Bir Uzun Adam Masalı

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye üç dönem başbakanlık yapmış bir kişidir. Hükümeti döneminde oğlu, bakanları ve bakanların oğullarıyla birlikte pek çok yolsuzluğa, rüşvete ve usulsüzlüğe adı karışmıştır. Savcıların ve emniyetin bir yıllık fiziki ve teknik takibi sonucunda yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlık tespit edilmiş; adı geçenlere tutuklama kararı çıkartılmıştır. Ne acayip bir yönetimdir ki; yolsuzluğu ve rüşveti ortaya çıkaran emniyetçileri ve savcıları ‘paralelci’ olmakla suçlamış; HSYK, Emniyet Teşkilatı ve savcılara yönelik geniş çaplı bir operasyon düzenlemiştir. Hükümet tarafından…

 

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye üç dönem başbakanlık yapmış bir kişidir. Hükümeti döneminde oğlu, bakanları ve bakanların oğullarıyla birlikte pek çok yolsuzluğa, rüşvete ve usulsüzlüğe adı karışmıştır. Savcıların ve emniyetin bir yıllık fiziki ve teknik takibi sonucunda yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlık tespit edilmiş; adı geçenlere tutuklama kararı çıkartılmıştır. Ne acayip bir yönetimdir ki; yolsuzluğu ve rüşveti ortaya çıkaran emniyetçileri ve savcıları ‘paralelci’ olmakla suçlamış;  HSYK, Emniyet Teşkilatı ve savcılara yönelik geniş çaplı bir operasyon düzenlemiştir. Hükümet tarafından atanan yeni isimler, mahkeme kararlarını hiçe saymış, emniyet teşkilatı ise mahkeme kararına rağmen tutuklama yapmamıştır. Bu operasyonlar bana göre yapılmalıydı. Zira öteden beri MİT, Emniyet, HSYK, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gibi bazı kurumlarda ‘F Tipi’ bir örgütlenmenin yapıldığı pek çok bilgi ve belgelerle tespit edilmiştir. Bu yapılanma ‘Devlet İçinde Paralel Bir Yapı’ niteliği taşımaktadır. Ne var ki; Hükümet, 2002 yılından itibaren Fethullah Gülen ile birlikte hareket ederek bu önemli kurumlara atamaları yapmıştır. Devleti paylaşma noktasında ortaklık sona erince Başbakan ile Fethullah Gülen arasında müthiş bir savaş başlamış; yolsuzluk ve rüşvet olayları ayyuka çıkmıştır. Başbakan Tayyip Erdoğan, bu sıkıntılı dönemde; “ne istediniz de vermedik…” diyerek Fethullah Gülen ile ortak hareket ettiğini bizzat itiraf etmiştir. İşte tam bu dönemde, muhalif basın ve medyadan öğrendiğimize göre İçişleri Bakanı Efkan Ala; “Bilal Erdoğan’a yaklaşanı vurun” talimatı vererek operasyonların önünü kesmiştir. Şayet bu iddialar doğru ise durum Türkiye ve Türk Milleti adına çok vahimdir!

 

Başbakan Tayyip Erdoğan, sandığı aklanma merkezi olarak görmüştür: “Hırsızlığa, yolsuzluğa ve rüşvete bulaşmış olsaydım ‘Benim Milletim’ bana oy vermezdi. Öyleyse ben ak-pak bir liderim” zihniyetiyle Türk Milleti üzerinde müthiş bir algı yönetimi gerçekleştirmiştir. Ayrıca yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını hükümeti yıkmaya yönelik bir paralel operasyon olarak anlatarak ‘Milletin’ zihninde yeni bir algı oluşturmuştur. Bu masallara inanan bir kısım kesim; “mademki, yolsuzluğa ve rüşvete bulaşmadınız, neden mahkemeye çıkamadınız? Mademki masumsunuz, neden emniyete, HSYK’ya ve mahkemelere kendi adamlarınızı atadınız? Kendi atadığınız savcıların ve hâkimlerin karşısına bile çıkamıyorsunuz” diye sorma zahmetinde bulunamamıştır.

 

Bu karanlık ve utanç verici durum, 30 Mart 2014 yerel seçimlerine kadar devam etmiştir. Oy hırsızlığı sandıklara kadar uzanmıştır. Pek çok ilimizde ve ilçemizde seçimler iptal edilmiş, yeniden oylama yapılmıştır. Yeni oylamalar neticesinde AKP Hükümeti on ilimizden sadece dördünü kazanabilmiştir. Demek ki, altı seçim bölgesinde hırsız eller sandığa uzanarak milletin iradesini çalmıştır. Yenilenen seçimler bunu apaçık ortaya koymuştur. Ne tuhaf bir durumdur ki; hükümet yetkilileri elektrik kesintilerini izah ederken suçlu olarak trafolara giren ‘şişman kedileri’ göstermiştir. Oy veren bir kısım seçmen, bu masala da koşulsuz iman etmiştir. Çok yazık!

 

Türkiye, bu karanlık ve utanç verici manzarayla cumhurbaşkanlığı seçimlerine sürüklenmiştir. Başbakan Tayyip Erdoğan, yerel seçimlere hazırlanırken  ‘Dombra’  müziği eşliğinde yeri-göğü inletmiştir. Gerek yerel seçimler sürecinde olsun, gerek cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde olsun öne çıkarılan Tayyip Erdoğan portresi şu şekilde tasvir edilmiştir:

 

-Milletin Adamı,

-Büyük Dava Adamı,

-Uzun Adam,

-Türkiye’nin Gücüne Güç Kat,

-Dünyayı Dize Getiren Lider,

-Atatürk’ten Sonra En Büyük Lider,

-Dik Dur Eğilme, Bu Millet Seninle,

 

Elimizi vicdanımıza koyup, bu sloganların doğru olup olmadığını düşündüğümüzde anlayacağız ki, anlatılmaya çalışılan bu lider portresi tamamen sanaldır. Milletin adamı demek; Türk Milleti’nin asaletine yakışan lider demektir. Türk Milleti’nin kültürüyle, geleneğiyle, diniyle bağımsızlığı ve bayrağı ile bütünleşmiş lider demektir. Türk Milleti’nin geleceğini Emperyalistlerin insafına terk etmeyen lider demektir. Etrafımızdaki gelişen küresel olayların bir batı projesi olduğunu bilip, ona göre milli politikalar üreten lider demektir. Her şeyden önemlisi, ülkemizin ve milletimizin menfaatlerini milli politikalarla koruyan ve geliştiren lider demektir. Türk Milleti’nin sorunlarını ‘üst akıllara’ danışmadan ülkemizin ve çağımızın gerçeklerine uygun çözümler üreterek çözen lider demektir. Bu nedenle; AKP Hükümeti’nin on iki yıllık icraatına baktığımızda tüm politikalarını emperyalist ülkelerin istediği yönde geliştirdiğini görürüz. Yani gayri milli politikalar izleyen bir lider asla ve kat’a milletin adamı olamaz.

 

Yandaş medyanın ortaya koyduğu bir liderlik yalanı da ‘Büyük Dava Adamı’ yalanıdır. AKP Hükümeti’nin icraatlarını on iki yıl boyunca gördük. Kıbrıs sorunu çözülmüş müdür? AKP Hükümeti’nin Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletlerin insafına terk ettiğini bilmeyen kalmadı. KKTC’nin geleceği Annan Planı’na terk edilmiştir. Bu plana göre; Kıbrıslı soydaşlarımızın ve KKTC’nin hiçbir önemi yoktur ve TSK adada işgalci konumunda görüldüğünden derhal adayı terk etmesi istenmektedir. İnisiyatif tamamen AB’ye apar-topar üye yapılan Güney Rum Kesiminde olacaktır. Dava adamı olmanın yolu milli politikaları emperyalist ülkelere devretmek ise, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı bu anlamda güçlü bir dava adamı olarak görmek mümkündür! Yıllarca Kıbrıs Türklüğünün davasını şerefle savunan koca yürekli Rauf Denktaş’ı “Kıbrıs sorununun önündeki engel” olarak görüp, dışlayan, emperyalizmin değirmenine yıllarca su taşıyan Başbakan Tayyip Erdoğan’dan başkası değildir. Unutanlara önemle hatırlatılır!

 

Bir başka mesele: Ermeni meselesi çözülmüş müdür? Sözde soykırım yıldönümünde lider diye milletimize yutturmaya çalıştığınız kişi, özür mahiyetinde Ermenilere yönelik açıklamalarda bulunmuştur. Batı Emperyalizminin geliştirdiği Türkiye’yi bölme senaryoları (Yeni Sevr) milli bir duruş sergilenerek reddedilmiş midir? Hayır! Aksine, Türkiye’yi bölmeye çalışan projelere destek verilmiş, PKK, tarihinde olmadığı kadar güçlenerek doğu ve güneydoğu bölgelerimizde egemenliğini ilan etmiş; hatta PKK militanlarının heykelleri Diyarbakır-Lice’deki PKK Şehitliği önüne dikilmiştir. Dikilen Mehmetçik katili ve devlet düşmanının heykel, AKP’nin, BDP’nin ve Öcalan’ın karanlık dehlizlerinde inşa edilen ve Misak-ı Milli sınırlarımız içinde yükseltilen bu terörist heykeli, vatanseverler için bir utanç heykeli olurken, AKP-BDP ve Öcalan için bir gurur vesilesi olmuştur. ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ tabelaları vinçlerle kaldırılmış, Atatürk heykellerine karşı amansız bir savaş başlatılmıştır. Doğu ve Güney Doğu bölgelerimizde Türk Bayrağı gönderden indirilmiş, yakılmış, yırtılmış ve ayaklar altına alınmıştır. Namusumuzun ve bağımsızlığımızın sembolü olan Türk Bayrağı’na dahi sahip çıkamayan bir kişi nasıl oluyor da ‘büyük dava adamı’ oluyor anlayamıyorum. Bu ve benzeri konuları daha da açıp yorumlamak mümkündür. Yandaş yazar-çizer kadrosu, ‘Büyük Dava Adamı’ masalını sanırım ‘One Minute’ tiyatrosuna dayandırmıştır. ‘One Minute’ çıkışının da bir düzmece olduğunu bizzat bugünkü yönetimde yer alan kişiler itiraf edilmiştir. Siz hangi dava adamından bahsediyorsunuz? Fazla ileri gitmeden Kemal Atatürk’e bakın da dava adamı nasıl olurmuş, bir görün. Yedi düvele diz çöktürenlere dava adamı denir. Devlet kuranlara ve devletini bağımsızlaştıranlara dava adamı denir. Türk Milleti’nin sahte liderlere ihtiyacı yoktur ve olmayacaktır.

 

Ülkemizde genellikle bayanlar, kişilerin fiziki görünüşüne önem verirler. ‘Uzun Adam’ söylemi de bilinçli bir şekilde düşünülmüş ve kadın seçmenlere servis edilmiştir. Milletimizin ve devletimizin boyu uzun adamlardan ziyade, ufkun ötesini görebilen nitelikli, kabiliyetli, yalan söylemeyen, hırsızlığa ve yolsuzluğa bulaşmayan, kanunlara ve yasalara riayet eden, varlığını bu devlete ve millete adayan liderlere ihtiyacı vardır. ‘Uzun Adam’da bu özelliklerin hangisi vardır? İsterseniz iyice bir düşünün; sonra karar verin.

 

Türkiye’nin Gücüne Güç Kat’ inanın, bu slogan üzerinde düşünmeye bile gerek yoktur. Zira on iki yıl boyunca bu hükümetin ülkemiz ve milletimiz adına yaptığı hiçbir icraatı yoktur. Bol miktarda park ve otoyollar yapıldı; Marmaray projesi hayata geçirildi. Hızlı tren projeleri süratle tamamlandı ve milletimizin hizmetine sunuldu. Eyvallah, tamam! Ancak, Başbakan Erdoğan’ın, ABD-AB ve İsrail’in geliştirdiği BOP’a eş başkan olmasıyla Türkiye’nin kan kaybına uğradığı da bir gerçektir. Etrafımızda dost diyeceğimiz bir ülke kalmadı. Dostluğumuz düşmanlığa dönüşünce, bu durum ticaretimize ve siyasetimize olumsuz olarak yansıdı. Bakınız, Türkiye’nin ticaret hacmi gün geçtikçe daralmakta, dış ticaret açığımız her yıl artmakta, cari açığımız tarihimizin en büyük rakamına ulaşmaktadır. Sıcak para politikaları sonucunda Türkiye’nin ekonomisi maalesef alarm vermektedir. Zira sıcak paralarıyla borsamızı ve Merkez Bankamızı avcunun içine alan ‘Para Baronları’ Türkiye’nin istikrarsızlığı nedeniyle yatırımlarını durduracağını ve paralarını çekeceğini söylemişlerdir. Bu çok ciddi bir uyarıdır ve hükümetin acil tedbirler alması gerekmektedir. Özelleştirmelerle Cumhuriyet Türkiye’sinin sahip olduğu tüm kurumlar, yeraltı ve yer üstü zenginliklerimiz, limanlarımız, otoyollarımız yabancı yatırımcılara devredildi; yetmedi, vatan toprakları büyük bir hızla ve aymazlıkla yine yabancılara satılmaktadır. Birileri çıkıyor, ‘Ne var bunda! Türklerde yabancı ülkelerden toprak alıyor’ diyerek vatan toprağının satışını mubah görmek gibi bir gaflete düşüyorlar. Burada dikkat etmedikleri veya bilmedikleri bir şey var ki; topraklarımız mülkiyetiyle birlikte satılmaktadır. Batıda ve diğer ülkelerde sadece kullanım hakkı elde ediliyor. Örneğin: İngiltere toprakları kraliyet ailesine aittir. Hiçbir şekilde satılamaz ve devredilemez. Sadece kullanım hakkı elde edilir. Yunan toprakları ‘Elen’ topraklarıdır ve sadece Yunan Milleti’ne aittir. Satılması asla söz konusu değildir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Düşünün bir kere! Bölünerek, ekonomik değerleri yabancılara devredilerek, vatan topraklarını yabancılara satarak ve iradesini ABD’ye ipotekleyerek kalkınmış bir ülke örneği var mıdır?

 

Gülmek geliyor yine içimden: ‘Dünyayı dize getiren lider’ diye, seçim meydanlarında bangır bangır bağırıyorlar. Türk Milleti’ni hakikaten aptal sanıyorlar. Aptallığın da bir sınırı vardır. Karşısındakini aptal görenler, kendi aptallığını göremeyenlerdir. İnsan oturup, şöyle bir düşünmez mi? Ben bu ‘Uzun Adam’a oy vereceğim ama gerçekten hangi ülkeyi dize getirmiş? Hangi ülkeye Türkiye’nin tezlerini kabul ettirmiş? Hangi konularda Türkiye’nin gücüne güç katmış? İmralı-Pkk-Kandil üçgeninde diplomasi mekiği dokuyan, İmralı’da, Oslo’da pkk lehine sözleşmeler imzalayan bir kişi, nasıl oluyor da dünyayı dize getiren adam olarak Türk Milleti’ne servis ediliyor? AKP Hükümeti’nin BOP kapsamında düştüğü tuzağı görmüyorlar mı? Batılı Emperyalist devletler ve bir terör devleti olan İsrail, Başbakanı BOP’a Eş başkanı ilan ettikten sonra komşu Suriye ile bir anda düşman olmadık mı? Libya’nın ve Irak’ın emperyalistler tarafından işgal edilmesine, bu ülkelerin rejimlerinin yıkılmasına ve enerji kaynaklarına el konulmasına BOP Eş başkanı Tayyip Erdoğan destek vermedi mi? Musul’da bulunan büyükelçiliğimizin 49 elemanı, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) Terör Örgütü tarafından kaçırılmadı mı? Dünyayı dize getiren lider, neden 49 vatandaşımızı kurtaramıyor. Başbakan IŞİD’e sesleniyor: “Gerçek Müslümanlarsa vatandaşlarımızı teslim ederler” diyerek, bir acziyet sergiliyor. Ayrıca; Pkk Terör Örgütü’nün uzun zamandır dağa kaçırdığı bu milletin evlatlarını neden alamıyor? Neden kaçırılanların getirilmesi için Pkk Terör Örgütü’ne ve BDP Eş başkanlarına ricada bulunuyor? İşte size asrın lideri! Sizin liderlikten anladığınız ancak bu kadar olabilir!

 

Atatürk’ten sonra gelen en büyük lider sloganları da trajikomik söylemlerdir. Kemal Atatürk ile bu kişinin aynı kefede tartılması akla zarar bir düşüncedir. Kemal Atatürk’ü ve onun felsefesini, Türk-İslam âlemi için verdiği tüm mücadeleyi bilenler biliyor. Bilmeyenlerde Batı markalı at gözlükleriyle Türk ve Dünya siyasetini izlemeyi tercih ediyorlar. Onlar kendilerine yakışanı yaşıyorlar. Yapacak bir şey yok.

 

Dik dur eğilme, bu millet seninle derken; ABD Başkanı Obama, geçtiğimiz yıllarda telefon görüşmesinde elindeki beysbol sopasını göstere göstere Başbakanımız ile görüşmemiş miydi? Siyaset uzmanları o beysbol sopasının diplomasi dilinde farklı anlamlar içerdiğini söylüyorlar. Başbakanımızın bu edepsiz tavır karşısında sesi neden çıkmadı? Irak-Süleymaniye’de Türk subaylarının başına çuval geçirildiğinde gazeteciler kendisine “ABD’ye bir nota verecek misiniz?” diye sorduğunda, Başbakanımız; “ne notası? Müzik notası mı?” diyerek, konuyu sulandırdığını ve diz çöktüğünü halen anlamadınız mı? Akdeniz’de NATO Ortak askeri tatbikatında ‘Muavenet’ isimli savaş gemimiz ABD uçakları tarafından vurulduğunda; sizin dünya liderinizin neden sesi çıkmadı? Gemimizin vurulması, 1 Mart Tekzeke’si ABD aleyhine meclisimiz tarafından reddedilmesinin bir intikamı olarak da yorumlanmaktadır! Irak işgal edildikten sonra, Barzani, Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kuracağını ilan etmişti. Başbakanımız, Kasımpaşalı bir eda ile; “Orada bir Kürt Devleti’nin kurulması bizim için bir savaş sebebi sayılır” dememiş miydi? Sonra ne oldu? Dün meydan okuduğu Barzani ile şimdi Kürdistan Devleti’nin inşaatına malzeme taşıyor? Şimdi her ikisi de kadim dost! Barzani’yi Türkiye’ye davet edip, Kürdistan müjdesi vermesine izin veren de ‘Dik duran, eğilmeyen’ karizmatik lider Tayyip Erdoğan değil miydi?

 

Benim Milletim’ söylemi, Başbakan ve şimdiki on ikinci Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan tarafından literatüre sokulmuş; yalın, anlamsız ve ucube bir söylemdir. Zira dünya milletlerine şöyle bir baktığımızda; İngiliz’im diyen İngilizleri, Rus’um diyen Rusları, Ermeni’yim diyen Ermenileri, Alman’ım diyen Almanları görebiliriz. Bu ülkeleri yöneten yöneticilere sorsanız, “sizin milletinizin adı nedir?” diye, kuşkusuz gururla kendi milletinin adını söyler. İngiliz ise, İngiliz, Fransız ise Fransız milleti der. ‘TÜRK’ kelimesinden rahatsızlığını alenen ve yıllarca ilan eden bu lider, AZİZ TÜRK MİLLETİ’NİN adını tarihe gömmeye çalışmaktadır. Sayesinde, adı olmayan yığınlar halinde dönüştürülüyoruz. Birilerinin gözü aydın olsun.

 

Bugünkü yönetimin ilkelerine baktığımızda, referanslarının İslam olduğunu görürüz. Yetim hakkı yemeyen, yolsuzluğa bulaşmayan, haksızlığa başkaldıran bir görüntü ile ülkemizi yönetiyorlar. 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin analizini dikkatle yaptığımızda ne kadar hukuksuzluğun, ne kadar usulsüzlüğün yapıldığını tespit edebiliriz. Seçim sürecinin başlamasıyla görevinden istifa etmesi gerekirken istifa etmemiş; devlet imkânlarıyla seçimlerde propagandasını yaptırmıştır. Bizzat kendisinin oluşturduğu ve yönlendirdiği ‘havuz medyası’ ve çıkarcı-ihaleci yandaş iş adamlarının da desteği ile cumhurbaşkanlığı sürecini tamamlamıştır. CHP ve MHP’nin ortak ‘ÇATI ADAYI’ Ekmeleddin İhsanoğlu ise birleştirici yönüyle halkın önüne çıkmıştır. Kendi imkânlarının yanı sıra CHP ve MHP’nin mitingleriyle nasıl bir cumhurbaşkanı olacağını anlatmıştır. Kibarlığı ve akıl dolu hamleleriyle başbakanı şaşkınlığa uğratmıştır. İhsanoğlu, siyasette de ayrışmaların olmaması gerektiğini, milli meseleler söz konusu olduğunda farklılıkların olmaması gerektiğini belirtmek maksadıyla, PKK’nın çatı adayı Demirtaş’ın ve Küresel sermayenin çatı adayı Tayyip Erdoğan’ın hesaplarına biner lire para yatırarak jest yapmıştır. Buna karşılık, Demirtaş, bizzat Ekmel Bey’i ziyaret ederek teşekkür etmiştir. Ne düşündürücüdür ki; kibre karşı olduğunu, hoşgörü uzmanı olduğunu yıllarca bir masal gibi anlatan Başbakan, Ekmel Bey’in beş dil bilmesini bile hazmetmeyerek; “Çankaya’ya tercüman mı arıyoruz yahu. Ben tercümanlarımla işlerimi hallediyorum, hamdolsun” diyerek, kendi eksikliğini böylece kapatma telaşına kapılmıştır. Başbakan, Ekmel Bey için ‘İTHAL’ dedi, ‘bu toprakların çocuğu değil’ dedi, “babası Kemal Atatürk’e isyan ettiği için Mısır’a sürüldü’ dedi ve iftiralarını fütursuzca sıraladı. Ekmel Bey ise, babasının isyan ettiğinden değil, tahsil etmek amacıyla Mısır’a gittiğini tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’a döndüğünü anlattı. Maksadım, Ekmel Bey’i parlatmak değildir. Ancak biyografisine baktığımızda pek çok başarılara imza attığını, İslam Dünyası’nın barışı için mücadele ettiğini, bu konuda pek çok eser yazdığını ve yine bu hizmetlerinden dolayı madalyalar aldığını gördük. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, birilerinin iddia ettiği gibi dış güçlerin projesi olduğuna inanmıyorum.

 

Son söz olarak; AKP Hükümeti yıllarca TSK’yı darbeci olmakla suçlayıp, Fethullah Gülen ile ortak hareket ederek Şanlı Türk Ordusu’na kumpas kurmuştur. Başbakan, Balyoz ve Ergenekon davaları başladığında; “Ergenekon davalarının savcısı benim” diyerek, bu operasyonları sahiplenmiştir! AKP Hükümeti döneminde devletin tüm kurumları birbirine hasım hale getirilmiştir. Hasımlaştırma, devlet kurumlarıyla sınırlı kalmamış, bizzat Başbakanın etnik ve dini temelli nefret söylemleriyle Türk Milleti ayrıştırılmıştır. AKP Hükümeti, ‘Darbe dönemlerini kapattık’ diyerek, T.C. Devleti’ne karşı bir sivil darbe yaptığını HSYK’yı, MİT’İ, EMNİYET TEŞKİLATINI, ANAYASA MAHKEMESİ’ni tüm basın ve medya organlarını kendisine bağladığından anlıyoruz. Tüm bunları yaparken; Anayasayı ihlal ederek, demokratik imkânları kullanarak ve tüm medya gücünü devreye sokarak yapmıştır. Artık Bundan ötesi ‘teokratik başkanlık yönetimdir

Başbakanı peygamber ilan edenleri, Yüce Allah’ın tüm vasıflarını üzerinde toplayan lider diyenleri, ona dokunmak ibarettir diyenleri, onun sözlerine Erdoğan hadisleri diyenleri, bu milletin anasına avradına sövenleri, Kur’an ayetlerine ‘Bakara-Makara’ diyerek, alay edenleri, hak ve hukuku ayaklar altına alanları, hırsızları ve rüşvetçileri, Türk Bayrağı’nı yakıp, yırtanlara seyirci kalanları, bu devleti bölmeye yemin etmiş satılık aydınları alkışlarla taçlandıran onursuzları, bi’zahmet kınacılara uğramaya davet ediyorum. Nokta kadar menfaatiniz için virgül gibi önünde eğilip, büküldüğünüz ‘Uzun Adam’ın yeni Türkiye’si siz ve sizin gibi kimliksiz, kişiliksiz ve haysiyet yoksunu güruh çoğunluğun eseridir. Eserinizle ne kadar övünseniz azdır.

 

Bravo sizlere! Başardınız!

24 Ağustos 2014

 

Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale’de, liseyi de Ankara’da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak “Sanal Cinayet” ve” “Kristal Dünyalar” isimli iki eserim yayınlanmıştır. Eserlerimi okurken, usta bir yazarın kitaplarını okurken aldığınız hazzı alacak, ilginç olaylara şahit olacaksınız. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. hepinize saygıları sunuyorum.

E-Mail: atessbeyy@mynet.com

Allah’a emanet olunuz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir