obilir > Konular > Toplum > Din ve Maneviyat > Kerbela Olayı ve Düşündürdükleri

Kerbela Olayı ve Düşündürdükleri

Kerbela olayı, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) soyunu yok etmeye yönelik vahşi faaliyetlerin adıdır. Aradan asırlar geçmesine rağmen bu büyük acı Müslümanların yüreğini halen kanatmaktadır. Hz. Muhammed (s.a.v.) 632 yılında vefat edince Müslümanların başına bir halife seçilmesi zaruret olmuştur. Müslümanlar, ileri gelenlerin oluşturduğu şurada aldıkları kararla Ebubekir Sıddık’ın halifeliğine karar vermiştir…

Kerbela Olayı ve İslam Dünyası’na Yansıması

Kerbela olayı, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) soyunu yok etmeye yönelik vahşi faaliyetlerin adıdır. Aradan asırlar geçmesine rağmen bu büyük acı Müslümanların yüreğini halen kanatmaktadır. Hz. Muhammed (s.a.v.) 632 yılında vefat edince Müslümanların başına bir halife seçilmesi zaruret olmuştur. Müslümanlar, ileri gelenlerin oluşturduğu şurada aldıkları kararla Ebubekir Sıddık’ın halifeliğine karar vermiştir.

 

Hz. Muhammed, (s.a.v.) kayınpederi Hz. Ebubekir’e sadakatinden dolayı ‘Sıddık’ unvanını vermiştir. Ebubekir Sıddık; Resulullah’ı mağarada yalnız bırakmamış, Resulullah’ın olmadığı günlerde Müslümanlara imamlık yapmış ve savaşlara katılmıştır. Müslümanların çoğu bu özelliklerinden dolayı Hz. Ebubekir’i halife seçmiştir. Hz. Ebubekir, hastalığı sırasında bir rüya görmüş; rüyasında Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kayınpederi Ömer Bin Hattab’ı halife ilan etmesini istemiştir. Hz. Ebubekir’in gördüğü bu rüya ile Ömer Bin Hattab, Müslümanların ikinci halifesi seçilmiştir. Ömer Bin Hattab’ın şehit edilmesinden sonra Müslümanların ekseriyeti Resulullah’ın damadı, iki nur sahibi Osman Bin Affan’ı halife seçmiştir. Alevi ve Şiiler, Osman Bin Affan’ın, Ali Bin Ebu Talib’in halifelik hakkını gasp ettiğine inanırlar. Bu nedenle Aleviler ve Şiiler, Osman ismini duymak ve anmak istemezler!

 

Alevi ve Şiiler; Ali Bin Ebu Talib’in Resulullah’ın kuzeni ve damadı olduğunu, çocukluğundan beri Resulullah’ın evinde kalarak yüksek ilim ve terbiye ile yetiştiğini; canı pahasına Resulullah’ı koruduğunu, Ehl-i Beyt hakkında ayetler ve hadis-i şerifler olduğunu, bu nedenlerle halifeliğin Ali Bin Ebu Talib’in hakkı olduğun ileri sürmüşlerdir:

Kur’an-ı Kerim’de Ehl-i Beyt ile ilgili pek çok ayet bulunmaktadır. O ayetlerden bazıları şöyledir:

 

a-) “Allah sizi Ehl-i Beyt’ den bütün kötülükleri kaldırmayı irade etti ve sizleri tertemiz kıldı” (Azhab Suresi-33)

 

b-) “De ki; (Ya Muhammed) Sizden peygamberliğim için bir ücret istemiyorum. Ancak Ehl-i Beytim’i (akrabamı) seviniz.” (Şura Suresi-23)

 

c-) “Müminlerden öyle erler vardır ki; Allah’a olan Ahd’lerinde durdular. Onlardan adağını yerine getiren vardır ve onlardan bekleyen vardır. Hiçbir şekilde değiştirmediler” (Azhab Suresi-23)

 

Ehl-i Beyt ile ilgili Kutsi Hadislerden bazıları:

 

a-) “Ali’yi seven beni sevmiştir. O’na düşmanlık, bana düşmanlıktır. O’nu inciten beni incitmiştir. Beni inciten Allahû Teâlâ’yı incitmiş olur” (Taberani)

 

b-)“Bana ve Ehl-i beytime salevat getirilmedikçe, dua ile Allah arasında perde vardır.”

 

c-) “Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur; uzak duran boğulup helâk olur”

 

d-) “Rabbim bana, Ehl-i Beytim içinde kim Allah’ın birliğini ve benim peygamberliğimi kabul ederse ona azap etmeyeceğini vaat etti”

 

e-) “Ben ilmi şehir; Ali, ilmin kapıdır. Her kim beni tanımak isterse, önce Ali’yi tanımalıdır”

 

Resulullah (s.a.v.) Gadir-i Hum Hutbesinde Ali’nin sağ elini tutup havaya kaldırarak; “Bu Ali’dir. Sizler bana nasıl itaat ettiyseniz, benden sonra da Ali’ye itaat edeceksiniz…” diyerek, kendisinden sonra Müslümanların başına Ali’nin geçmesini istemiştir.

 

Üçüncü Halife Osman Bin Affan, suikastçılar tarafından şehit edilince; Ali Bin Ebu Talib halife ilan edilmiştir. Ancak halifelik ilanı, Muaviye ile Ali taraftarlarının karşı kaşıya gelmesini engelleyememiştir. Muaviye, Ali Bin Ebu Talib’in halifeliğini tek bir şarta bağlamıştır. Ya Ali Bin Ebu Talip, Osman Bin Affan’ın katillerini bulacak ya da halifelik davasından vazgeçecek.

 

Ali Bin Ebu Talib ile Muaviye 657 yılında Sıffın adı verilen bölgede savaşmış; bu savaş sonrasında İslam Devleti Şam ve Kûfe yönetimi olarak ikiye bölünmüştür. Kûfe’de Ali, Şam’da Muaviye halifeliğini ilan etmiştir. Ali Bin Ebu Talib’in bir harici tarafından şehit edilmesinden sonra, Hasan Bin Ali, şiddetli baskılar sonucunda Muaviye ile anlaşma yaparak halifelik iddiasından vazgeçmiştir.

 

Muaviye, ölmeden evvel Ali’ye halifeliği bırakacağına dair söz vermişti. Ancak henüz hayattayken oğlu Yezid’i halife ilan ederek anlaşmayı bozmuştur. Böylece halifelik 20 yıllığına Muaviye tarafına geçmiştir. Yezid, halife ilan edilince ilk iş olarak Medine valisine bir mektup yollayarak Hüseyin Bin Ali’ye değil, kendisine itaat etmesini; aksi halde bunu canı ve malıyla ödeyeceğini bildirmiştir. Hüseyin ise; Kûfelilerden sürekli bağlılık mektupları alıyordu: Mektupta Kufeliler, Hz. Hüseyin’in Kûfe’de halifeliğini ilan etmesini istiyorlardı. Hz. Hüseyin, Kûfe’de taraftarının çok sayıda olduğunu düşünerek 70 kişilik taraftarı ve ailesiyle birlikte Kerbela’ ya yürümüştür.

 

Yezid’in valisi ve ordu komutanı İbn-i Ziyad, 30 bin kişilik ordusuyla Hüseyin’in üzerine yürüyerek etrafını sarmıştır. Zaman zaman Hüseyin ile görüşmeler yapmıştır. Hz. Hüseyin kuşatmanın derhal kaldırılmasını, kendisiyle birlikte ailesi ve taraftarlarının da Irak’ı terk etmesine izin verilmesini teklif etmiştir. Yezid komutanı Ömer Bin Sa’d, bu teklifi makul bularak söz ve karar sahibi olan Şimr Bin Zi’l Cevşen, Bahteri Bin Rebia ve Şeys Bin Rebia’ya bildirmiştir. Bu kişiler, teklifi reddederek Hz. Hüseyin’in ve beraberindekilerinin öldürülmesini emretmiştir. Muharrem ayının 7’sinde Ömer Bin Sa’d, çemberi daraltarak kampın suyollarını kapatmıştır. Muharrem ayının 9’unda, kampın su kaynakları tükenmiştir. Hz. Hüseyin ve taraftarları, savaşmak ile teslim olmak arasında bırakılmıştır. Hz. Hüseyin’e, ailesine ve taraftarlarına ibadet için izin dahi verilmemiştir. Ertesi gün; Hz. Hüseyin’in adamları, düşman ordusunda bulunan akrabaları ile konuşarak Hüseyin’in safında yer almalarını istemişlerdir. Hz. Hüseyin de, Yezid askerlerine uzun ve etkili bir konuşma yapmıştır. Yezid’in generallerinden savaşçı Hûr, derhal Hüseyin’in safına geçmiştir. Hz. Hüseyin’in konuşmaları sürdüğü müddetçe, Yezid askerlerinin saf değiştireceğini düşünen İbn-i Sa’d, Hüseyin’e ilk oku atarak savaşı başlatmıştır. Bu savaş önce düello şeklinde başlamıştır. Hz. Hüseyin, önce Temim Bin Kâhta’yı, sonra da Arap âleminin en korkulan savaşçısı Zeyd Bin Ebtahi’yi öldürmüştür.

 

Savaş, bir süre iki ordu arasındaki akrabaların karşılıklı düellosuyla devam etmiştir. Bu çarpışmada Yezid’in ordusu önemli savaşçılarını kaybetmiştir. Kadınlar, çocuklar ve hasta olan Zeynel Abidin, savaşın bir an evvel sona ermesini beklemişlerdir. Hüseyin’in diğer oğlu Ali Asgar, henüz altı aylıktı ve susuzluktan dolayı ölmek üzereydi. Hz. Hüseyin, hasta yavrusunu kucağına alarak Yezid ordusundan çocuk için bir yudum su istemiştir. Ne acıdır ve ne düşündürücüdür ki; Humala Bin Kâhil, Ömer Bin Sa’d’ın emriyle çocuğu okla vurarak öldürmüştür. Hz. Hüseyin, oğlunu defnettikten sonra tekrar düşmanın karşısına çıkmış ve teslim olmalarını istemiştir. Hz. Hüseyin’in bu davetine karşılık Ömer Bin Sa’d’ın komuta ettiği Yezid ordusu, Simr Bin Zi’l Cevşen’in emriyle topluca saldırıya geçmiştir. Ok ve mızraklar Hüseyin’in üzerine yağmaya başlamıştır. Sinan Bin Enes veya Simr Bin Zi’l Cevşen, yaralanan Hz. Hüseyin’in başını kesmiş, mızrağın ucuna takıp, teşhir etmiştir. Bununla da yetinmeyen Ehl-i Beyt düşmanları, Hüseyin’in değerli eşyalarını ve elbiselerini alarak Hüseyin’in başsız bedenini çırılçıplak ortada bırakmıştır. 72 şehidin cesedi, El-Gadiriye köylüleri tarafında defnedilmiştir. Ertesi gün, kadınlar ve çocuklar, develere bindirilerek yargılanmak üzere Şam’a götürülmüştür. Ehl-i Beyt düşmanı Yezid, Ehl-i Beyt’e bu zulmü yapmakla kendi iktidarını sağlamlaştırmak ve Hüseyin taraftarlarına gözdağı vermek istemiştir.

 

Zeynel Abidin ve kız kardeşi Zeynep, gittikleri yerlerde Yezid’in Ehl-i Beyt’e yaptığı zulümleri tüm Müslümanlara anlatmıştır. Zeynep Bin Ali, Yezid’in mahkemesine çıkarıldığında da büyük bir cesaret örneği göstererek Yezid’in halifeliğini tanımadığını haykırmış ve Hüseyin’in Yezid’e başkaldırışını övmüştür. Hüseyin’in 4 yaşındaki kızı Sakine Bin Hüseyin, çektiği acılara dayanamayarak vefat etmiştir. Suriye’den ve Irak’tan gelen Ehl-i Beyt sevdalıları, Ali Bin Hüseyin’i, Zeynep Bin Ali’yi ve Zeynel Abidin’i yalnız bırakmamıştır. Ziyarete gelenler, Hüseyin Bin Ali’nin haklı davasına destek vererek dönmüşlerdir. Bu gelişmeler, Suriye ve Irak’ta Yezid aleyhtarı gelişmelerin başlamasına sebep olmuştur. Durumun aleyhine geliştiğini fark eden Yezid, tutukluları serbest bırakarak Medine’ye gitmelerine izin vermiştir. Bu aşamadan sonra Kerbela olayı kulaktan kulağa günümüze kadar anlatılagelmiştir. Kerbelâ’nın yâd edildiği gün Aşure günü olarak belirlenmiştir.

 

Aşure Günü’nde Sünni Müslümanlar, Muharrem Orucu tutarak ve mevlit okutarak; Şii ve Aleviler ise oruç tutarak ve mersiyeler okuyarak Kerbela Olayını yâd ederler.

 

Büyük İslam Âlimi İbn-i Haldun, Kerbela olayı ile ilgili şu tespitlerde bulunmuştur: Hüseyin akıllı ve içtihat sahibidir. Yani ayet ve hadisleri anlatmaya ve doğru yorumlamaya muktedirdir. O’na göre adaletli bir halife olmayan Yezid’in saflarında savaşmak caiz değildir. Hüseyin’e karşı asker göndermesi fâsıklığını kuvvetlendirir. Bu nedenle Hüseyin’in şehitliği ecirli ve sevaplıdır.

 

Toparlayacak olursak:

 

Resulullah’ın (s.a.v.) vefatı sonrası yaşanan Halifelik seçimleri, Sıffın Savaşı ve Kerbela Olayı İslam Dünyası’nın fırkalara ayrılmasına neden olmuştur. Müslümanlar olarak bu olaylardan ortak bir sonuç çıkarmalıyız. Bu hadiselerden çıkaracağımız ortak sonuçlar; Kur’an ayetlerini ve Resulullah’ın sözlerini dikkate almayan Emevi zihniyeti, Ehl-i Beyt’in halifeliğini engellemiştir. Emevi zihniyeti, Müslümanların birbiriyle savaşmasına, Kerbela hadisesinin yaşanmasına ve Müslümanların fırkalara bölünmesine sebep olmuştur. Emevi zihniyeti, İslam’ı siyasi amaçlarına alet etmiş; bu hastalıklı zihniyet günümüze kadar ulaşmıştır. Günümüzde de siyasilerin bir kısmı, İslam’ı siyasi amaçlarına alet etmektedir. Yazıklar olsun onlara!

 

29.10.2014

 

Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale’de, liseyi de Ankara’da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak “Sanal Cinayet” ve” “Kristal Dünyalar” isimli iki eserim yayınlanmıştır. Eserlerimi okurken, usta bir yazarın kitaplarını okurken aldığınız hazzı alacak, ilginç olaylara şahit olacaksınız. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. hepinize saygıları sunuyorum. E-Mail: atessbeyy@mynet.com

Allah’a emanet olunuz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir