetçe, mutsuzluk hakim olacak bedene, her özlü sözün ardında arasa da mutluluğun tanımını asla bulamayacak. Derler ki “her ne ararsan kendinde ara, kudüste mekkede hacda değildir.” İnsanın içine sakladıkları iddia ediliyor mutluluk denen bulunmaz hint kumaşının. Eh insanda üzerine giyeceği kumaşın derdine düşünce içindeki kumaştan bihaber yaşıyor sonsuza kadar. 

Mutluluk aramakla bulunacak hazine olsaydı, insanlar dağlarda aylarca yıllarca inzivaya çekilmezdi, kendi içindeki sesi duymak için. Hal böyleyken gözlerinin önündeki perde kalınlaştıkça kalınlaşmış insanın, görmeyi bırak, duymayı ve hissetmeyi bile unutur olmuş. Günü birlik sevişmelerini aşk ile bağdaştırıp mutluluk hapları ile yolcu etmiş kendini mutluluğa. 

Hal bu kadar yamanken mutluluğu buldum diyen herkesin onu sınırsızca paylaştırması gerektiği bir andayız. Korkmamalıyız, mutluluğu damla damla çoğaltarak engin bir deniz yapabiliriz. Her insan bir deryadır ve her deryadan bir damla alsak koysak ortaya evreni yeni baştan var edebiliriz. Dili, dini, teni ne renk olursa olsun yürekten vermeyi bilmek gerekir ve sevmeyi de tabi. 

Mutluluk yürekteki ışıktır ve açıvermek gerek perdeleri sonuna kadar. Ne zamanki ben, sen, o, biz, siz, onlar kalkıp ta hep birlikte ben olmanın güzelliğine varabilirse insan mutluluğu yakalayabilir. Mutluluk komünel olarak yaşanılası bir duygudur aslında ve paylaşımın karşılıksız verilmesi gerekir ki süreklilik arz eder olsun. 

Ey insan denen canlı türü, 
Paylaşımların yüksek olduğu, mutluluğunuzdan an be an payların etrafa savrulduğu güzel günler yaşamanız dileğiyle. Bir sürçü lisan etmişsem af ola…

ALIŞVERİŞ İPUCU: Ekstra indirim için tikokupon kullanıp fiyatları ucuzlatabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir