obilir > Konular > Toplum > Toplumsal Sorunlar > Demokratik Açılım, Akil Adamlar Zirvesi ve Çözümsüz Terör Meselesi

Demokratik Açılım, Akil Adamlar Zirvesi ve Çözümsüz Terör Meselesi

Ülkemizin en büyük sorunu hiç kuşku yok ki terördür. 1999-2002 yılları arasında PKK Terör Örgütü’nün beli kırılmış; elebaşı Abdullah Öcalan yakalanarak Türkiye’ye getirilmişti. 2002 yılının terör raporuna bakıldığında son bir yıl içinde 7 askerimizin şehit olduğunu görürüz. 2002 yılında yapılan genel seçimlerle AKP büyük bir oy oranıyla ülkeyi yönetmeye başlamıştır. O dönemlerde Başbakan, Diyarbakır’da yaptığı bir konuşmasında Türkiye’de Kürt sorunu olduğunu söyleyerek bu sorunu çeşitli açılımlarla çözeceğini belirtmişti. PKK ileri gelenleriyle defalarca görüşülmüş; dağdaki eşkıyaların inmeleri planlanmıştı. Habur’da seyyar mahkemeler kurulmuş, savcılarımız eşkıyaların ayaklarına gönderilmişti. Bu süreçte dağdan inen bir gurup eşkıya, büyük bir şölen havasında karşılanmış, her biri birer kahraman ilan edilmişti…

Bir Ustanın Seyir Defteri (Düşünmeden Konuşma Sanatı)

Ülkemizin en büyük sorunu hiç kuşku yok ki terördür. 1999-2002 yılları arasında PKK Terör Örgütü’nün beli kırılmış; elebaşı Abdullah Öcalan yakalanarak Türkiye’ye getirilmişti. 2002 yılının terör raporuna bakıldığında son bir yıl içinde 7 askerimizin şehit olduğunu görürüz. 2002 yılında yapılan genel seçimlerle AKP büyük bir oy oranıyla ülkeyi yönetmeye başlamıştır. O dönemlerde Başbakan, Diyarbakır’da yaptığı bir konuşmasında Türkiye’de Kürt sorunu olduğunu söyleyerek bu sorunu çeşitli açılımlarla çözeceğini belirtmişti. PKK ileri gelenleriyle defalarca görüşülmüş; dağdaki eşkıyaların inmeleri planlanmıştı. Habur’da seyyar mahkemeler kurulmuş, savcılarımız eşkıyaların ayaklarına gönderilmişti. Bu süreçte dağdan inen bir gurup eşkıya, büyük bir şölen havasında karşılanmış, her biri birer kahraman ilan edilmişti.

 

Savcılarımız, açılım gereği her bir eşkıya için sadece üç-beş dakika ayırarak onları sorgulamış, olaylara karışmadığını iddia edenler serbest bırakmıştı. Bu vahim olay, bir devlet için yüz kızartıcı bir durum olarak çeşitli muhalif basın organları tarafından halka arz edilmişti. Ancak hükümetin sözcülüğüne soyunan bazı medya gurupları, bu vahim durumu yere-göğe sığdıramamış, atılan bu adım ile terörün biteceğine kendilerini inandırdıkları gibi, bu sığ düşünceye milleti de inandırmaya çalışmışlardı.

 

Bu açılım saçmalığından eli boş dönen hükümet, bir başka açılım metoduyla halkın huzurunda arz-ı endam etmeye başlamış; bu sefer projenin adına ‘Demokratik Açılım’ diyerek, eskisinden pek farkı olmayan bu süreci sürdürmenin gayretine düşmüştür. İmralı’da cezasını çekmekte olan insan kasabı Abdullah Öcalan ile defalarca görüşülmüş, onun istek ve önerileri doğrultusunda bir yol haritası belirlenmişti. Öcalan’ın avukat ordusu, elini-kolunu sallayarak Öcalan ile yüzlerce kez görüşerek, dağdaki militanlara bilgiler yollamıştır. İmralı’dan dağa yollanan mesajların her biri terör olaylarına dönüştürülmüş; netice itibariyle ardı arkası kesilmeyen terör olayları patlak vermiştir. Ve bu sürecin tabii sonucu olarak o günlerden günümüze kadar yüzlerce Mehmetçiğimiz şehit edilmiştir.

 

Hükümet yetkilileri bu süreç ile yetinmeyip, bizzat İngiltere’nin tertiplediği Oslo görüşmelerine iştirak etmiştir. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, toplantıya başbakanın özel temsilcisi sıfatıyla katıldığını belirterek, Murat Karayılan, Suriye uyruklu olduğu belirtilen Feyman Hüseyin ve diğerleri ile birebir görüşmelerde bulunmuştur. Ana Muhalefet Partisi CHP ve diğer muhalefet partisi MHP; halktan gizlenerek gerçekleştirilen dokuz maddelik Oslo görüşmelerinin içeriğinin halka aktarılması gerektiğini belirtmiş; bu durum karşısında başbakan, mecliste yaptığı bir konuşmada; terör örgütü liderleriyle görüşmediklerini, görüşenleri ‘şerefsiz ve alçak’ olmakla suçlamıştı. Ancak fazla zaman geçmeden OSLO görüşmelerinin yapıldığı, video görüntüleriyle ortaya çıkınca başbakan bir haftaya yakın bir süre büyük bir ‘şaşkınlık’ yaşamış, konuyla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmamıştı. Bir hafta sonra, meclis kürsüsünden şunları söylemiştir; “PKK Terör Örgütü’ ile biz görüşmedik, devlet görüştü. Muhalefet partileri önce devletin ve hükümetin ne anlama geldiğini iyi öğrensinler” diyerek topu taca atmıştı.

 

Hükümetin akla zarar açılımları halen devam etmektedir. Bu açılımlardan bir tanesi de ‘Akil Adamlar Zirvesi’ olarak ortaya çıkmıştır. Kamuoyu, bu akil adamların kimler olduğunu merak etmektedir. Bazı basın organları bu akil adamların kimler olduğu birer birer ortaya koymuştur. Akil Adamlar kadrosunda başta Abdullah Öcalan bulunmaktadır. Bu insan kasabını Leyla Zana, Ahmet Türk, Selahattin Demirtaş ile birlikte, hükümetin sözcülüğünü ve savunuculuğu yapmaya memur kılınmış bir takım yazar-çizer, sanatçı ve artist bulunmaktadır.

 

Akil adamlar diye ortaya çıkan bu gurup, Osmanlı’ya dayatılan Sevr Antlaşması’nın harfiyen yerine getirilmesini savunan kişilerdir. Bilindiği gibi Sevr’in amaçlarından bir tanesi Büyük Ermenistan’ın kurulması, diğeri de Kürdistan Devleti’nin kurulmasıdır. Hükümetin medet umduğu Akil adamlar, işte böyle hedefler peşinde koşan kişilerden oluşmaktadır. Açılımlara Kürtçe eğitim ve Kürtçe yayın yapan televizyon kanalları ile devam edilmiştir. Bu demokratik açılımlarla terörün sona ereceğini ümit eden hükümet, daha da azarak devam eden terör olayları karşısında büyük şaşkınlık yaşamaktadır.

 

Son günlerde 10’ar-20’şer şehit haberleri gelmekte, hanelere ateş düşmektedir. Yürekler yanıyor, analar-babalar gözyaşları içinde bin bir emekle yetiştirdiği yavrularını toprağa vermeye devam ediyorlar. Ülkemizde meydana gelen terör olaylarının boyutlarını düşündüğümüzde, doğu bölgemizde bir savaş hali yaşandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Başbakan, yeri geldiğinde vatan-millet nidalarıyla halka hitap ediyor, ancak bu nidalar bazen şehitlerimiz için ‘kelle’ sıfatına dönüşebiliyor. Bir başka bakan ise şehitlerimiz için; ‘üç-beş Mehmet için ortalığı ayağa kaldırmak istiyorlar’ diyebiliyor! Bir başka bakan şehit evine taziyede bulunduğu bir sırada,  sanki müjde verircesine; “şehitlik ve gazilik birer nasip meselesidir” diyebiliyor! Neredeyse; “gözünüz aydın, oğlunuz şehit oldu. O artık Cennete gitti. Bakın, Allah sizi çok seviyor(muş) bundan yüce ne olabilir ki” diyecekler. Bu pişkin siyasetçiler, gayet mazlum bir eda ile koltuklarını muhafaza ve müdafaa etmeye devam ediyorlar.

 

Eski Maliye Bakanlarından Kemal Unakıtan Hazretleri(!) toprak, maden ve KİT’lerin satışı sırasında kamuoyunun ve muhalefet partilerinin büyük tepkisiyle karşı karşıya kalmıştı. Hazret; “babalar gibi satarım” diyerek büyük bir pişkinlik ve aymazlık örneği göstermişti. Evet, bay hazret, sattın gittin. Şimdi o madenleri yabancılar işletiyor. O enerji kaynakları işletilip bize satılacak. Sayenizde hazret, kendi enerji kaynaklarımızı yabancılardan milyar dolarlar ödeyerek alıp, enerji ihtiyacımızı karşılayacağız. Toprakları da satmıştın. Şimdi sattığın o topraklarda yabancılar yeni yerleşim alanları kuruyorlar! Bu vatanın her bir karış toprağı için canlarını veren Mehmetçiklerimiz, şu manzaraya bir bakabilselerdi eminim ki şöyle söylerlerdi; “Mademki toprakları yabancılara satacaktınız, peki biz neden canlarımızı feda ettik?”

 

“Ulusçulukla yüzleşme zamanı” geldi diyebilen bir bakan! Acaba ulusçuluk nedir, diye düşünüp, araştırdığımızda TDK’nin sözlüğünde şu ifadeleri görebiliriz:

Ulusçuluk: Milliyetçiliktir. Her ulusun kendi kültür değerlerini, çıkarlarını ve bağımsızlığını her şeyin üstünde tutarak ve koruyarak varlığını sürdürebileceğine inanan, çok kez bölgesel, uluslararası ya da başka tür değerler üzerinde durmayan görüş. Ulusçuluğun bir başka tanımı da şöyledir: “Her ulusun kendine özgü kültür ve geleneklerine bağlı kalıp, kendi varlığını her şeyin üstünde tutarak yaşaması gerektiğine inanan görüş”

 

Ahmet Davutoğlu Hazretleri, siz bu değerlerimizle mi yüzleşmek istiyorsunuz? Bu değerleri mi ortadan kaldırmak istiyorsunuz. Bay hazret, bu tür söylemleriniz hiç kuşku yok ki sizin aklınızın arka planında yatan kirli düşüncelerden başka bir şey değildir. E buyurun değiştirin bu milletin değerlerini. Soysuz-sopsuz, parçalara ayrılmış, emperyalistlerin emrine amade bir millet ve devlet hayali peşinde koştuğunuzu çok net ortaya koydunuz. Ama meraklanmayın bay hazret; bu millet araştırmayı sevmez, okumayı sevmez. Hele hele gönül verdiği siyasilere hiç mi hiç toz kondurmaz. Eleştiri yapmasını bilmez! Yaşadığı acıları tez zamanda unutur! Siz ne derseniz, onu doğru kabul eder ve baş üstünde taşır. Siz yalanlarınıza devam edin; göreceksiniz bu millet size dördüncü şansı da verecektir. Hiç kuşkum yok, sizinde olmasın! Siz, iş başına geldiğiniz günden beri Cumhuriyetin temel ilkeleriyle hesaplaşmıyor musunuz zaten?

 

Bülent Arınç Hazretleri, geçtiğimiz günlerde bir soru üzerine şu cümleleri kullanmıştı; “Hükümet olarak sadece terör olayını çözemedik. Zaman zaman PKK ile ciddi sorunlar yaşıyoruz…” Akla zarar bir açıklama. Ülkemizin hangi sorununu çözdünüz ki, çözemediğiniz bir terör olayı kaldı? İsterdim ki soru soranlar, bu soruyu da bay hazrete sorabilselerdi. Aynı hazret, teröristlerin çok akıllıca hareket ettiğini belirterek; hükümetin teröristler kadar akıllı mücadele edemediğini, itiraf etmek zorunda kalmıştır.

 

Dadaşlar diyarı Erzurum’da bir düğüne konuk olan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, yanına gelen vatandaşımıza egolarını tatmin etmek için; “benim için göbek atsana, takla atsana” demişti. Bu ne aymazlık, bu ne saygısızlık bay hazret. Sen vatandaşlarınla dalga geçemezsin. Onları birer eğlence aracı olarak göremezsin! Göbek atmaya, ters takla atmaya meraklı isen, o çok sevip, değer verdiğin vatandaşını eğlendirmek için kendin takla atıp, göbek atsaydın daha şık olmaz mıydı?

 

Başbakanın, henüz Milli Görüş Gömleğini çıkarmadığı dönemlerde başkanlık sistemiyle ilgili mealen şöyle demişti; “Başkanlık sistemi, ABD’nin yapısına uygun bir sistemdir. Türkiye’de böyle bir sistem söz konusu olamaz” Ancak geçtiğimiz günlerde, bunları söyleyen kendisi değilmiş gibi, Türkiye’de başkanlık veya yarı başkanlık sisteminin tartışılması gerektiğini belirtmişti. O günden bu güne ne değişti ki, Türkiye için böyle bir modeli gündeminize aldınız? Ayrıca; “emperyalizm, çeşitli medeniyetleri birbiriyle tanıştırmaya hizmet etmiştir” diyerek, emperyalizmin kültürel bir araç olduğuna vurgu yapmıştı. Evet, kısmen doğru bir tanımlamadır. Çeşitli medeniyetleri birbiriyle tanıştırmıştır ancak; kan ve vahşeti, asimilasyonları ve sömürgeciliği de beraberinde getirerek. Batılı emperyalistlerin tarihine baktığımızda bunları ve daha fazlasını rahatlıkla görebiliriz. Alın size Afganistan, Suriye, Irak ve Libya örnekleri. Türkiye ve İran, sırasını bekleyen ülkeler arasında bulunmaktadır. İşte size medeniyetlerin buluşması. İşte size emperyalizmin en yumuşak hali!

 

Batılı emperyalist devletler için “dost ve müttefiklerimiz” diyordunuz. Onları stratejik ortaklarınız olarak görüyordunuz. Terör olayları artığında; “medet ya Amerika! Medet ya Barzani! Şu terör belasına karşı birlikte hareket edelim. Bize istihbarat desteği verin” diyordunuz. Ama olmadı. Çünkü onlar emperyalist devletlerdir. Devlet politikaları emperyal amaçlıdır. Seni hiçbir zaman dinlemezler!

 

Terör konusunu görüşmek üzere Org. Necdet Özel Amerika’ya uçtu. Amerikalı generallerle görüşmelerde bulundu. Yine hayal dağına pamuktan karlar yağdı. Amerikalı generaller, Türkiye’nin anlık istihbarat isteğine basından öğrendiğimize göre şu cevabı verdiler: “Afganistan’da Taliban ile Suriye’de El Kaide ile bizim için savaşın…” Emperyalistlerin dostluğu işte buraya kadar. Bu noktada düşündüğümüzde ve sağımıza-solumuza baktığımızda, yapayalnız kaldığımızı rahatlıkla görebiliriz. Demek ki Türkiye, haksız bir saldırıyla karşı karşıya kalmış olsa, Türkiye NATO ülkeleri tarafından desteklenmeyecek. Emperyalistler, destek için taviz peşinde koşacaklar. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda, Suriye hadisesinde ve terör olaylarında olduğu gibi.

 

“Kuzey Irak’ta bölgesel bir Kürt Devleti’nin kurulması, Türkiye için bir savaş sebebidir” Buram buram vatan-millet sevgisi kokan bu sözlerin sahibi Cevval Başbakanımıza aittir. Başbakanımız, o gün söylediği sözlerle baş başa kalmıştır. Avrupalıların ve İsrail’in üstün gayretleriyle Irak’ın kuzeyine bölgesel bir Kürt Devleti kuruldu. Amaç; ABD’nin politikalarına hizmet ve İsrail’in Arz-u Mavud hedeflerine hizmet! Yakın gelecekte tüm Avrupalı devletler tarafından tanınacak ve resmi bir devlet yapısına kavuşacaktır.

 

“Rumlar, Doğu Akdeniz’de petrol aramaya başlarlarsa bizde petrol ararız” Buran buran kahramanlık kokan bu sözlerin sahibi yine Cevval başbakanımıza aittir. Rumlar, ABD’nin öncülüğünde Akdeniz’de petrol aramalarını tamamladı ve şimdilerde petrol ve doğalgaz çıkarıyorlar. Türkiye yönetimi, misilleme amaçlı Piri Reis Gemisi’ni petrol aramak için Akdeniz’e yollamıştı. Bir haftalık araştırmalar sonucu gemimiz, Magosa Limanı’na demir atmak zorunda kaldı. Cevval başbakanımızın ‘dostum’ dediği ülkeler, Akdeniz’de petrol aramamıza ne düşündürücüdür ki izin vermediler. Cevval başbakanımız, yine kendi cevvalliği ile baş başa kaldı. Cevval bir başbakanımız olduğu için millet olarak ne kadar övünsek azdır!

 

Hamdolsun ki, İmam Hatip kökenli bir başbakanımız var. 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemiyle birlikte, pek çok okulumuz İmam Hatip okullarına dönüştürülüyor. Cevval ve dindar başbakanımız, tepki gösteren muhaliflere mealen şöyle tepki göstermiştir; “12 Eylül darbesiyle imam hatip liseleri kapatıldı. İmam hatip liseleri terörist yetiştirmediği için mi kapatıldı?” Cevval ve Dindar kimliği ile tanıdığımız ve saygıda kusur etmediğimiz başbakanımız, bu sözleriyle hedef tahtasına oturtuldu. Zira konuyu enine boyuna araştıran Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Işık Kansu şu çarpıcı bilgileri aktardı: “İmam Hatip’ten terörist çıkmaz diyen Başbakan’a yalanlama”

Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Behiye Üçok; Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ile Yazar Turan Dursun’u öldürmekten hüküm giyenler ile Hizbullah davasından ceza alanlar arasında çok sayıda imam hatip mezunu bulunuyor. Hüküm giyen imam hatiplilerin çoğu “mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkıp, yerine din kurallarına dayalı devlet kurmayı amaçlayan silahlı çete üyesi olmak” suçundan cezalandırıldılar.

 

İşte o imam hatipli hükümlüler:

a-) Hasan Kılıç: Tokat İmam Hatip Lisesi mezunu. 18 yıl, 9 ay ağır hapis ile cezalandırılmıştır.

b-) Mehmet Ali Tekin: Fatih İmam Hatip Lisesi mezunu: 12 yıl, 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmıştır.

c-) Selçuk Şanlı: Adana İmam Hatip Lisesi mezunu: 12 yıl, 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmıştır.

d-) Ekrem Baytap: Batman İmam Hatip Lisesi mezunu: Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmek suçundan Ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır.

e-) Mehmet Ali Şeker: Batman İmam Hatip Lisesi mezunu: Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak suçundan ömür boyu ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.

f-) Mehmet Zeki Yıldırım. Batman İmam Hatip Lisesi mezunu: Yasadışı örgüt üyesi olmak suçundan 12 yıl, 6 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.

Şunu hemen ifade edeyim ki, ne imam hatip liselerimiz, ne normal liselerimiz ve ne de üniversitelerimiz terör yuvasıdır. Bizler için bu kurumlar ilim ve irfan yuvasıdır. Ülkemizde tıp, mühendislik, bilim ve teknoloji alanında nesiller yetiştiren üniversitelerimizin olması gerektiği gibi, din adamlarının da yetişmesi gerekmektedir.

 

Bu noktalara değinmemin sebebi, Cevval Başbakanımızın ve bakanlarının boş ve anlamsız laflarla milleti ahmak yerine koymalarıdır. Unutmasınlar ki bizler ahmak değiliz ve izlenen on yıllık politikalarınızı büyük bir dikkatle takip ediyoruz!

 

Son olarak hatırlatmak isterim ki; Cevval Başbakanımız, on yıllık dönemini çıraklık-kalfalık ve ustalık dönemi olarak üçe ayırmıştı. Cevval bir Başbakanın çıraklık dönemiyle ustalık dönemi arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Çıraklık döneminde Libya, İran, Irak ve Suriye ile dost ve kardeş ülkelerdik. ABD, batılı ülkeler ve İsrail ortak yapımı olan ‘Arap Baharı’ projeleri neticesinde bu ülkelerle bir anda düşman olduk. İktidara geldikleri dönemde terör sıfır noktadaydı. Bu dönem çıraklık dönemleridir. Çıraklık-kalfalık ve ustalık dönemlerine baktığımızda, terörün güçlendiğini ve askerlerimizi bir kuş gibi avlayıp, şehit ettiğini görmekteyiz. Uzmanlar, anormal bir şekilde güçlenen terör olayları için ciddi bir istihbarat zafiyetinin olduğunu ve devlet imkânlarının gerektiği gibi kullanılmadığını belirtmektedirler.

 

Ermenistan, Kıbrıs ve Yunanistan ile olan sorunlarımız tüm sıcaklığı ile artarak devam etmektedir. Ustalar, edindikleri tecrübeleriyle sorunları aşmasını bilen kişilerdir. Ancak bizim Cevval Başbakanımız, on yıllık tecrübesine rağmen mevcut sorunları yanlış politikaları sebebiyle çözememiştir. Bu sebeple, Cevval Başbakanımızdan isteğimiz şudur: Bu milletin omuzları şehit cenazeleri omuzlamaktan çökmüştür artık. Terörün sizin döneminizde azmanlaştığını, dolayısıyla terör belasından Türkiye’yi kurtaramayacağınızı düşünüyor ve bu sebeple görevinizi bırakmanızı bekliyoruz. Eminim ki bu davranışınız, milletimize, devletimize ve size hayırlı olacaktır.

 

21.09.2012

 

Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale’de, liseyi de Ankara’da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak “Sanal Cinayet” ve” “Kristal Dünyalar” isimli iki eserim yayınlanmıştır. Eserlerimi okurken, usta bir yazarın kitaplarını okurken aldığınız hazzı alacak, ilginç olaylara şahit olacaksınız. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. hepinize saygıları sunuyorum. E-Mail: atessbeyy@mynet.com

Allah’a emanet olunuz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir