obilir > Konular > Kültür ve Sanat > Edebiyat (Kültür) > Leyla İle Mecnun: Edebiyatta Yılların Eskitemediği Aşk Hikayesi

Leyla İle Mecnun: Edebiyatta Yılların Eskitemediği Aşk Hikayesi

Efsaneleşmiş aşklar vardır, gerçek mi, rivayet mi olduğu belirsiz, artık hangi ülkenin olduğu önemsiz, sahiplendiğimiz, kendi kültürümüzü kattığımız büyük aşklar… Yüzyıllar ötesinde kuruldukları tahtlarından hiç inmeyen, aşklarını saygı duyulan, adları şiirlerle, romanlarla edebiyatımıza; deyimlerle konuşma dilimize girmiş “unutulmamayı başarmış” sevdalılar..

Çöllerde Yaşanan Gerçek Aşkın Hikayesi: Leyla İle Mecnun

Efsaneleşmiş aşklar vardır, gerçek mi, rivayet mi olduğu belirsiz, artık hangi ülkenin olduğu önemsiz, sahiplendiğimiz, kendi kültürümüzü kattığımız büyük aşklar… Yüzyıllar ötesinde kuruldukları tahtlarından hiç inmeyen, aşklarını saygı duyulan, adları şiirlerle, romanlarla edebiyatımıza; deyimlerle konuşma dilimize girmiş “unutulmamayı başarmış” sevdalılar…

 

Aşkından yanıp kül olan Kerem ile Aslı, Şirin’e kavuşmak için dağlar delen Ferhat, Yusuf için her şeyden, kocasından vazgeçen Züleyha, aralarına “karaçalı” giren Tahir ile Zühre ve Leyla ile Mecnun… Bunlar hep imkansız aşklardır. Yusuf’a geç de olsa kavuşan Züleyha dışında, hepsinin sonunda ayrılık, ölüm vardır… İçlerinde farklı bir gelişim göstermiş olan Leyla ile Mecnun’da, sevdalısından ayrı düşen Mecnun’un aşkı, dünyevi zevklerden sıyrılıp ilahi aşka dönüşmüştür.

 

Hamdi’nin, bir hamsesinde Leyla vü Mecnun mesnevisi vardır. Türk edebiyatında bu konuda mesnevi yazan diğer iki önemli şairimiz Ali Şir Nevayi ve Fuzuli’ dir. XV. yüzyıldan başlayarak edebiyatımızda, günümüze ulaşan ya da ulaşamayan onlarca Leyla vü Mecnun mesnevisi yazılmıştır. Aynı eserlerin tekrarı Divan edebiyatında bir gelenektir, bu geleneğe “nazire” denir.

 

Leyla ile Mecnun’un hikayesi, günümüze kadar bütün canlılığıyla ulaşmasının belki en önemli nedeni, yaşadığı her devre uyarlanabilmiş olmasıdır. Eser, böylece evrenselliğe ulaşmıştır. Genel olarak Fuzuli’nin eserinden yola çıkan bu hikayeler, sade bir dille ve resimli olarak, bazen da araya şiirler serpiştirilerek kitap haline getirilmiş, 1847’den itibaren birçok defa taş baskı olarak basılmış, halk edebiyatında konu olarak işlenmiş, ortaoyunu olmuş, Karagöz oyunları arasında yer almıştır, defalarca film olarak çekilmiştir. Türk dünyasının ilk opera eseri sayılan ve geçen yıl 100.yıldönümü kutlanan Azeri besteci Üzeyir Hacıbeyli’nin Leyla ve Mecnun operası da, Fuzuli’nin eseri temel alınarak bestelenmişti. Ülkemizde son olarak sözlerini İskender Pala’nın yazdığı, Yalçın Tura’nın bestelediği, Leyla ile Mecnun müzikali sahnelenmişti, 

Onlarca Leyla vü Mecnun mesnevisi yazıldı Leyla ile Mecnun için, Fars, Türk, Urdu edebiyatlarında mesneviler yazılmıştır. Bir Arap efsanesine dayanan bu aşk hikayesinin kahramanlarından Mecnun’un, Arap şair, Kays bin el-Mülevveh el Amiri olduğu söylenir. Hikaye, onun şiirlerinde anlattıklarından yola çıkılarak meydana getirilmiştir. Leyla’nın gerçek adıysa Leyla binti Mehdi bin Sadi’l-Amiri olarak bilinir. Bazı rivayetler ise, amcasının kızına aşık olan bir Emevi gencini işaret eder ki, ilk ihti- mal daha çok kabul görmüştür.

 

Arap edebiyatında Ebu’l-Ferec el-Isfahani, Halid bin Kulsüm, Ebu Bekriü’l-Valibi, İbnü’l-Mü- berred, Şemseddin Ali bin Tulunu gibi yazarlar tarafından değişik biçimlerde ve bölük pörçük ele alınan Leyla vü Mecnun hikayesi, bir bütünlük içinde ve bir mesnevi olarak ilk defa İran’da işlenmiştir. Genceli Nizami’nin 1188’de yazdığı ilk Leyla vü Mecnun mesnevisi, doğrudan Arap kaynaklarına dayanır. Nizami’nin bu eseri, 1943’te edebiyat tarihçisi Ali Nihad Tarlan tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

 

Osmanlı divan şairi Hamdullah Hamdi’nin bir duvar hahsında, aşkından çöllere düşen Mecnun’u, Leyla’nın bulduğu an resmedilmiş. Mecnun, Leyla’yı tanımaz; artık ceuuinlarla, kuşlarla konuşarak ilahi aşkı yaşamaktadır. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u Fuzuli, Leyla ile Mecnun mesnevisini talep üzerine yazmıştır. Kanuni, Bağdat şehrini ele geçirdikten sonra dönemin edebiyatçıları ve sanatçıları, Fuzuli’den bu türde bir eser yazmasını istediler. Bu talebin kendisi için bir sınav olduğunu düşünen şair, 1535’te eseri tamamladı ve dönemin Bağdat valisi olan Üveys Paşa’ya takdim etti. 3098 beyitlik bu mesnevi, Fuzuli’nin bir şaheseridir. Türk divan edebiyatında unutulmaz bir yeri olan Fuzuli 3 dilde divan yazan tek şairdir. Fuzuli’nin tasavvuf yaşantısı ile yetkin bir lirizmi birleştirerek meydana getirdiği bu eser, ilk olarak 1943’te yeni harflerle basıldı. 

Mesnevinin konusu kısaca şöyledir: Necid çöllerinde Beni Amir kabilesinden Kays ile Leyla, küçük yaşta birbirlerine severler. İlk görüşte aşktır bunun adı. Fuzuli, Kays’ın Leyla’yı tanımını şu mısralarla verir: “Kays anı görüp helak oldı / Bin  şevk ile derdnak aldı / Ol nadire hem ki Kaysı gördi / Bin zevk bulup özin yitürdi / Gördi ki afet-i zamane i Misli dahi gelmemiş cihane”. İkisinin de birbirlerini gördükleri andan sonra gözleri başkalarını görmez. Bu aşka karşı çıkan ailesi, Leyla’yı çadıra kapatır. Kays, Leyla’yı göremeyince çılgına döner, çöllere düşer. Bir süre sonra da Mecnun diye anılmaya başlar. Onun içine düştüğü bu duruma çok üzülen babası, oğlu için Leyla’yı ailesinden ister; fakat Leyla’yı Kays’ın mecnun halinden dolayı vermezler. Babası Mecnun’u iyileşmesi için Kâbe’ye götürür; Kays, aşkını ve derdini arttırması için Allah-ü Teala’ya yakarır: “Ya Rab belayı aşk ile kıl aşına beni Bir dem belayı aşktan etme cüda beni.” (Ey Rabbim! Aşk belasıyla beni tanıştır / Beni bir an bile olsa; beni aşk belasından ayırma!) 

Mecnun, dünyayla bağını kesmiştir. Duaları kabul olur, o da çöllerde vahşi hayvanlarla birlikte yaşamaya başlar. Artık bütün zamanı, ceylanlarla ve kuşlarla muhabbet ederek, Leyla için şiirler söyleyerek geçmektedir. Bu arada Leyla da evden kaçıp Mecnun’u çölde bulur, Mecnun dünyayla bağını koparmıştır, Leyla dahil, bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir.

 

Aşkı ilahi aşka yükselmiştir, bu sebeple Leyla’yı tanımaz. Aşk ıstırabı içindeki Leyla’yı ailesi İbn-i Selam adında zengin ve soylu bir adamla evlendirirler. Leyla kendisiyle birlikte olmak isteyen kocasına, “Beni sanatıyla süsleyen ve güzel yaratan Tanrı’ya yemin ederim ki, kılıcınla kanımı döksen dahi, benim visalime nail olamayacaksın” der. İbn-i Selam Leyla’ya dokunamaz, “Seni yalnız temaşa ile iktifa edeceğim, bundan fazla bir şey yaparsam, haramzade olayım” der. Bu durum Mecnun’a arkadaşı Zeyd tarafından anlatıldığında Mecnun çok üzülür, Leyla bir mektupla kendisine olan muhabbetini kendisine el değmediğini anlatır. İbn-i Selam ölür; Leyla baba evine döner. Etrafındakiler kocası için olduğunu sansalar da o Mecnun için gözyaşı dökmektedir. Nizami’nin eserinde Leyla, Mecnun’u göremeden ölür. Oysa Fuzuli, finali uzatır. Leyla’nın durumuna dayanamayan babası, kabilesini alarak başka diyarlara göç etmeye karar verir. Leyla’nın aklı Mecnun’dadır, çölde kaybolur ve nihayet Mecnun’la karşılaşır, Mecnun artık ilahi aşkın zirvesindedir; Leyla’yı tanımaz bile… “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?” der. Leyla, Mecnun’un ulaştığı mertebeyi anlar ve onu aramaya çıkan babasının adamlarıyla ailesinin yanına döner. Kısa bir süre sonra da aşkından yataklara düşen Leyla ölür. Mecnun arkadaşı Zeyd’den Leyla’nın ölüm haberini alınca mezara koşar, mezara kapanıp ağlar; “Ya Rab ma na cişm-ü can gerekmez. Canansız cihan gerekmez” diyerek Leyla’nın mezarı başında ölür. Onu Leyla’nın yanına gömerler. Mezarlarının başından ayrılmayan Zeyd, rüyasında iki sevgiliyi cennette birlikte görür.

 

http://www.turkdili.info – Türk Dili ve Edebiyatı

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Kitap, Kültür ve Eğitim Siteleri İndirim Kuponları

İlginizi Çekebilir

Mutlu Olmanın Sırrı Nedir? Nerededir?

Sorumluluk alanımızda olmayan konularda enerjimizi tüketip sorumlu olduğumuz alanları ihmal ettiğimizde sorunlar giderek artmaktadır. Bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir