obilir > Konular > Toplum > Toplumsal Sorunlar > Kadınların Toplum İçindeki Yeri, Kimlik ve Soyadı Meselesi

Kadınların Toplum İçindeki Yeri, Kimlik ve Soyadı Meselesi

Şu bir gerçek ki, toplumda “cinsiyet ayrımcılığı” diye bir şey var. İster çalışsın, ister çalışmasın, ister okusun, ister okumasın her ne şekilde olursa olsun, kadınlar baskı altında. Çünkü: Kadınlar erkeklerden farklı. Farklı derken kadınlar ne daha az akıllı, ne de daha çok iyi; ama kesinlikle farklı…

Kimliğimizi İstiyoruz

Şu bir gerçek ki, toplumda “cinsiyet ayrımcılığı” diye bir şey var. İster çalışsın, ister çalışmasın, ister okusun, ister okumasın her ne şekilde olursa olsun, kadınlar baskı altında. Çünkü: Kadınlar erkeklerden farklı. Farklı derken kadınlar ne daha az akıllı, ne de daha çok iyi; ama kesinlikle farklı.

 

Mesela, kadınların daha zarif olduğunu söyleyebilirim, çoğu zaman fiziksel olarak daha güçlü olan erkeğin şiddetine maruz kalırlar. Fiziksel olarak güçsüz olan kadın, güçlü olan erkeğin korumasına girmiş ve erkeğe itaat eder olmuştur. Gördükleri itaat karşısında  “sahiplenme” “sahip olma” psikolojisine bürünen erkek; kadının sahibi olarak görmüştür kendisini.

 

Oysaki: sahip çıkılarak, korunup kollanan ve yönetilmeye çalışılan kadın, kimliksizleştiriliyor. Giyimine karışılan, aşağılanan, kıskançlık adı altında yasaklar konan, dayak yiyen, cinsel tacize uğrayan kadın, kişiliksizleştiriliyor.

 

Çilesi ezilmişlik olan kadın nasıl davranacağını şaşırmış durumdadır. Sevdiğine biraz rahat davransa, sevdiğini belli etse, adı “hafif kadın”, sevdiğini belli etmese, ciddi olsa adı, “soğuk kadındır”. Ne yazık ki, yine erkeğin yüklediği anlamdan ibarettir kadın.

Kadının olmayan bir adı, eşinin verdiği bir soyadı vardır. O kiminin aşkı, kiminin kardeşi, kiminin karısı, kiminin kölesidir hep.

 

Doğduğu gün verilen kimliği, evlendiği gün elinden alınır. Hiçbir bağının olmadığı bir soy birliğinin, farklı bir kütüğün bireyi olur kadın. Evlilikte güya eşit haklara sahipmiş gibi görünen eşlerin, soyadı seçimini kadının özgür iradesine bırakmayıp, erkeğe ait bir üstünlük sağlayan bu kural, sadece eşitlik ilkesine değil, kadının soyadı üzerinde ki kişilik hakkına da bir müdahaledir. Evlilik öncesi babanın soyadını, evlilik sonrası eşinin soyadını taşıyan kadın her durumda yine erkeklerin kimliğiyle anılıyor. Soyadını veren erkek ise; kadını namusu olarak görüyor ve işlenen namus cinayetlerine her gün bir yenisi daha ekleniyor.

 

Bu arada eşinin soyadını peşine takmak şartıyla kadın kendi soyadını kullanabiliyor kullanmasına ama bu seferde iki soyadı kullanmanın zorlukları başlıyor. Bürokraside zorluk, uzayan yazışmalar, kendi soyadını kullanıyor diye kadına feminist, eşine ise kılıbık yakıştırması tam bir trajedi aslında. Günümüz de kadınların da kariyer yaptığı, onlarında meslek odasına kayıtlı bir işleri, uluslararası kabul görmüş yayınları olduğu göz ardı edilmemelidir.

 

Evlendikten sonra değişmek zorunda olan kartvizitleri, tabelaları, tüm belgeleri yanın da tekrar kendini yeni bir kimlikle tanıtma, tekrar ispatlama çabaları. Yani isimleri etiket olmuş birçok kadın ya evlenmemeye, ya kimliklerini değiştirmeye, ya boşanmaya, ya da boşanmak istese de sil baştan bu işlemleri göze alamadığı için dişini sıkmaya zorlanıyor.

 

Pardon ya! Atladığım bir konu. İsmi etiket olmuş ünlü kadınlar, uluslararası isim yapan kadınlar boşandıklarında kimlik karmaşası yaşamasınlar diye muhteşem bir çözüm getirilmiş. Eğer erkek izin verirse kadın erkeğin soyadını kullanmaya devam edebiliyor. İşte, kadının yaşadığı trajikomik kimlik sorunu…

 

Tabi ki, kimse boşanmak için evlenmez, ama yine biten bir evlilikte kimliği olmayan kadındır mağdur. Baba kütüğüyle koca kütüğü arasında gidip gelir kadın. Bence, kadını erkeğe direkt bağlayan, sahiplenme psikolojisine sokan en önemli sebeplerden birisi de kadına vermiş olduğu soyadıdır. Her şeye sahip olan erkek, soyadını alan kadına da sahip olmuştur. Soy devamını kesin olarak erkeğe veren bu uygulama, kadın üzerinde erkek çocuk doğurma baskısını artırırken, daha doğduğu gün erkeğe birçok ayrıcalık getirip, kadını ikinci sınıf yapmıştır. Zaten hiç anlamamışımdır soy devamı neden erkeğe verilmiştir. Kesin kanıt olan bir şey var ki o da doğum. Doğuran kadın ya! Siz hiç birinin annesini belirlemek için DNA yapıldığını duydunuz mu? Hatta kabirde imam talkın verirken bile ana adıyla sesleniyor. Orta da bir gerçek var ama bu yok sayılıyor. Öyle ki, doğurduğu çocuğu babasının izni olmadan yurt dışına bile çıkaramıyor kadın.

 

Ayrılma kararı alarak gördüğü şiddete ve baskıya son vermek isteyen kadın çoğu zaman bunu başaramıyor. Sahiplendiği kadını kaybetmeyi kendine yediremeyen erkek öfkeleniyor, saldırganlaşıyor, tehdit ediyor, şiddet uyguluyor ve hatta öldürüyor. Gazete haberlerinde her gün ayrılmak istediği için eşi tarafından katledilen, töre cinayetlerine kurban giden kadınların haberlerini okuyoruz. Adı cinnet, adı kıskançlık, adı töre, anane, her neyse…

 

Ezilmişlik kadının kaderi olmamalıdır. Adı namus olsun, töre olsun haklı olan bir şiddet türü olamaz. Şiddetin karşısında durarak, şiddet uygulayanı deşifre ederek, şiddeti sonlandırmak biz kadınların elinde. Bir et parçası olarak görülmeyi, eğitimde, çalışma hayatında kısıtlanmayı, erkek himayesine girmeyi, reddetmeli, erkek egemen zihniyetine “HAYIR” diyerek, soyadına sahip çıkmalıdır kadın. Öyle bir günü “Kadınlar Günü” ilan ederek elimizden aldıkları, zaten hakkımız olan haklarımızı bize çiçekle takdim etmesinler. Kişiliğimizi istiyoruz, kimliğimizi istiyoruz… Mesele; kadın-erkek ayrımı olmadan, sadece “İNSAN” muamelesi görmek istiyoruz.

 

Leyla YARGI MANTAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir