Işid Terörü ve Türkiye’ye Yansıması

Dünya ülkeleri, birden ortaya çıkartılan IŞİD Terör Örgütü’nü konuşuyor. IŞİD, Suriye ve Irak üzerinden Türkiye sınırına doğru, katliam yaparak ilerliyor. Kendini dünyanın jandarması olarak gören; işgal ettiği her ülkeye adalet, demokrasi ve hoşgörü götürdüğünü iddia eden ABD, dünyayı ve özellikle de İslam Coğrafyasını bu IŞİD denilen canavardan kurtarmak için kolları sıvamıştır…

 

IŞİD ile Son Tango:

Araştırma:

Dünya ülkeleri, birden ortaya çıkartılan IŞİD Terör Örgütü’nü konuşuyor. IŞİD, Suriye ve Irak üzerinden Türkiye sınırına doğru, katliam yaparak ilerliyor. Kendini dünyanın jandarması olarak gören; işgal ettiği her ülkeye adalet, demokrasi ve hoşgörü götürdüğünü iddia eden ABD, dünyayı ve özellikle de İslam Coğrafyasını bu IŞİD denilen canavardan kurtarmak için kolları sıvamıştır. IŞİD Terör Örgütü’nün saldırılarının artması sonucunda; Kuzey Irak’ta ‘Çakma Kürdistan’ın lideri Barzani, Batılı ülkelerin ve Türkiye’nin desteklediği Peşmerge ordusunu IŞİD canavarının önüne dikmiştir. İki canavardan en büyüğü olan IŞİD, Barzani’nin ordusunu sinek gibi ezerek ilerleyişini sürdürmektedir. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Ayn el Arap’ın (Kobani) bazı bölgelerini işgal edip, bayrağını dikmiştir. Suriye ve Irak’ta pek çok köyü ve kenti ele geçiren IŞİD Terör Örgütü’nün önünden kaçan savunmasız Türkmenler, Ezidiler ve Kürtler, mülteci kampına dönen Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmıştır. Türkiye’de bulunan PKK ve onun siyasal uzantısı HDP; TSK’nin, IŞİD’e karşı YPG, PYD ve Peşmerge kuvvetlerini korumasını; hatta PKK, YPG ve PYD’nin silahlandırılıp TSK ile birlikte IŞİD Terör Örgütü’ne karşı savaşmasını teklif etmiştir. HDP-PKK ve Bebek Katili Öcalan şaşırmış olmalı ki; düşman bellediği TSK’dan medet umar hale gelmiştir.

 

Hükümet yetkilileri, bu akla ziyan teklifleri manidar görüp, reddetmiştir. Hükümetin bu restine karşılık, sınıra yığılan Türkiyeli Kürtler, tel örgüleri aşarak Kobani’ye savaşmak için gitmek istemiştir. Engel olmak isteyen Mehmetçiklerimize ve güvenlik güçlerimize HDP ileri gelenleri ve saz arkadaşları taş ve Molotof kokteyl atarak saldırmıştır. Bununla yetinmeyerek, Doğu ve Güney doğu illerimiz başta olmak üzere ülkemizin pek çok il ve ilçesinde okullara, Atatürk heykellerine, kamu binalarına, iş yerlerine ve tatbiki Türk Bayrağı’na saldırıp, yakıp yıkmıştır. Olaylar hızla gelişirken; HDP Eş başkanlarından Selahattin Demirtaş, Twitter üzerinden Kürtlere mesaj yollayarak ‘Sınırsız Direniş’ çağrısında bulunmuştur. Çağrıyı alan Radikal Kürtler, organize olup, Türkiye’nin pek çok ilinde (eş zamanlı) ateşli ve kanlı eylemlerde bulunarak kamu düzenini bozmuştur. Esasına bakıldığında bu ayaklanmaların bir ‘Kürt Kalkışması’ olduğu anlaşılmaktadır. Devlete isyan etmek anayasal bir suç olduğuna göre; HDP’li milletvekillerinin milletvekillikleri düşürülmeli ve gerekli soruşturma derhal başlatılmalıydı. Türk Devleti’ne başkaldıranlar, ülkeyi ateşe verenler, bayrağımızı ve Atatürk heykellerini yakanlarda cezasını çekmeliydi. Ne yazık ki; AKP Hükümeti, ne olduğu net olarak açıklanamayan bir ‘Çözüm Süreci’masalıyla Terör Örgütü PKK ile masaya oturmuş; İmralı eksenli bir yasal düzenlemeye geçmiştir. İsyancı Kürtler, geçmiş dönemlerde de Türk Devleti’ne karşı defalarca isyan etmiş ama her seferinde suratlarına inen ‘Osmanlı Tokadı’ ile yerle bir olmuştur.

Saplantılı Politikalar:

 

Çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Gaziantep’te sığınmacılara yaptığı konuşmada eski kadim dostu Beşar Esad’ı yerden yere vurup, IŞİD bahanesiyle Batılı ülkelere seslenerek NATO’ya çağrı yapmıştır. “Öyle havadan bombalamakla olmaz. Suriye’ye kara harekâtı yapılmalıdır” diyerek, Suriye Devleti’nin ve Esad Rejimi’nin yıkılmasını istemiştir. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve emanetçi Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun; “Suriye’de Esad hedef alınmalıdır” sözlerine, Beşar Esad; “Ben şimdilik ülkemin refahını düşünüyorum…” diyerek, karşılık vermiştir.

 

AKP Hükümeti; Arap Coğrafyası’nda ‘Sünni Kuşak’ oluşumuna destek vermektedir. Bu nedenle; BOP’a Eş Başkan yapılan Tayyip Erdoğan ve kadrosu, Şiilere ve Alevilere mesafeli politikalar üretmektedir. AKP kadrolarının zihninde yeşillenen bu hastalıklı ve arızalı ruh halinin kaynağını görmek için BOP denilen küresel anafora göz atmamız yeterli olacaktır.

 

Dünya ülkeleri, IŞİD belasını nasıl def edeceklerini düşünürken; Türkiye’yi yöneten kadronun hedefi Esad Rejimi olmuştur. ‘Çakma Başbakan’ Davutoğlu’nun, CNN Muhabiri Christian Amanpour’a yaptığı açıklamalar, Türkiye ve komşu ülkeler açısından ‘felaket tellallığı’ niteliğinde olmuştur. Şöyle ki; Muhabirin; “koalisyona katılmanız için Esad Rejimi’nin düşürülmesi şartınız var mı?” sorusuna karşılık, Başbakan Davutoğlu; “Esad, kimyasal silah, scud füzeleri, varil bombaları kullandı. İnsanları aç bırakarak cezalandırdı. Bu işlenen suçlar karşısında herkes suskun kaldı. Radikal örgütler bu durumdan faydalandı. Fırtına yaklaşıyor dedik ama kimse önlem almadı” diyerek, cevap verdi. Muhabir tekrar sordu: “Kobani’yi kurtarmaya hazır mısınız?” Başbakan Davutoğlu; “Kobani ’ye müdahaleye gerek varsa, Suriye’nin tamamına müdahale vardır.” diyerek, AKP Hükümeti’nin birinci önceliğinin IŞİD Terör Örgütü değil, Esad Rejimi olduğunu açıkça ifade etmiştir. Bu arızalı politikanın sonunu düşündüğümüzde; Esad sonrası parçalara ayrılmış Suriye’de kukla diktatörler işbaşına getirilecek; Ortadoğu Coğrafyasının kilitlerinin açılması için bu kukla yöneticiler manivela olarak kullanılacaktır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ve Emanetçi Başbakan Davutoğlu’nun ‘Esad Merkezli’ politikasına karşılık ABD, pozisyonlarında bir değişikliğin olmadığını; hedeflerinin IŞİD Terör Örgütü olduğunu açıklamıştır. Türkiye’nin Muhteşem İkilisinin ‘Şam Seferi’ hayalleri de böylelikle suya düşmüştür. ABD’nin bu tavrı şimdilik Türkiye’yi büyük bir beladan kurtarmış gözükmektedir. Unutulmamalıdır ki; büyük devletlerin daima yedek planları vardır: Işid sonrası tavırlarının ne olacağını ve Türkiye’ye ne görevler verileceğini yaşayıp, göreceğiz.

 

IŞİD Terör Örgütü’nün ortaya çıkışından itibaren Ortadoğu’da çok kritik gelişmeler yaşanmıştır. Gelişmeleri kaygıyla ve dikkatle izleyenler aşağı-yukarı şu tespitleri yapabilecektir:

 

a-) Musul’u işgal eden IŞİD; Türkiye dâhil, Arap Dünyası için dev bir anafor yaratmaya çalışmaktadır.

b-) Işid Terör Örgütü, Sünni bir İslam Devleti kuracağını ilan etmişti. Bu amaçla, Alevileri ve Şiileri ‘kâfir’ oldukları gerekçesiyle katletmektedir. Oysa yıllardır Filistin’de Müslüman kanı döken İsrail’e karşı bugüne kadar sözlü veya fiili bir saldırıda bulunmamıştır. Sadece bu noktadan hareket ederek düşünsek bile, IŞİD Terör Örgütü’nün küresel güçlerin bir maşası olduğu; BOP’a ve İsrail’in Arz-ı Mevut ideallerine hizmet ettiğini anlayabiliriz.

c-) IŞİD’in Musul’u işgal etmesi, Bağdat’a ilerlemesi, Erbil’e yönelmesi, Irak ve Suriye’de yeni cepheler açıp, Aynel Arap’a (Kobani) ve Lübnan’a saldırılar düzenlemesi… IŞİD Terör Örgütü’nün kısa zamanda bu kadar mevzi kazanması akıllarda yığınla soru işareti oluşturmuştur. Dünyanın süper ülkelerinden ABD, 2003 yılında Ortadoğu Coğrafyasına girmekte tereddüt ederken; IŞİD’in Irak’a, Suriye’ye ve Lübnan’a seri halde saldırması nasıl izah edilebilir? Bu çelişkiyi çözmek için olayların nedenleri ve sonuçları üzerinde durmamız gerekir:

 

a-) Barzani’nin Kerkük’ü işgal etmesi için IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi planlanmıştır.

b-) AKP-Barzani yönetiminin kaçak petrol anlaşmasını yapılabilmesi için IŞİD’in Musul’dan sonra Bağdat’a ilerlemesi ve Maliki Hükümeti’ni sıkıştırması planlanmıştır.

c-) Ortadoğu bataklığına saplanan BOP’un Seyr-i selameti için; ABD’nin bu bölgeye yeniden müdahale etmesi ve PKK ile KDP’nin silahlandırılması planlanmıştır.

d-) Kürt örgütlerin AKP Hükümeti’ne yanaşması ve ABD’nin Kürt Koridoruna ivme kazandırması için IŞİD’in Kobani’ye saldırması planlanmıştır.

 

IŞİD’in Kobani’ye saldırması sonucunda Suriyelilerden sonra Türkiye’ye büyük bir Kürt göçü başlamıştır. Gelişmelere baktığımızda; IŞİD’in, Peşmergeleri ve YPG güçlerini silindir gibi ezip geçmesi, Kürt örgütlerini AKP ile bütünleşmeye zorlamıştır. Emperyalist ülkelerin ve Kürt örgütlerin AKP Hükümeti’ni Kobani’ye yardıma zorlaması, Türkiye’nin sisli ve karanlık bir coğrafyaya çekilmesi demektir. Emperyalistler, bu sisli ve karanlık ortamdan faydalanarak, AKP Hükümeti’ne ‘Sevr Anlaşması’nı dayatarak ‘Kürdistan’ı kurdurmanın hesabını yapmaktadır.

 

Radikal Kürt örgütleri sanıyorlar ki; emperyalist devletler, Kürtlerin karakaşına, karagözüne vurgun! Kürtlere yardım etmek için sıraya girmiş, bekleşiyorlar! Kürtlere bağımsız bir devlet vermenin çabası içindeler. Bunun için bir NATO ülkesi olan Türkiye’nin Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde ‘Kürdistan Devleti’ kurup, Kürtlere armağan edecekler!

 

Aklıselim düşünen Kürtlerin, oynanan küresel oyunların farkında olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple; kendi devletleri olan T.C. Devleti’ne sahip çıkacaklarına, bu uğurda küresel şeytanlara ve şarlatanlara pirim vermeyeceklerine inanıyorum. Küresel bozgunculara inat, Türk-Kürt kardeşliğini pekiştirmek için mücadele vereceklerinden de en ufak şüphem yoktur.

 

Aklıselim düşünen Türkler ve Kürtler şu düşünceleri savunur:

 

Arap Coğrafyası; emperyalistlerin girişimleriyle kan gölüne dönmüştür. Kardeş kavgaları, mezhep kavgaları, enerji paylaşımı kavgaları bu coğrafyaya serpilen nefret tohumlarıdır. Bu sebeple, bu coğrafyaya maalesef ‘bataklık’ denilmektedir. İslam’ın yaşadığı ve yaşatıldığı coğrafyalar asla bataklığa benzetilemez. Zira İslam’ın yaşandığı beldelerde saadet, huzur ve barış hüküm sürer. İslam’ın özünde bu vardır; ama İslam ülkelerinin başındaki şeyhler, krallar, emirler ve başkanlar ne acıdır ki Batı’nın kölesi olmuştur. Batı’ya hizmet aşkıyla yanıp tutuşanların İslam Coğrafyasını güllük-gülistanlık yapması elbette beklenemez.

 

Ortak akıl der ki; Ortadoğu’da ve Türkiye’de gerçek barışın sağlanabilmesi için Türkler, Kürtler, Farslar ve Araplar ortak hedeflerde buluşmalıdır. Kendi birlikteliklerini kurmalıdır: ABD’nin ve İsrail’in işbaşına getirmeye çalıştığı kuklaları dikkate almadan, milli olan hükümetleri seçip, işbaşına getirmelidir. Birlikte savunma gücü oluşturmalı, bilim ve teknikte ilerlemek için ortak hareket etmeli, iktisadi bütünlük sağlamalı, kültürel ve sosyal çalışmalar yapmalıdır. Rusya, Çin, Hindistan ve Kore gibi gelişmiş ülkelerle de ilişki kurarak büyük ve güçlü bir bedene dönüşmelidir.

 

İslam Dünyası, aklını başına toplayıp şöyle bir baksa; Yüce Allah’ın Türk ve Arap coğrafyasına cömert davrandığını görür ve bu cömertliği hiçbir zaman emperyalistlere yedirmek istemez. Mademki Müslümanlar kardeş; öyle ise İslam ülkeleri bu zenginliği kardeşleri ile paylaşmalı, huzur ve bolluk içinde yaşamanın yollarını aramalıdır. Artık birleşme vaktidir. Aksi halde, beyhude geçen günler, İslam dünyası için vahim sonuçlar doğurmaya devam edecektir.

15.10.2014

Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale’de, liseyi de Ankara’da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak “Sanal Cinayet” ve” “Kristal Dünyalar” isimli iki eserim yayınlanmıştır. Eserlerimi okurken, usta bir yazarın kitaplarını okurken aldığınız hazzı alacak, ilginç olaylara şahit olacaksınız. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. hepinize saygıları sunuyorum. E-Mail: atessbeyy@mynet.com

Allah’a emanet olunuz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir