obilir > Konular > Bilim > Dil Bilimi > Doğru Ya Bu Da Yanlış!

Doğru Ya Bu Da Yanlış!

İnsanlar çok eski devirlerden beri hayatı, “Yanlış” ya da “Doğru”, “Gerçek” ya da “Gerçek dışı” gibi kavramlarla nitelendirmişlerdir. İnsanın zıtlıklar arasında aradığı bu gerçeklik, kendisi gibi olmayanı yanlış, kendisi gibi olanı doğru; kendisi gibi düşüneni gerçek ya da kendisi gibi düşünmeyeni ise gerçek dışı/abes/hayalperest ya da akılsız kabul etmesine neden olmuştur…

 

İnsanlar çok eski devirlerden beri hayatı, “Yanlış” ya da “Doğru”, “Gerçek” ya da “Gerçek dışı” gibi kavramlarla nitelendirmişlerdir. İnsanın zıtlıklar arasında aradığı bu gerçeklik, kendisi gibi olmayanı yanlış, kendisi gibi olanı doğru; kendisi gibi düşüneni gerçek ya da kendisi gibi düşünmeyeni ise gerçek dışı/abes/hayalperest ya da akılsız kabul etmesine neden olmuştur.

 

İnsanın bir diğer insana duyduğu biri, diğeri, öteki gibi kavramlarının özünde/temelinde var olan bu süreç, kabulsüzlük, halo etkisi ve genelleştirme gibi nedenlerle de bağıntılıdır.

 

Bu karmaşadan çıkışın en kolay yöntemi, hakikate/doğruya/gerçeğe giden yolun bir, aynı ve sabit olmadığını anlamaktır. Çünkü hakikat, sabit bir yer değildir. Ve her insan kendi algısal süzgecinde kendi algısal gerçekliğini var eder/imgeler. 21. Yüz yılın temel sorunlarından biri de hakikati/gerçeği/doğruyu sabit bir yer gibi düşünmek/imgelemektir.

 

Doğru kavramı ve doğru kavramını yaratma, tarih biliminin henüz olayları yazmadığı devirlerden, yanlışların doğrulara hükmettiği devirlere, Yunan felsefesinden günümüzün yeni imlerine kadar farklılık göstermiş bir anayasaya sahiptir. Platon bu durağan olmayan ve farklılaşan anayasayı; “Doğru,  güçlünün işine gelendir.” aforizmasıyla betimlemiştir. Aynı zamanda bu duruma; “El hükmü limen galebe (Galibin dediği gibi olur.) şeklinde birçok ulusun kaynağından ulaşabiliriz.

 

Doğru; kendi geçiciliğini, zihinlerden uzak tutarmışçasına yanlış ile iç içe geçebilir. Ve insan aklı zamanın görecelik kavramı gibi değişen bu durağı, sadece dilinde söylenen bir söz olmaktan uzak tutar, sabit bir doğruymuş gibi sahiplenerek, onun için var oluş mücadelesi verir. Bu mücadele her ne kadar anlamlı düşüncelerle/söylevlerle savunulursa savunulsun, yolculuğun bitirilmesi için koyulan önermelerle sınırlı kalır.

 

Oysa doğru yolculuğunun bitmesi, bitirenin bir tatmin isteğiyle ilişkilidir.

Bir doğruyu durağan olarak düşünmek, tarihi, aklı, zekâyı ve insan doğasını reddetmektir.

 

“Hayatın amacı mutlu olmak değildir. Mutluluğu aramaktır.” O halde doğru kavramı gibi mutluluk da bir durak olamaz. Doğru kavramı ile bu durumu ilişkilersek: “Doğruyu aramak ve onun sabit olmadığını bilmek, bazen yanlışların da yaşamda olabileceğinin farkında olmaktır.” diyebiriliriz. Sonuç olarak bu makaledeki her cümle/önerme de bir çağa, bir kişiye, bir olaya doğru ve yanlış olabilir.

 

Doğru ve yanlış; kime, neye göre?

 

1- Juddi Krishnamurti

2- Dalai Lama

 

Yazar Hakkında

M. Fatih Hanoğlu

Rota Bilim Araştırma & Geliştirme Kurumu
Yöneticisi

http://bilimenstitusu.org

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir