Home > Konular > Toplum > Yaşam > İnsan – Çevre Etkileşimi

İnsan – Çevre Etkileşimi

İnsanlık denilince akla ilk gelen yaratıcılıktır. İnsan doğa ilişkisi ilk çağdan beri devam eden bir ilişkidir. İlk çağdan beri doğada yaşayan insanların doğaya egemen olma değil doğayı anlama çabası vardır. Doğasıyla arasına mesafe koymayan insan tersine onunla bütünleşmeyi seçmiştir. Doğa kendisine emek vermiş üretici ve yaratıcı olmasını sağlamıştır. İnsanın hayatını birinci dereceden değiştiren, etkileyen dönüştüren doğadır. Doğa ve insanın etkileşimi insanlık tarihinden beri araştırma konusu olmuştur. Tarih boyunca birçok düşünür bu konu hakkında araştırma yapmıştır. Bunların sonucunda İki önemli görüş ortaya çıkmıştır: Possibilizm; insana ağırlık verilmesi gerektiği görüşünü Savunur. Bu görüşün karşıtını da deterministler savunur. Ancak şu noktada çevre mi insana,yoksa insan mı çevreye egemendir sorusuna cevap ararken bu konuda kesin bir takım sınırlar koymak ve çevre sistemlerinden söz etmek coğrafi yeryüzünün bir çok bölgesi için oldukça zordur…

“Coğrafi çevrenin (iklim, kara, nehirler, vs) sosyal gelişmede ana faktör olduğunu ileri süren bir sosyoloji okul, Tarihe esas olarak natüralistçe ve idealistçe yaklaşımdır determinizm.” Coğrafi Determinizmin ilk olarak Platon ve Aristoteles gibi antik çağ düşünürleri tarafından dinsel ve mitolojik görüşlere karşı savunulmuştur. Montesquieu’nün etkisi altında, 18. yüzyılda ayrı bir düşünce okulu olarak şekillenen Coğrafi determinizm, sosyal fenomenin tanrısal öncel- düzene bağımlı olduğu ve onun tarafından desteklenen feodal ideolojiye karşı çıktığı için ilericiydi. Fakat 19. yüzyılda, Buckle’da görüldüğü gibi sömürgeci yayılmanın ve sosyal eşitsizliğin değişmezliği iddiasını ispat yolunda kullanılmıştır. Nehirleri uygarlığın başlangıcının ve gelişmesinin asıl faktörü olarak açıklayan Meçkinov Teorisi ile Coğrafi Determinizm arasında sıkı bağlılık vardır. Meçkinovuniddiasına göre,”sosyal gelişme, kaçınılmaz olarak tiranlıktananarşiye doğru gider.”

Çevrenin insan üzerinde etkili olduğunu savunan deterministlerbu etkileri şu şekilde açıklar:

Çevrenin kişi tabiatı yani burada kullandığımız anlamıyla bireyin iç güdüleri, huyu ve davranış özellikleri gibi ruhsal yapısına etki edip etmediği sorunu, daha Eskiçağ’dan bugüne, düşünür ve araştırmacıları meşgul eder. Örneğin bunlardan biri, tasviri coğrafya devresi temsilcilerinden AmasyalıStrabon olmuştur. “Geographica adlı eserinde kaleme aldığı bilgiler ve fikirler arasında kıyı ve ılıman iklim bölgelerinde yaşayan toplumların daha uygar ve uysal, dağlık ve yüksek bölgelerde yaşayanların ise uygarlıkta geri ve sert mizaçlı olduğunu belirtmiştir.”

“İbn-i Haldun başta iklim özellikleri olmak üzere yaşama bölgelerinin coğrafi özelliklerinin, insanların ten renkleri ve davranışları üzerinde etkili olduğu görüşünü ileri sürmüştür.”

Önemli doğal çevre faktörlerinden biri olan iklim özellikleri, insan sağlığı ve hastalık-sağlık ilişkileri üzerinde de etkilidir. İnsanlar arasında havası sağlam diye nitelenen ve çevre sorunları bugünde pek belirgin olmayan sayfiye amaçlı yayla yerleşmeleri ile gürültü, trafik ve hava kirlenmesi gibi sorunları bulunmayan bir çok kırsal yerleşme kirlenmemiş deniz ve göl kıyıları, orman bölgelerindeki kamp ve piknik yerleri, insan sağlığı açısından en uygun ekosistemler arasında bulunmaktadır. Çeşitli bölgelerde çeşitli sağlık sorunları insanları etkilemektedir.

Tropikal kuşakta enfeksiyonel hastalıklar, sıtma, flariyoz, cüzam, sarıhumma, virüsü böcekler tarafından taşınan uyku hastalığı başlıca tropikal bölge hastalıklarıdır.

Ilıman kuşakta ise bazı yaygın toplum hastalıklarına rastlanır. Bunlar arasında verem, romatizma ve trahom en fazla görülenlerdir. Bunlardan romatizma ve tüberküloz(verem) genellikle nemli serin bölge toplumlarında daha çok görülür. “Geçmişte Anadolu’nun; Güneydoğu Anadolu bölgesi trahom, Doğu Karadeniz bölümü romatizma ve tüberküloz, Çukurova ise sıtma hastalık bölgeleri olarak tanınırdı. Bugün bile bu bölgelerde seyrekte olsa bu hastalıklara rastlanır.”

Bunlar arasında ilgi olduğu Eskiçağ düşünürleri tarafından da farkına varılmış ve bu konuda ilginç sayılabilecek görüşler ileri sürülmüştür. Gerçekten de toplumların devlet şeklinde örgütlenmesi ve siyasal açıdan güçlü bir devlet kurmaları egemenlik altında tuttukları ülke topraklarının doğal ve beşeri kaynaklarının zengin olup olmayışı ile yakından ilgilidir.

“Eski çağ ve kısmen de Ortaçağ ülke zenginliği o ülkenin sahip olduğu verimli tarım topraklarıbaşta olmak üzere ormanlar, su kaynakları ve otlakların zenginliği ile ölçülür.” Bunların yine önemini koruması kaydıyla, giderek bu zenginliklere, metalik ve fosil madenler, turistik doğal kaynaklar ve benzerleri eklenmiştir. Bu tür bir korelasyon varlığı, şimdiki bilgilerimize göre ilk kez Aristo tarafından “Politika” adlı eserinde yer alan devlet teorisinde ileri sürülmüştür. Benzer görüşler, Strabon ve İbni Haldun gibi düşünürler tarafından da savunulmuştur.

Örneğin Aristo’ya göre doğal kaynakları kısıtlı bölgelerde yaşayan toplumlar, daha güç koşullar altında devlet kurarlar ve bu devletlerin egemenliği kısa süreli olur.

“ Possibilist coğrafyacılar yada olasılıkçılar determinist coğrafyanın tersine doğanın insan üzerinde değil insanın doğa üzerinde etkili olduğunu savunurlar. Coğrafi olaylar ve mekanların insan faaliyetlerinden etkilenerek oluştuğunu söylerler.”

Possibilist ekol taraftarları metodik yaklaşım olarak, insana ağırlık verilmesi gerektiği görüşünü savunurlar. Bunun nedeni olarak da çevre-insan etkileşiminde en etkili değiştirici faktörün insan olduğu tezinden(görüşünden) hareket ederler. İnsanın çevreyi değiştirme gücünün, doğal çevre faktörlerinin engelleyici ya da önleyici rolüne göre, çok daha önemli ve etkili olduğu tezini ileri sürerler.

“İnsan, alet yapar; canlıların en akıllı ve zihin gücü en yüksek olanıdır. Bu nedenle de, akıl gücünün üstün işlevlerini kullanarak, çok değişik teknikler ve teknolojiler geliştirmektedir. Oluşturulan bu teknik ve teknolojiler, zamanla çevrenin, hayatı güçleştiren ya da kolaylaştıran koşullarına uygulanmakta ve çevreden yararlanmayı kolaylaştırmaktadır.”

Bu alandaki esas gelişme ve değişmeler, Sanayi Devrimi  ile başlamıştır. Bu devreye kadar insanın çevreye egemenliği, çok zayıftı. Asıl egemenlik, Sanayi Devrimi sonrasında görülmeye başlamıştır. Bununla birlikte, insanın zihinsel gücünün ürünü olan ilim ve tekniğin sayesinde, bütün doğal çevre faktörlerini denetimine almış değildir. Örneğin bugün insan, eskiye göre yeryüzünün daha geniş bölgelerine yayılabilmiştir. Ancak, her çevreye adapte olma gücü, kuşkusuz sonsuz değildir.

Çevrede yapılan ve yapılmakta olan değişiklikleri, ana çizgileri ile şöyle özetleyebiliriz:

“İnsanın bu yolla çevreyi değiştirmeye başlaması, tarım kültürünün keşfi ile başlar. Kesin olmamakla beraber insanlığın bu ilk ve en büyük keşfi, Neolitik ’e dayanır.”

Çevreyi en belirgin şekilde değiştiren insan faaliyetlerinin başında tarım arazisi kazanma faaliyeti gelmektedir. Bu başlıca şu ekosistemlerin değiştirilmesi sonucu genişlemektedir:

1- “Çayır ve otlakların tarım faaliyetine kazandırılması

2- Ormanlardan tarım arazisi kazanılması

3- Bataklıkların kurutulması, çorak toprakların ıslah edilmesi

4- Eğimin fazla yüzeylerin teraslanması

5- Kısmen körfez ve kıyıların doldurulması”

Tarımsal amaçlarla değerlendirilen araziler, anakaralarda silueti, dikkat çekici şekilde değiştirmiştir.

Çevreyi değiştirme süreci; havayolları, denizyolları, boru hatları, karayolları ve demiryolları yapım faaliyetleri ile olmaktadır. Ancak, kara ve demiryolları yapım faaliyeti, diğer ulaşım hatlarına göre çevreyi, daha belirgin bir şekilde ve daha değişik boyutlarda değiştirmektedir. “Karayolu ve demiryolu ulaşım sistemlerinde, yapılması zorunlu bir çok teknik düzeltme, diğerlerine göre daha dikkat çekici çevre değişikliklerine neden olmaktadır. Yol güzergahları boyunca yapılan zemin yükseltmeleri, açılan tüneller, inşa edilen boğaz ve akarsu köprüleri, kavşak inşaatları, viyadük  yapımı ve dayanma duvarları, yol yarmaları ve dönemeçler, kara ve demiryolları sistemlerinde yapılan başlıca teknik düzeltmeler olarak burada kaydedilebilir.” Karayolları ve demiryolları kadar olmasa bile, hava meydanları ve deniz limanları yapım faaliyetlerinde de çevreyi belirgin bir şekilde değiştirmektedir.

Bütün bunlar, yeryüzü topografyasını çok dikkat çekici bir şekilde değiştirmektedir.

Sanayi faaliyeti yatırımları için, tarım sektöründe olduğu gibi, çok geniş araziler işgal edilmesi, bu fonksiyon için ayrılması gerekmez. Ancak yine de, sanayi tesisleri için kuruluş ve kullanılış yeri sağlanması bakımından, sanayi tesisleri yoluyla, çevrede dikkat çekici değişiklikler yapılır. Atölye ve fabrikaların binalarını yapmak için ayrılan arsalara kuruluş yeri, bunların dışında kalan, fakat yine sanayi faaliyeti için ayrılan alana kullanılış yeri denir. Her ikisine birden kuruluş ve kullanılış alanı denir.

Kullanılış alanları, hammadde ve mamul madde depolama alanları, yollar, yeşil alanlar, sosyal tesisler yapımı gibi amaçlarla değerlendirilmiş alanlar demektir. Bu alanların ayrılması bakımından standart ölçüler kullanılmaz, ve bu limit sanayi tesisi türüne göre değişir. Ayrıca sanayi atık ve artıklarından çevreye yayılan değişik kirleticiler çevrenin doğal dengesini fazlasıyla bozmaktadır.

Çevre insanı gerek bireysel olarak gerekse yaşam biçimi olarak bir çok şekilde etkiler. İnsanların ten renginden yediği içtiği maddelere kadar, kıyafet seçiminden ev yapı malzemelerine kadar her konuda çevre insanı etkilemektedir.

Bununla birlikte insan yaşam faaliyetlerini sürdürebilmek için çevreyi etkilemektedir. Ekonomik faaliyetleri yürütebilmek için çevreyi kısmen kontrol altına almak zorundadır. Ekonomik faaliyetler dışında ulaşım, barınma faaliyetleri vb. birçok alanda insan çevreyi kontrol altına almaktadır.

İnsan mı çevreye daha fazla etki etmektedir çevre mi insanı daha çok değiştirmektedir bunun kesin bir ayrımı henüz yapılamamaktadır.

 

KAYNAKÇA

ANONYMOUS 1999. Sanayi-Çevre İlişkileri. BAYKAN, A.R. 1999.Yatırımcının Çevresel Açıdan Yükümlülüğü (ÇED). TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Sorumlu Müdür Eğitim Semineri Programı bildirisi, Ankara.

ÇEVİKBAŞ, R., “Türkiye’de Tarım Topraklarının Amaç Dışı Kullanımı Sorunu ve Çözüm Önerileri”, Tabiat ve İnsan Dergisi, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Yayını, Sayı: 25/2, Ankara, 1991

DOĞANAY, H., 2003, Coğrafya’ ya Giriş 1 Genel ve Fiziki Coğrafya, Aktif Yayın Evi, İstanbul.

DOĞANAY, H., 1993, Doğal Kaynaklar, Atatürk Üniv Yay. No:707 K.Karabekir Eğitim Fak. Yay. No 29 Erzurum

ERİNÇ, S., 1973, Türkiye: İnsan ve Ortam. İstanbul Üniv. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, Sayı 18-19, İstanbul.

ELKER, C., Ulaşımda Politika ve Pratik, Ankara, 2002

GÜMÜŞÇÜ, O., 2006, Tarihi Coğrafya Kavramlar-Tarihçe-Kaynaklar-Mekan-Metod, Yeditepe Yayınevi, İstanbul.

GÜRBÜZ, M., “Çevre-Tarım İlişkileri”, Ziraat Dünyası Dergisi, Türkiye Ziraatçılar Derneği Yayını, Sayı: 411 Temmuz, 1992

KAYA,İ., 2005, Sosyal Teori ve Beşeri Coğrafya, Ulusal Coğrafya Kongresi 2005 (Prof. Dr. İsmail Yalçınlar Anısına) 29-90 Eylül 2005 Bildiri Kitabı, İstanbul.

KÖSE, A. – ARI, Y. 2005, İnsan Çevre Etkileşimini Yorumlamada Yeni Bir Alternatif: Kültürel Coğrafya. Ulusal Coğrafya Kongresi 2005, (Prof. Dr. İsmail Yalçınlar Anısına), Bildiri Kitabı Ed. Sedat Avcı ve Hüseyin Turoğlu),

MEMİŞ, E, Tarihi Coğrafyaya Giriş, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayını, Konya 1990. İbni Haldun Mukaddime Çev. Turan Dursun, Onur Yayınları, Ankara, 1977, s. 216

ÖZBEY, E., “Türkiye’de Çevre Sorunları” Ziraat Dünyası Dergisi, Türkiye Ziraatçılar Derneği Yayını, Sayı: 411, Temmuz, 1992.

ÖZÇAĞLAR, A., 2001; Coğrafya’ya Giriş. Ankara, Hilmi Usta Matbaacılık

ÖZGÜÇ, N., (Çev.) Kültürel Coğrafya, Ackerman, E.A., Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Bölümü Dergisi, Cilt:1, S:87-99, 1971, İstanbul.

ÖZGÜÇ,N., TÜMERTEKİN, E., 1998, Beşeri Coğrafya İnsan, Kültür, Mekan, Çantay Kitabevi, İstanbul.

ÖZGÜÇ,N., TÜMERTEKİN,E.,2000,Coğrafya:Geçmiş Kavramlar, Coğrafyacılar, Çantay Kitabevi, İstanbul.

 


2012 Ortaöğretim Felsefe. Ankara: Pasifik Yayınları. 2012. ss. 112,113. ISBN T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sertifika No: 21985

Roshental, M., Materyalist Felsefe Sözlüğü

Ekrem Memiş, Tarihi Coğrafyaya Giriş, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayını, Konya 1990.

İbni Haldun Mukaddime Çev. Turan Dursun, Onur Yayınları, Ankara, 1977, s. 216

 

Filariyoz: Bir parazitin yaptığı hastalık.

Trahom: Göz hastalığı

Erinç, S., 1973, Türkiye: İnsan ve Ortam. İstanbul Üniv. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, Sayı 18-19, İstanbul.

Doğanay, H., 1993, Doğal Kaynaklar, Atatürk Üniv Yay. No:707 K.Karabekir Eğitim Fak. Yay. No 29 Erzurum

Özçağlar, A., 2001; Coğrafya’ya Giriş. Ankara, Hilmi Usta Matbaacılık.

Doğanay, H. 2003; Genel ve Fiziki Coğrafya. Erzurum, Aktif Yayıncılık.

GÜRBÜZ, M., “Çevre-Tarım İlişkileri”, Ziraat Dünyası Dergisi, Türkiye Ziraatçılar Derneği Yayını, Sayı: 411 Temmuz, 1992.

ÇEVİKBAŞ, R., “Türkiye’de Tarım Topraklarının Amaç Dışı Kullanımı Sorunu ve Çözüm Önerileri”, Tabiat ve İnsan Dergisi, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Yayını, Sayı: 25/2, Ankara, 1991

Elker, C., Ulaşımda Politika ve Pratik, Ankara, 2002

ANONYMOUS 1999. Sanayi-Çevre İlişkileri. BAYKAN, A.R. 1999.Yatırımcının Çevresel Açıdan Yükümlülüğü (ÇED). TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Sorumlu Müdür Eğitim Semineri Programı bildirisi, Ankara.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir