Ermeniler ve Sarı Gelin Efsanesi

Türk Kültürü’nde çok önemli bir yer tutan ‘Sarı Gelin’e komşumuz Ermenistan sahip çıkarken; diğer komşumuz Yunanistan’da baklavamıza, dönerimize, kokorecimize ve hatta dondurmamıza sahip çıkmaktadır. Rumlarda, bazı yemeklerimizi sahiplenerek lezzet hır-sızlığından pay kapmaya çalışmaktadır…

Sarı Gelin Efsanesi

Araştırma-İnceleme:

 

Türk Kültürü’nde çok önemli bir yer tutan ‘Sarı Gelin’e komşumuz Ermenistan sahip çıkarken; diğer komşumuz Yunanistan’da baklavamıza, dönerimize, kokorecimize ve hatta dondurmamıza sahip çıkmaktadır. Rumlarda, bazı yemeklerimizi sahiplenerek lezzet hırsızlığından pay kapmaya çalışmaktadır.

 

Her milletin kendi kültürü içinde oluşturduğu bir takım efsaneler bulunmaktadır. Söylencelerin bir kısmı gerçekte yaşanmıştır, ancak nasıl yaşandığı ve nasıl geliştiği hakkında yeterli bilgi ve belgeler yoktur. Durum böyle olunca, gerçekte yaşanmış olan bazı hayat hikâyelerini efsane olarak kabul etmek zorunda kalıyoruz. Severek dinlediğimiz Sarı Gelin Türküsü ‘nün gerçekte kimlere ait olduğu ve hangi coğrafyalarda dillendirildiği merak edilmektedir. Bu nedenle; konuyu daha iyi anlayabilmemiz için bir efsane yolculuğu yapmamızda fayda vardır.

 

Birinci efsane:

Şeyh Abdülkadir Geylani Hz.lerinin Sanan isminde bir müridi vardır. Sanan, bir sebepten dolayı şeyhine darılmış ve firar etmiş. Sanan, Erzurum Oltu’ya gelmiş ve burada bir dervişle yol arkadaşlığı yapmış. Su kıyısına geldiklerinde derviş, Sanan’dan kendisini karşıya geçirmesini istemiş; ancak Sanan, dervişe yardım etmek istememiş. Derviş, Sanan’a darılarak; “Benden esirgediğin omuzlarına domuz yavruları binsin” diyerek beddua etmiş. Sanan, bir eve misafir olmuş. Ancak misafir olduğu ev bir Hıristiyan evi imiş. Rivayetlere göre bu bölgede Hıristiyan Türkler (Kuman-Kıpçak) yaşamaktadır. Hıristiyan çiftliğinde domuz çobanlığı yapmak zorunda kalan Sanan, Kıpçak Beyi’nin sarışın, mavi gözlü, güzeller güzeli kızına âşık olmuş. Şeyh Abdülkadir Geylani Hz.leri, müridinin bir Hıristiyan’ın çiftliğinde domuz çobanlığı yaptığını öğrenince üzülmüş ve müritlerini yollayarak, Sanan’ı getirmelerini istemiş. Müritler, domuz çobanlığı yapmakta olan Sanan’a gelerek; “Şeyh Hazretleri seni dergâha çağırıyor.” Diyerek, Sanan’ı götürmek istemişler. Sanan ise, ancak sevdiği kız ile birlikte gelebileceğini söyleyerek müritleri göndermiş. Sanan, bir fırsatını bularak sevdiği kızı kaçma konusunda ikna etmiş. İki âşık, sabah erkenden kalkıp, müritlere yetişmiş. Kızının Sanan ile birlikte kaçtığını gören Kıpçak Bey’i, iki firariyi yakalatmak için peşlerine adamlarını yollamış. Böylece, bir ölüm kalım kovalamacası başlamış. İki firari âşık, sarp bir dağa sığınmış. Önceden yola çıkan müritler, o dağlardan geçerken; “Allahuekber” diyerek geçtikleri için o dağların adı Allahuekber Dağı olarak kalmış. Efsaneye göre bu dağları geçerken ölen firari âşıkların, müritlerin ve Sarıkamış Şehitleri’nin kabirleri bu dağların eteklerindedir. Sarıkamışlılar, her hasat mevsiminde buraya gelerek genç âşıklar, müritler ve Sarıkamış Şehitleri için dua etmektedir.

 

İkinci efsane:

“Sarı Gelin” Türküsü’nün Kuzey Anadolu Bölgesi’nde ortaya çıktığı da söylenmektedir. Yapılan araştırmalara göre; adı geçen gelinin eski çağlardan beri Çoruh Irmağı civarında yaşayan Hıristiyan Türk Kıpçak Beyi’nin kızı olduğu belirtilmiştir. Bilindiği üzere, Türklerin büyük kolunu Kıpçaklar oluşturmaktadır. Kıpçakların bir diğer adının da ‘Kuman’ olduğu bilinmektedir. Diğer kavimler, Kıpçaklara ‘Sarışın’ oldukları için ‘Kuman’ demişlerdir. Bu bölgedeki söylencelere göre; Erzurumlu bir Türk gencinin henüz Müslüman olmamış Kıpçak Beyi’nin kızına âşık olup, kaçırması ve sonrasında iki sevgilinin bey tarafından yakalanarak öldürülmesi anlatılmaktadır.

 

Üçüncü efsane:

‘Sarı Gelin’ Türküsü, Erzurum’un kuzeyinde ortaya çıkmıştır. Kıpçaklar, sarışın oldukları için diğer kavimler tarafından ‘Kuman’ diye anılmıştır. Uzun bir dönem, Osmanlı idaresinde yaşayan ve Osmanlı tarafından ‘Sadık Tebaa’ olarak baş tacı edilip, devletin önemli kademelerine getirilen Ermeniler, Türk kültüründen etkilenmiştir. Bu etkileşim, “Sarı Gelin” Türküsü ’nün Ermenice olabileceği tartışmalarını doğurmuştur. Esasında böyle bir şey söz konusu değildir. Türkü gerçekten Ermenice olsaydı, dizelerin tamamı Ermeni kelimelerden oluşması gerekirdi. “Sarı Gelin” Türküsü tamamen Türkçe kelimelerden oluşmuştur ve içinde bir tek Ermenice kelime yoktur. Bu nedenle; “Sarı Gelin” Türküsü’nün Ermenice olduğunu iddia etmek ilmen ve aklen mümkün değildir.

 

Bu bölgede “Sarı Gelin” Türküsü şu şekilde anlatılmaktadır:

Delikanlı, sarışın Kıpçak kızına âşık olmuştur. Ancak ailesi, delikanlının sarışın kız ile evlenmesine izin vermemiş. Âşık delikanlı, aşkını şiirleriyle dile getirmiş. Kızın ve delikanlının aileleri evlenmelerine karşı çıkmış olsalar da kız ile delikanlı kaçmaya karar vermiş. Kıpçak Bey’i, kaçakları yakalamak için adamlarını görevlendirmiş. Adamlar, uzun ve yorucu bir kovalamacanın ardından firari âşıkları yakalamış ve öldürmüş. Bu hüzünlü hikâye, o günden beri dilden dile, kulaktan kulağa dolaşarak türkülere konu olmuştur. Araştırmacılar, bu türkünün Faruk Kaleli tarafından derlendiğini; dolayısıyla bu türkünün Dadaşlara ait olduğunu iddia etmişlerdir.

Azerbaycan Büyükelçisi’ne göre; ‘Sarı Gelin’ Türküsü Azericedir. Çünkü Ermeni dilinde ‘sarı’ ve ‘gelin’ kelimeleri yoktur. Azerbaycan’da iki-üç yüz yıldan beri söyleniyor. Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu, bu türküyü Ermenilere mal etti” diyerek tepki göstermiştir.

 

Dördüncü efsane:

Ortodoks Kıpçak kaynaklarına göre; ‘Sarı Gelin’ efsanesinde yer alan kahramanların tamamı Erzurum ve Kars dolaylarında yaşamıştır. Efsaneye göre Senan Şeyhtir ve Kralın kızına âşık olmuştur. Bu aşk, ‘Sarı Gelin’ Türküsü’nü ortaya çıkarmış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bu efsane, Hıristiyan Kıpçakları Müslümanlaştırma çabasını da içine alarak genişlemiştir. Efsane şu şekilde gelişmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır.

 

Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretleri ile Şeyh Senan iki arkadaştır. Senan’ın bir bedduaya uğrayıp, yolu Penek’e düşmüş. Burada bir Hıristiyan’ın çiftliğinde domuz çobanlığı yapmaya başlamış. Senan, bir süre içinde Penek Kralı’nın sarışın, mavi gözlü, güzeller güzeli kızına âşık olmuş; ancak kızın bundan haberi yokmuş. Şeyh Senan, sarışın kızın kalbine aşk ateşi düşürmesi için Allah’a yalvarmış. Yüce Allah’ta, Şeyhin duasını kabul etmiş ve sarışın kızın gönlüne aşk ateşi düşürmüş. Böylece sarışın kız, Senan’a âşık olmuş. Rivayetlere göre sarışın kız din değiştirip Müslüman olmuş. Penek Kralı’nın çiftliğinde yedi yıl domuz çobanlığı yapan Şeyh Senan bir gün Allahuekber dağlarından tef sesleri işitmiş. Bu sesler çilesinin bittiğine işaret ediyormuş. Meğer bu tefi çalanlar, Abdulkadir Geylani Hazretlerinin gönderdiği kırk mücahit mürit imiş. Şeyh Senan, tef seslerinin geldiği dağa doğru koşmuş; Sarı kız da arkasından koşmaya başlamış. Âşıkların kaçtığını gören saray ahalisi, durumu Krala bildirmiş. Kral, firari âşıkları yakalatmak için ordusunu yola çıkarmış. Şeyh Senan ile sarı sız, Allahuekber dağlarındaki kırk müride ulaşmış. Âşıkların hali, Geylani Hazretlerine malum olmuş. Geylani Hazretleri’nin Mısır’dan fırlattığı teber Şeyh Senan’a ulaşmış. Şeyh Senan bu teber ile düşmanlarla vuruşurken; kırk mürit ve sarı kız da düşmanlarla vuruşarak Senan’a yardımcı olmuş. Kırk mürit burada şehit olmuş. Bugün Kırk müridin yattığı yer Kırklar, Kırk Şehitler Mezarlığı diye anılmaktadır. Dağın tepesine kadar çıkmayı başaran iki âşık, burada şehit olmuş. İki aşığın yattığı yer ziyaret edilmektedir. Burada ağzı eğrilenlerin şifa bulduğuna, diğer dileklerin kabul edildiğine inanılmaktadır. Ünlü Türkolog Prof. Dr. Kırzıoğlu’na göre; “Sarı Gelin Türküsü ve Şeyh Senan efsanesi, 12. Yüzyılda Kuzey Kafkaslardan gelen Ortodoks Kuman-Kıpçak hatırasından kalmıştır” diyerek, türkünün kaynağını kesin olarak belirtmiştir.

 

Efsanelerden ve bilimsel çalışmalardan da anlaşılıyor ki, Sarı Gelin Türküsü tamamen Türklere aittir. Sarı Gelin Türküsü’nün hiçbir kelimesinde Ermenice sözcüğün olmaması zaten bu türkünün Türklere ait olduğunu apaçık ortaya koymaktadır. Ermeniler, daha önceden el dokumalarımızdaki motiflerimize, mimarilerimize sahip çıkmıştı. Şimdi de Sarı Gelin’e sahip çıkıyorlar. Yüzlerce yıl Osmanlı idaresinde yaşayan, kendi kültürünü ve medeniyetini tesis edemeyen Ermeniler, kültür yağmacılığı yaparak Türklere ait ne varsa hepsine birden sahip çıkmaktadır. İşin tuhaf yanı, bir milletvekilimiz Sarı Gelin Türküsü’nü romanlaştırmış, senaryosunu yazmış ve Ermenilere mâl etmiştir. Türkiye’nin sevip saydığı bir bayan sanatçımız da Sarı Gelin Türküsü’nü Ermenice söyleyerek, Ermenilere ithaf etmiştir. Bu iki gelişme, iki yıldan beri Türkiye’de tartışmalara neden olmuştur. Bu nedenle; yapılması gereken tek şey, tiyatrocularımız, edebiyatçılarımız ve tarihçilerimiz bu ve benzeri konuları bilimsel çalışmalarla aydınlatmalıdır. Hükümetimiz, bu ve benzeri kültür yağmacılığına karşı etkili bir kültür politikası geliştirmelidir. Aksi halde yarın çok geç olacaktır.

 

Konumuzu, Sarı Gelin Türküsü ile taçlandıralım:

Erzurum çarşı Pazar, leylim aman aman,

Leylim aman aman, leylim aman aman, Sarı Gelin,

İçinde bir kız gezer, ay nenen ölsün, Sarı Gelin aman,

Sarı Gelin aman, Sarı Gelin aman, suna yârim,

Erzurum’da bir kuş var, leylim aman aman,

Leylim aman aman, leylim aman aman, Sarı Gelin,

Kanadında gümüş var, ay nenen ölsün, Sarı Gelin aman,

Sarı Gelin aman, Sarı Gelin aman, suna yârim,

Elinde divit kalem, leylim aman aman,

Leylim aman aman, leylim aman aman, Sarı Gelin,

Katilime ferman yazar, ay nenen ölsün, Sarı Gelin aman,

Sarı Gelin aman, Sarı Gelin aman, suna yârim,

Palandöken güzel dağ, leylim aman aman,

Leylim aman aman, leylim aman aman, Sarı Gelin,

Altı mor sümbüllü bağ, ay nenen ölsün, Sarı Gelin aman,

Sarı Gelin aman, Sarı Gelin aman, suna yârim,

Vermem seni ellere, leylim aman aman,

Leylim aman aman, leylim aman aman, Sarı Gelin,

Nice ki bu halimse, ay nenen ölsün, Sarı Gelin aman,

Sarı Gelin aman, Sarı Gelin aman, suna yârim,

26.11.2014

 

Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale’de, liseyi de Ankara’da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak “Sanal Cinayet” ve” “Kristal Dünyalar” isimli iki eserim yayınlanmıştır. Eserlerimi okurken, usta bir yazarın kitaplarını okurken aldığınız hazzı alacak, ilginç olaylara şahit olacaksınız. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. hepinize saygıları sunuyorum. E-Mail: atessbeyy@mynet.com

Allah’a emanet olunuz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir