obilir > Konular > Toplum > Yaşam > Madencinin Kaderinde Mi Var Böyle Yaşam?

Madencinin Kaderinde Mi Var Böyle Yaşam?

Sanki içine doğmuştu.Küçük yavrusunu öptü, ayaklarını okşadı işe gitmek için hazırlandı.Sabahın bu erken saatinde çocuğunu kaldırmadı, eşine de hakkını helal et diyerek sokağa çıktı.Maden yatağı uzaktaki dağın altında idi.Daha güneş gerçek yüzünü göstermemiş ama hava aydınlanmak üzereydi.Korna sesi ile şirket arabası sokağa girdi…

Sanki dağa meydan okur, siyah taşa vurur.

Geçim derdi için dağın taaa dibine iner.

Taşın tozu kalkar;Yüze, göze, kaşa… vurur.

Bu maden kokusu tüm vücuda, tene siner.

 

Çocuklar koşar babanın açtığı sıcak kucaklara.

13 Mayıs ta Soma’da ateş düştü tüm ocaklara.

Baksana babasız kalmış olan ailelere, çocuklara.

Kaderinde mi var, babasız aile geride bırakmak.

 

Soma ‘da;Direksiz, babasız kaldı çoğu ocaklar.

Hiçbir kömür ile ısınamaz, Somadaki bu ocaklar.

Geride kalan bu masum yavruları kim kucaklar.

Kaderinde mi var, geride babasız ocak bırakmak?

 

Sanki içine doğmuştu. Küçük yavrusunu öptü, ayaklarını okşadı işe gitmek için hazırlandı. Sabahın bu erken saatinde çocuğunu kaldırmadı, eşine de hakkını helal et diyerek sokağa çıktı. Maden yatağı uzaktaki dağın altında idi. Daha güneş gerçek yüzünü göstermemiş ama hava aydınlanmak üzereydi. Korna sesi ile şirket arabası sokağa girdi.

 

Şirket arabasına binerek dağa doğru, maden yatağına doğru, maden ocağına doğru ilerlemeye başladılar. Her sokak arasından, her köyden bu vardiyaya ve ekstre vardiyaya giden işçileri alıyor, sabahın erken saatinde günaydınlarla iş yerine doğru hareket ediyorlardı.

 

Bugün hava bulutlu, kara bulutlar var gökyüzünde. Eller havada, Diller yağmur için duada. Allah’ım ne olur o rahmetinden, bereketinden indir… diye tüm gönüller dua ediyor.

 

Kıvrımlı yollardan sonra dağın dibine geldiler. Güneş o güler yüzü ve sıcaklığı ile yeni doğdu;

 

-Çalışan işçilere “günaydın, kolay gelsin” diyordu. Benim sıcaklığımdan, güler yüzümden uzak kalacaksınız, karanlık bir tünele gireceksiniz der gibi bir hali vardı.

 

İşçiler tünelden maden ocağının içine girdiler. Güneşin gerçek ışığı olmasa da yapay ışıklar ile her yer aydınlatılmış, vardiyadan dönen işçilere geçmiş olsun, bu işçiler de giden işçilere Allah kolaylık versin diyerek iş yerine, ocağa geçtiler.

 

Her zaman ki azim ve istekle işe koyuldular. Elindeki delici ile dağa meydan okuyor, siyah elmasları yere düşürüyor, diğer işçiler de bu madenleri alıp kazanların içine atıyorlardı. Yanan ışıklar etrafı aydınlatsa da kara elmastan yayılan toz zerrecikleri bütün yüzünü, bedenini siyaha bezemişti. Kendisi bu sese, bu siyahlığa, toza alışmıştı. Evindeki biricik yavrusu kendisi gibi işitsin diye ek vardiyaya da kalıyordu. Çünkü aldığı maaş yetmiyor, bu yüzden de vardiya işine kalıyordu.

 

Madencinin kaderinde mi var karanlık dünyada, tozun toprağın içinde yaşamak? diye aklından geçirdiği bir anda; Evini, ailesini, işitmeyen minik yavrusunu düşündü. Minik yavrusuna işitme cihazı alınacaktı. Karanlık, toz toprak olsa da çalışmalı, minik yavrusunun işitme cihazını almalıydı. Bu minik yavru da sesleri duymalı; Babacığım, anneciğim diyebilmeliydi. Bu istekle işine daha çok sarıldı ve iştahla çalışmaya devam etti…

 

Güneşin o sıcaklığını göremeseler de, dağın altı kaya dibi sepserin buz gibiydi. Etraftan damlayan sular da bu serinliğe eşlik edip, serinliği daha da artırıyor, yayla gibi yapıyordu. Saatler ilerlediğinde yemek saati diye anons edildi.

 

Şirket aşçıları yemeği getirdiler, madenciler de afiyetle yemeği yiyip biraz dinlendikten sonra iş başı yaptılar. İşin bitmesine az bir zaman kalmıştı. İşçiler ayrılmak için hazırlanıyor, çıkış kapısına doğru ilerliyorlardı ki:

 

– Bir patlama sesi ardından bağrışma, çığlık sesi, gaz kokusu gelmeye başladı. Kaçacak, saklanacak yaşam odası, kokuyu dışarıya tahliye edecek havalandırma bölümü yoktu. Sabah gökyüzünde gördüğü kara bulutlar yağmur için değil; üzerimize, evimize, köylerimize, şehrimize yurdumuza çöken kara bulut diye düşünmeye başladı. Ailesi, eşi, küçük yavrusu geldi aklına… Ben buradan çıkamazsam minik yavrum nasıl işitir diye düşünmeye başladı. Yayılan duman kokusu ve gaz kokusu çalışanları iyice sarsmaya gözleri ve başı döndürmeye başladı. Ailesini, minik yavrusunu, işitme cihazını sayıklaya sayıklaya bu yalancı dünyaya veda etti. Geride acılı bir aile, daha baba bile diyemeyen, konuşamayan minik bir yavru, gözü yaşlı aileler ve koca bir Türkiye bıraktı.

 

Evet…13 Mayıs 2014 tarihinde öğleden sonra Soma’da üzerimize kara bulutlar çöktü, yüzlerce aile direksiz, babasız kaldı. Allah kimseye bir daha böyle bir acı yaşatmasın. Ülkemizin, gözü yaşlı insanların başı sağ olsun. Ailesi için çalışıp da ekmek yolunda şehit olan yüzlerce şehidimizin mekanı cennet olsun…

ALIŞVERİŞ İPUCU: İnternetten alışveriş yaparken tikokupon kullanarak daha ucuza alışveriş yapıp, daha fazla tasarruf sağlayabilirsiniz.

 

Hasan Kaya

Eğitimci-Şair-yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir