Kirli Planlar ve Ortadoğu

Ortadoğu kaynamaya başladı. Şimdi artık dumanları daha net görebiliyoruz. Bütün bu gelişmeler bir denge savaşının sonuçlarımı. Dünya barışını sağlamak amacıyla kurulan birlikler neden suskun? Yoksa Ortadoğu’da fırtına öncesi sessizlik mi?..

 

Ortadoğu kaynamaya başladı. Şimdi artık dumanları daha net görebiliyoruz. Bütün bu gelişmeler bir denge savaşının sonuçlarımı. Dünya barışını sağlamak amacıyla kurulan birlikler neden suskun? Yoksa Ortadoğu’da fırtına öncesi sessizlik mi?

 

Kirli Planlar ve Ortadoğu

Yüzyıllardır kirli oyunların ana kahramanı perde arkasında yapılan planların uygulama alanı. 20. yüzyılda dünyanın en kanlı, en karmaşalı ve en huzursuz bölgelerinin başında Ortadoğu gelir. Adı katliamlarla, savaşlarla, iç karışıklık ve huzursuzluklarla anılır her defasında. Aslında hem çok yakındır bize hem çok uzak. Ortadoğu derler. Çünkü orta denge demektir. Ortada meydana gelen her hareketlilik ve kımıldanma bütün dengeleri değiştirir. Gücü elinde tutmak isteyen, dünyaya yön vermek isteyen her bilinçli hareket bilir ki, Ortadoğu kiminse dünya onundur. Bu yüzden Ortadoğu hep denge savaşına maruz kalmıştır. Bu yüzden Ortadoğu’da hep kan akmıştır. Umuyoruz ki şer amaçlı oynanan her oyun, yapılan her plan er ya da geç oynayana da yapana da geri döner.

 

Ortadoğu… Bugünkü durumu hakkında söylenecek çok şey var. Umumi planda İslam dünyası hususi planda Arapların iç ihtilafları, emperyalist  güçlerle kurulan iktisadi ve siyasi münasebetler, bu emperyalist devletlerin kendi aralarındaki bölgeye hakim olma rekabetleri ve tabii ki bölgedeki petrol zenginliği… İktisadi fonksiyonundan çok siyasi vasıta aracı olan petrol… Tüm bunların yanında yıllardır diktatör rejimler altında sömürülmüş, ezilmiş, hor görülmüş, düşünülmemiş, aç-açık bırakılmış, önemsenmemiş bir halk. Osmanlı’nın adaletinin, hoşgörüsünün, yönetiminin özlemini çeken bir halk… ABD’nin 1991’de körfezi işgali üzerine dönemin Mısır dışişleri bakanının ‘Osmanlı gitti, Ortadoğu bitti.’ sözü aslında bölgede Osmanlıya duyulan özlem ve hasreti dile getiren en güzel örnek.

 

Türkiye… Yeni Dünya sistemine belki de kendisini zorunlu kabul ettirmiş bir ülke. Her şeye rağmen bütün engelleri aşarak, ‘Bende söz sahibiyim. ‘der adeta. Hiç bir devletin ve ulusun sahip olamayacağı bir mirasa sahip. Arabistan’da 401 yıl, Suriye’de 404 yıl, Irak’ta 386 yıl, Mısır’da 365 yıl hükümranlığını sürdürmüş olan Osmanlının torunları. Osmanlı’nın bu köklü mirasına sahip çıkması gereken ve çıkabilecek tek ülke. Bu sebepledir ki Ortadoğu topraklarında ismi ne zaman anılsa Mısır’ın, Tunus’un,  Filistin’in gözleri dolar ve kinle bakarlar başlarındaki emperyalist kuklalara.

 

Türkiye ise bu durumdaki Ortadoğu’nun kaybolan hafızasını yeniden inşa etmiştir.

Bu kritik dönemde Türkiye, üzerine düşen örneklik ve rol modellik görevlerini en iyi şekilde yerine getirmelidir. Birileri bizleri bu topraklarda söz sahibi olarak görmek istemese de kardeşlerimizin hakları herkesten çok bizi ilgilendirir. Çünkü bin yıllık tarihimiz var bu topraklarda, bin yıllık; dostluklarımız, düşmanlıklarımız, doğrularımız, yanlışlarımız var. Onları en iyi bilen bizleriz. Bu sebepledir ki herkesten çok yeni ve güçlü Türkiye’nin bu bölgede etki gücü ve söz söylemeye hakkı var.

 

Tabii ki bu durumdan rahatsızlık duyması gereken ve duyan bir takım güç odakları olacak. Hem yıllardır bu bölgedeki petrolün, insan ticaretinin, uyuşturucu-silah kaçakçılığının patronları, hem de Ortadoğu’dan toprak talebi olanların rahatsızlığı bu. Onlar bölgede söz sahibi ve model alınan güçlü, örnek bir Türkiye’dense eskisi gibi henüz içerisindeki huzursuzluklardan, çatışmalardan (sağ-sol, laik-anti laik, irtica, terör gibi…) başını kaldıracak zamanı bulamamış, Cemil Meriç’ in o neciz ifadesiyle ‘Kerim Devlet’ in kerimliğini kavrayamamış, güçsüz, batıya yani kendilerine bağımlı bir Türkiye isteyecekler. Ve bu istekleri doğrultusunda, bu yolda her adımı atacaklardır. Çünkü onlar yıllardır saltanatını sürdürdükleri ve kimi isterlerse onu getirdikleri kuklalarını kaybetmek istemezler. Ama atladıkları görmedikleri bir şey var. Haksız yönetimlerin sonu halkla olur.

 

Bu topraklar tarihinde sadakati de görmüştür ihaneti de, bu topraklar sırttan vuranla vurulanı ayırt eder. Tarih boyunca kendisine bir katre kadar yardım edeni unutmayacak insanlar yaşar burada.

 

Bu noktada bundan sonra Ortadoğu’da oluşan her hareketlilikte yıllardır emperyalist devletlerin köleleri olan yönetimlere karşı güçlü bir Türkiye var. Halkı kendilerinin kölesi sanan bu yönetimlere en güzel cevabı bakın Seyyid Kutub şu şekilde verir:

‘’Ekonomik ve sosyal yükümlülüklerin altında köle olmak zorunda kalıp da, efendilerinden eşya ve hayvan gibi muamele görenler köle değildir. Gerçek anlamda köleler, ekonomik ve sosyal durumları onları köleliğe zorlamadığı halde, kendi istekleriyle köle olmaya koşanlardır. Bu anlamdaki köleler, saraylara ve çiftliklere sahiptirler. Ellerinde yeteri kadar mal ve servet vardır. İşte gerçek köleler, kendi arzuları ile esareti kabul eden bu zavallılar güruhudur. Bu adamlar özgürlükten ürkerler ve şeref bu adamlara ağır gelir.’’

 

Tıpkı dediğin gibi Seyyid Kutub onların boyunduruk zincirleri kafalarında değil benliklerindedir, ruhlarındadır…

Şunu unutmayın ki yanlışı düzeltmek doğruyu yapmaktan daha zordur.

Onlarca yıldır yapılan yanlışın düzelme çabalarıdır tüm bunlar.

Onlarca yıldır yapılan zulmün hesap günüdür.

Onlarca masumun hak arayışıdır, çığlığıdır, haykırışıdır…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir