ABD Emperyalizmi, T.C. Devletine Karşı Oynanan Hain Oyunlar

Türk Milletinin son kalesi olan T.C. Devletine karşı oynanan hain oyunlara karşı millet olarak gereken cevabı vermenin tam zamanıdır. Devletimiz güçlüdür. Asırlar boyu hain oyunları nasıl bozduysa, ülkemizi içten içe çökertmeye çalışan fesat yuvalarını da çökertecektir…

 

ABD, günümüzün en acımasız emperyalist devletlerinden biridir. Gelişmemiş veya gelişmekte olan devletleri bir ahtapot gibi sararak bu ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürebilmek için çeşitli entrikalar çevirmektedir. Bu ülkeleri ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yönden etkisi altına almak suretiyle de dünyanın egemen gücü olduğunu tüm dünyaya kabul ettirmeye çalışmaktadır. İşte, 21. yüzyılın en acımasız emperyalist devleti olan ABD’nin biraz geçmişine doğru kısa bir yolculuk yaparak; aslında bu ülkenin kimlerin sömürgesi olduğunu ve hangi emperyalist devletlerin yardımlarıyla bağımsızlığına kavuştuğunu görmeye çalışalım.

 

İngiltere, 16.yüzyılın sonlarına doğru Atlas Okyanusu kenarlarına yerleşerek kendine bağlı 13 sömürge oluşturmuştur. 18. yüzyılda da bu sömürgeler İngiltere’ye bağlı hükümetlere dönüştürülmüştür. Her sömürgenin başında bir İngiliz Kralı ya da yerli halk tarafından seçilen vali bulunur; yönetimde halk tarafından iki yılda bir seçilen meclis bulunurdu. Bu meclis, sömürge halkının vergilerini belirlerdi. Bu dönemde Prusya İngiltere ile Fransa, Rusya ve Avusturya kendi aralarında savaşa tutuşmuşlar ve bu savaşlar yedi yıl savaşları olarak tarihe geçmiştir. (1756–1763) Tarihte çok büyük önemi olan yedi yıl savaşları sonunda sömürge koloniler, İngiltere’den ayrılmak için baş kaldırmışlardır. Bu dönemde Fransa, Amerika için tehlike olmaktan çıkmış; İngiltere’nin ekonomik ve siyasi baskısından kurtulmak için önemli bir fırsat yakalamıştı. İngiltere ise; Avrupa’da giriştiği savaşlar sonucunda yıpranmış, bozulan ekonomisini düzeltmek amacıyla yeni vergiler çıkarmak zorunda kalmıştı. 13 sömürge, İngiltere parlamentosunda Amerikalı temsilcilerin bulunmadığını ileri sürerek vergi ödemeyi reddetmişlerdir.

 

1774 yılında yapılan 1. Filedalfıya Kongresi, sömürgeler tarafından kabul edilmeyen vergileri biraz yumuşatarak sadece çaya uygulama kararı almış; ancak bu karar da Amerikalılar tarafından kabul edilmemiştir. İngiltere’nin, sömürgelere çay getirmesi için yola çıkarttığı üç İngiliz gemisi Amerikalıların saldırısına uğramış; gemilerdeki çaylar denize dökülmüştür. Bunun üzerine İngiltere, çayların bedellerinin ödenmesini istemiş ve Boston limanını abluka altına almıştır. İngiltere’nin işgali üzerine; Filadelfiya’da toplanan sömürge temsilcileri bir karar ile İngiltere’ye savaş ilan etmiştir. Sömürgelerle İngilizlerin savaşmaları kaçınılmaz olunca; İngilizler, Boston yakınlarındaki bir silah deposuna baskın düzenlemişler, bu baskına Amerikalıların anında müdahale etmesi sonucunda savaş başlamıştır. (1775)

 

İngiltere’nin, askeri takviye yaparak Amerika’yı kontrol altına alması üzerine Virjinya sömürgesi bağımsızlığını ilan ederek İngiltere ile savaşmaya başlamış; bu savaş, diğer sömürgelerinde savaşa müdahil olmasına sebep olmuştur. Olaylar neticesinde; 4 Temmuz 1776 yılında ikinci defa Filadelfiya’da toplanan sömürgeler, birer birer bağımsızlığını ilan ederek İngiltere ile savaşmaya karar vermişlerdir.

 

Fransa, Amerikalıların İngilizlere karşı gösterdiği başarılar üzerine silah ve cephane yardımı yapmaya başlamış, İngiltere’ye karşı Amerikalıların yanında savaşa katılmıştır. Bu katılıma İspanya ve Hollanda da dâhil olmuştur. General George Washington’un York Town başarısı, Fransızların Antil ve Hindistan denizlerindeki başarıları üzerine İngiltere barış istemek zorunda kalmıştır. Böylece 1783 yılında İngiltere ile Versay Anlaşması imzalanarak savaş sona erdirilmiştir.

 

Bağımsızlığını elde ettikten sonra kendisine ait olmayan coğrafyalar üzerinde sayısız savaş ve çatışmanın mimarı olan ABD, kendi kanlı tarihini ve soykırımlarını unutmuş gibi görünmektedir; ama tarih, kana bulanmış geçmişi gözler önüne sermek için hiç kimseden izin almaz. Bu kanlı tarihin sayfalarını birer birer çevirdiğimizde, karşımıza ilk olarak Kızılderili katliamı çıkıyor. Kristof Kolomb’un 1492’deki keşfinden hemen sonra başlayan Kızılderili katliamı, yerli halkın tabi tutulduğu soykırımın adıdır. O tarihten 1886 yılına kadar süren katliamlarda milyonlarca Kızılderili insanının hunharca nasıl katledildiğini; İspanya’ya, Hindistan’a, Berberilere, Kore’ye, Japonya’ya, Afganistan’a ve son olarak ta Irak’a hangi amaçlarla saldırdığını tarih önümüze birer ibret vesikası olarak koymaktadır.

***

1700’lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğu; devlet için çok büyük önemi olan İlmiye, kazasker, yeniçeri, müftü gibi sınıflarının bozulmasıyla gerilemeye başlamıştır. Osmanlı yönetimi, Avrupa’daki yenilikleri ve gelişmeleri yakından takip ediyor, bunun için yeni tedbirler alıyordu. Ancak; yönetim kademesinde bulunan dönmeler, her yenilik için “Kâfir” icadıdır diye Yeniçerileri devlete karşı kışkırtarak yenileşme hareketlerini baltalıyorlardı. Osmanlı Devleti’nde ilk yenilik hareketi Lale Devri’nde başlamıştır. Bu dönemde matbaa kurulmuş, tiyatro sahnelenmiştir. Ancak dönmelerin etkisinde olan Patrona Halil, başlattığı isyan ile bu yenileşme hareketini engellemeye çalışmıştır.

 

Fransız İhtilali sırasında tahta çıkan III. Selim, Yeniçeri Ocağı’nın kokuştuğunu bildiğinden; devletine sadakatle bağlı, Nizamı Cedid adıyla yeni bir düzen kurmak istemiştir. Ne var ki; bu yenilik hareketi bu seferde Kabakçı Mustafa Paşa’nın isyanı ile engellenmiştir. Kabakçı’nın eyyamlarını bilen, III. Selim’e yakınlığı ile tanınan Alemdar Mustafa Paşa, Selim’i kurtarmak için askerleriyle birlikte saraya yürümüşse de; Selim’in idam edilmesini engelleyememiştir.

 

II. Mahmut ve Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim’in projelerini hayata geçirmek için kolları sıvadılar. Selim’in hayalini süsleyen Sekban-ı Cedid’i kurdular. Ancak dönmelerden oluşan Yeniçeriler bu yeniliğe de “Gâvur icadı” diyerek karşı çıkıp ayaklandılar. İsyanı bastırmaya çalışan Alemdar Mustafa Paşa’yı evinde yaktılar, devletine bağlı 300 yeniçeriyi de kılıçtan geçirdiler. Osmanlı düşmanlığı yapan ve Batılı pek çok devlet tarafından desteklenen Yeniçeriler, yeniliğin mimarı olan II. Mahmut’u “Kâfir” diye suçlamaya başladılar.

 

II. Mahmut, ne eyyamcılardan ne de Yeniçerilerden çekinmedi. İlmiye sınıfını yanına çekerek Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırdı. (1826) Osmanlı için asıl yenileşme hareketi bu tarihte başlamış oldu. 1839 yılında Sadrazam Mustafa Reşit Paşa Tazminatı ilan etti. Bu gelişmeyi 1856 yılında Islahat Fermanı izledi. 1868 yılında da Şurayı Devlet kuruldu. 1876 yılında da Kanuni Esesi ilan edildiyse de iki yıl sonra Abdülhamit tarafından kapatıldı. 1908 yılında Abdülhamit iptal ettiği Kanuni Esasi’yi tekrar yürürlüğe koydu.

 

Görüldüğü üzere Osmanlı Devleti hiçbir zaman geri kalmak istememiştir. İlimde, fende ve teknoloji alanında Avrupa’yı yakalamayı hedeflemişti. Ancak çok çetin engellemeler sonucunda daha pek çok yenilik hareketi “kâfir icadı “ diye engellenmiştir. Osmanlı bu nedenlerden dolayı ilerleyememiş ve çökmüştür. Osmanlı’nın çökmesi sonucunda dünya siyasetinde çok derin bir boşluk meydana gelmiştir. O boşluğu baştan beri anlatmaya çalıştığımız ABD doldurmaya başlamış ve maalesef başarılı olmuştur. Şayet, Osmanlı Devleti gücünü, kudretini, ilim ve fen alanındaki ilerleyişini devam ettirebilseydi, ABD ve onun gibi emperyalist devletler o kadar rahat hareket edemeyeceklerdi. Dünyada boş yere insanlık suçu işlenmeyecekti. Osmanlı Devleti, altı yüz yıl boyunca dünyaya yön vermiş, gittiği her coğrafyada mimarisiyle, ilmiyle ve yaşadığı ve yaşatmaya çalıştığı dini inançlarıyla tüm dünya insanlığına örnek olmuştur. Pek çok ülke, varlıklarını Osmanlı Devleti’ne borçludur. Pek çok ülke, Osmanlı Devleti sayesinde emperyalistlerin boyunduruğundan kurtulmuş, yüzyıllar boyu Osmanlı İdaresinde güven ve engin bir hoşgörü anlayışı içerisinde yaşamıştır.

 

Evrensel gelişimini adım adım, kan emerek tamamlayan Amerika’nın ülkemiz üzerinde çeşitli tahribatları olmuştur.

 

Bunlardan önemli olanları şunlardır:

 

1- Aile Yapımızın Bozulmaya Çalışılması: Ülkemiz 1970’li yıllarda siyah beyaz televizyonlarla tanıştı. Hatırlayalım; gösterilen filmlerin tamamı Amerikan ve Brezilya dizilerinden ibaretti. Televizyonlarda her gün buram buram iğrençlik, nefret, ihanet, kan ve ahlaksızlık gösterilmek suretiyle milletimizin en sağlam yapı taşlarından biri olan “aile birliği” yok edilmeye çalışılmıştır. Müslüman Türk insanını yenilmez kılan öğeler; sağlam bir imana sahip olması, mert, dürüst, güçlüden değil, zayıftan yana olmasıydı. Bu değerler Türk Milleti’nin gönlünden söküldüğünde bu milleti yok etmek çok kolay olacaktı. Üzülerek görmekteyiz ki; yöneticilerimiz milletimizi yok etmeye yönelik bu sistemli çalışmalara sessiz kalmakta; hatta bu tür gelişmeleri Avrupalılaşma ve modernleşme olarak değerlendirmektedirler. Oyunun öteki yüzü şudur ki; biz millet olarak artık yabancılaşıyoruz, yabancılaştırılıyoruz.

 

2- Eğitimde Tahribat Hareketi: Milli Eğitim sistemimiz tamamen Avrupalının istediği şekilde düzenlenmiştir. Okullarda öğrenmeye çalıştığımız Türk Tarihi, maalesef Emin Oktay ve benzerleri tarafından yazılmış ve yıllarca Türk Gençliği’ne yanlış bir şekilde öğretilmiştir. Bunun yanı sıra; İbn-i Sina gibi, El Cabir gibi, Piri Reis gibi, Fatih gibi, Kâtip Çelebi gibi, Ali Kuşçu gibi, Akşemsettin gibi, Evliya Çelebi gibi, Yunus ve Mevlana gibi pek çok bilim, fikir ve din adamlarımız ders kitaplarımızdan kısmen de olsa çıkartılmış yerine Arşimet, Galile, Kristof Colomb ve Einstein gibi pek çok kâşif ve bilim adamları alınmıştır. Biz isterdik ki; önce kendi değerlerimizi öğrenelim, sonra Avrupalının değerlerini öğrenelim. İlmin sınır tanımadığını ve nerede olursa olsun, onu bulmayı ve öğrenmeyi Yüce Dinimiz İslam zaten emretmişti. Emperyalist ABD, eğitimimize bu şekilde müdahale etmek suretiyle insanlarımızı kendi öz değerlerinden koparmak istemektedir. Uygulanan projenin tek amacı budur.

 

3-Türk Dilinde Tahribat Hareketi: Bir milleti yok etmenin, ya da başkalaştırmanın yollarından bir tanesi de dili tahrip etmektir. Günümüzde bazı işletmelerin isimlerine baktığımızda pek çoğunun yabancı isimlerle işletildiğini görmekteyiz. Sistemli bir şekilde günlük konuşma dilimize yabancı kelimeler serpiştirilmekte, zamanla bu yabancı kelimeleri “Öz Türkçe” imiş gibi kabullenmek durumunda kaldığımızı her kişi yaşayarak tespit etmektedir. Örnek; Baba yerine Peder, Affedersiniz yerine pardon, günaydın yerine good morning, anne yerine mother gibi daha pek çok kelimeleri günlük konuşmamızda Türkçe ile karıştırıp konuşmaktayız. Bu durum, dilde çözülmenin alametlerindendir ve acilen Türkçemizi bu yabancı kelimelerin istilasından kurtarmamız gerekmektedir.

 

4- Dinimiz ve Topraklarımız Üzerinde Oynanan Oyunlar: Yaşadığımız şu günlerde Vatikan merkezli bir proje ile karşı karşıyayız. Projenin adı “ılımlı İslam” veya “dinlerarası diyalog” ve BOP. Hıristiyanlar, dinlerini dünyaya hâkim kılmaya gayret gösterirlerken, Yahudiler de Tevrat kaynaklı Arz-ı Mavud inançlarını hedefine ulaştırmanın gayreti içindedirler. Büyük Ortadoğu Projesi, her iki din faktörlü projenin hayata geçirilmesini amaçlamaktadır. Bu projenin sahipleri, BOP sayesinde Yemen’den Çin sınırına kadar pek çok ülkenin sınırlarının değişeceğini, yeni bir dünya düzeni kurulacağını aleni bir şekilde dillendirmektedirler. BOP anlayışı içerisinde, Avrupa Parlamentolarında Türkiye’nin 36 etnik yapıya bölünmüş haritaları elden ele dolaşmaktadır. Kuzey Doğu Anadolu Bölgesine bir Ermeni Devleti oturtulurken, bu devletin güney bölümüne de bir Kürdistan Devleti’nin kurulması planlanmıştır.

 

Millet olarak, “Ilımlı İslam” veya “Dinler Arası Diyalog” safsatalarına inanmadan kendi dinimize ve kültürümüze sımsıkı sarılmalı ve Hıristiyan-Yahudi ortak yapımı olan bu projeleri bir “Osmanlı Tokadı” ile yerle bir etmenin yollarını aramalıyız.

 

5- Terörle Gelen Tahribat: Sömürgecilerin, yüzyıllar boyu ülkemiz üzerinde çirkin emellerinin olduğunu bilmekteyiz. Mertlikle, dürüstlükle ve savaşlarla yok edemedikleri bu milleti AB, BOP gibi tuzaklarla yutmaya hazırlanmaktadırlar. Hedef seçtikleri ülkemizin başına terör belasını sararak bir iç savaşa sürüklemek istemişlerdir. Ülkemiz insanlarını, sağcı-solcu, laik-anti laik, alevi-sünni gibi parçalara bölerek amacına ulaşmayı denemiş, ama bu millet büyük ve asil bir millet olduğundan bu projelerin hepsini yerle bir etmiştir. 12 Eylül 1980 yılında yapılan askeri darbe sonucunda ülkemizi kasıp kavuran terör belası bertaraf edilmiştir. Ama Avrupalı hedeflerinden sapmamış, PKK terör örgütünü kurmak suretiyle ülkemiz üzerine saldırtmıştır. Bilindiği üzere PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yapan pek çok komşu ülkenin olduğu gün yüzüne çıkmıştır. Bu ülkelerin başında Suriye, İsrail, Irak, Rusya, Ermenistan, Yunanistan gibi daha pek çok ülke gelmektedir. PKK, bu ülkelerin emriyle hareket ederek 35 yıl boyunca ülkemizde terör estirmiş ve 35 bin insanımızı şehit etmiştir. Burada PKK’nın amacı gibi görülen amaçların aslında kimlerin amaçları olduğunu burada söylememe gerek yok sanırım.

 

Halit Durucan

Emekli, Yazar

atessbeyy@mynet.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir