obilir > Konular > Kişisel Gelişim > Beyin ve Zihin Gelişimi > Kişisel Algılama Yanılgısı Üzerine

Kişisel Algılama Yanılgısı Üzerine

Bu makalemde kişisel algılama üzerinde duracağım. Uzun zamandır aklımda olan bu konuyu iyice olgunlaştığı için yazmanın tam zamanıdır…

İlk önce şunu belirtmek isterim ki kişisel algılama üzerine bugüne kadar ne bir kitap ne de bir makale okudum. Başkasından da duymadım. Kendi kendime bulup geliştirdiğim bir kavramdır. Yaşadığım, tanık olduğum bazı olayları anlamlandırma çabasından kaynaklanan bir kavram bulma arayışı içindeyken “kişisel algılama” kavramı aklıma geldi bir anda ve cup diye oturdu. Yaşanan olaylar başka türlü tarif edilemezdi.

Şunu da eklemek isterim ki kusurlu bir insan olarak kişisel algılama yanılgısından münezzeh değilim. Kendimi bu yazdığım konuyu (sorunu) tamamen çözmüş bir insan olarak öncelemek (lanse etmek, ön plana çıkarmak) istemem. Elbette ki ben de zaman zaman kişisel algılama hatasına düşmekteyim. (Sanırım bende de hatayı kabullenmeme, egoya değer verme eğilimi bulunmakta. Hayata çok geniş bir açıdan bakamadığım da söylenebilir.)

Kişisel algılama şöyle izah edilebilir: Kendi başımızdan geçen talihsiz olayları, durumları sadece bizim başımızdan geçiyormuş gibi algılayıp kişiselleştirmek ve genele söylenen cümleleri özele indirgeyip savunma mekanizmasını hemen devreye sokmak. Söz gelimi, deprem, sel, yangın vb. büyük felaketleri yaşadığımızda bunların sadece bizim başımıza geldiğini düşünmek en iyi “kişisel algılama” kavramıyla açıklanabilir. Oysaki bu olaylar bizim dışımızdaki milyarlarca insanın başına da gelebilir. Kişi bu olayları yalnızca kendisine denk gelmiş gibi görmekten vazgeçip sebepler üzerinde durmalıdır. Örneğin, deprem Veli Göçer gibi malzemeden çalan müteahhitlerin kâr hırsı yüzünden meydana gelmiş olabilir; dere yatağına dikilen evler sel yüzünden çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir; bir yerde çıkan yangın size de sıçrayabilir vs. vs. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Kişinin bu olumsuz olayları sadece kendine mal etmesi basit bir davranıştır. Kişi dar penceresinin dışına çıkarak olaylara geniş bir pencereden bakmayı öğrenmelidir. Dünyada milyarlarca insan yaşadığını ve bu olayların sadece bizim başımıza gelmediğini düşünmesi gerekir. Ayrıca, insanlığa hitap eden sözleri özele indirgeyip hemen gard almak –kendi kusursuz bir insanmışçasına- kişisel algılamanın bir başka yönü olarak dikkati çekmektedir. (Çoğu ortamda bu tür sözleri söylemekten kaçınmışımdır tartışma çıkmasın diye. Çünkü karşımdakinin hemen savunmaya geçeceğini biliyorum. Ki ona ders vermeye kalkışmak da pek yersizdir. Çünkü küçük insanlar kibirlenip hatalı davrandıklarını asla kabullenmeye yanaşmazlar.)

Otellerde hemen her gün arıza çıkar. Otellerin sorunları hiçbir zaman bitmez. Çalıştığım otelde kazan dairesi arızalanmıştı ve sıcak su veremiyorduk müşterilere. Müşterinin biri geldi ve dedi ki “tam da beni mi buldu”. Oysaki onu bulan bir şey değildi bu. Kazan dairesi şeytanlık yapıp onun geldiği günü beklememişti. Oteldeki sorunlardan herhangi biriydi bu. Onlarca kişi sıcak suyu beklerken kişinin bu olayı sadece kendisini bulduğu düşüncesi kişinin ne kadar “ben”e odaklandığını göstermesi bakımından da ilginçtir, değil mi?

“Ben”e odaklanmak “kişisel algılama”nın özünde vardır. Bu kişiler dünyanın hep kendilerinin etrafında döndüğünü, merkezde kendilerinin yer aldığını düşündükleri için herhangi bir olumsuz durumu kendi şahıslarına yapılmış bir hakaret olarak algılarlar. Oysaki daha geniş bir penceren baktıklarında olayın başka insanların da başına geldiğini ve kendi şahıslarıyla ilgili olmadığını göreceklerdir.

Kendi “ben”ine, kendi bencilliğine çok düşkün insanların yakasını bırakmaz “kişisel algılama” hastalığı. “Biz” olmayı beceremedikleri için kendi dar kalıplarının arasında sıkışıp kalırlar. Böyle insanlar kendilerine nasihat niteliğindeki sözleri hakaret olarak algılarlar. Bunların savunma mekanizmaları gelişmiştir ve nasihat niteliğinde olsa bile söylediğiniz her şeye hemen direnç gösterirler. “Ama”larla, “fakat”larla başlayan cümleleri ağızlarından düşürmezler. Her şeyin en doğrusunu onlar bilir.

Kişisel algılama yanılgısına düşmek duygusallıkla -“duygularını rehber edinen” anlamında kullanıyorum daha çok- ilgili olabilir diye düşünüyorum. Çünkü duygusal insanlar kendi “ben”lerine çok fazla odaklanırlar ve böyle insanların egoları yüksek düzeydedir. Onları eleştirdiğinizde hemen kırılıverirler, küserler. Sırf kendi rahatlarını düşünürler. Onların istekleri yerine gelsin, başka bir şey istemezler. Başkası onları hiç ilgilendirmez. Yalnızca kendi “ben”i tatmin olsun yeter. Bu yüzden kurallar da onlar için çiğnenmesi gereken bir şeydir. Söz gelimi, yanlış olduğunu bildikleri hâlde kırmızı ışıkta geçerler. Polis onları durdurup ceza kestiği zaman da herkesin kırmızı ışıkta geçtiğini ve ne kadar bahtsız olduğunu geçirirler aklından. Oysaki bu olayı kişisel algılamanın hiç de mantığı yoktur. Senin yerinde başkası da olabilirdi. Kuralları birileri çiğnemişse bu onların şanslı olduğu anlamına gelmiyor. Tersine, ne kadar bencil oldukları, benmerkezci davrandıkları geliyor akla. Ama çoğu düşünmez bunları.

Kişisel algılama kavramına din yönünden baktığımızda başına gelen felaketleri Tanrı’ya yükleyen bir anlayışın da kişisel algılama yanılgısına düştüğünü kolaylıkla söyleyebiliriz. Söz gelişi, başına gelen her türlü olumsuzluğun faturasını Tanrı’ya çıkaran biri “niye bütün bunlar benim başıma geliyor” diyerek Tanrı’ya isyan etmekte sakınca görmeyebilir. Kişisel algılama yanılgısına düşenlerin Tanrı ile hesaplaşma yolunu seçtikleri görülür. Oysaki başa niçin böyle bir olay geldiğinin sebeplerini incelememiz gerekir. Türkiye gibi kaderci (fatalist) toplumlarda hemen Tanrı’nın yazgısına boyun eğildiği için sebepler üzerinde pek durulmaz. Bizim başımıza gelen herhangi bir olayın dünyadaki altı milyar insanın da başına gelebileceğini düşünmemiz gerekir. Suçu hemen Tanrı’ya atmak kolaycılığa kaçmaktır. Olayların sebepleri üzerinde durulup çözümler üretilmesi en doğru yoldur.

Kişisel algılama çok alıngan, kırılgan, hassas kişilerde daha çok görülür. Bu kişiler bir laf ettiğinizde hemen üzerlerine alınırlar; küserler, darılırlar, kırılırlar. Geneli kapsayan bir şekilde konuşsanız dahi hemen kendi üzerlerine çekerler. Büyük laflarınızı anlamadıkları ölçüde size direnç gösterirler. Dünyanın kendilerinin ekseni etrafında döndüğünü, ayın kendileri için parladığını, güneşin yüzünü kendilerine doğru çevirdiğini düşündükleri için sütten çıkmış ak kaşık görürler kendilerini. Bu kişiler aslında bencilliklerinin kurbanıdırlar. Bir türlü “biz” demeyi beceremezler ve “ben”in etrafında dönüp dururlar. Kişisel algılama işte böyle sonuçlara gebedir.

“Kişisel algılama”yı çözmek, ortadan kaldırmak için hayata dar kalıplardan bakmaktan kurtulup filozoflar gibi engin ve derin düşünceye zihnimizi açmalıyız. Bize verilen nasihatleri kulak ardı etmeyip dinlemeliyiz. Bazı şeyleri kural olarak belleyip o kural sırf kendimiz için konmuş gibi düşünme yanılgısından uzaklaşmalıyız. Örneğin, kırmızı ışıkta durmayıp geçiyorsak ve akabinde polis bize ceza kesiyorsa “Herkes kırmızıda geçiyor, ama polis bula bula beni buluyor. Ne bahtsızmışım meğer!” akıl yürütmesinde haklı olmadığımızı görebilmeliyiz. Bu olayın başka insanların da başına gelebileceğini akıldan çıkarmamalıyız. Duygusal davranışlardan uzak durup akılcı davranmaya yönelmeliyiz.

Tavsiyeler

Kişisel ve profesyonel hayatında başarılı olmak isteyenler için hazırlanan tecrübe birikimiyle oluşturulmuş buradaki SÖZEL OLMAYAN İLETİŞİM ve KARİZMA e-kitabı size rehber olacaktır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Kitap, Kültür ve Eğitim Siteleri İndirim Kuponları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir