Bir Darbenin Anatomisi

Ülkemizde son zamanlarda baktığımızda, bir ifade özgürlüğü-fikir, inanç özgürlüğü, diktatörlük gibi kavram karmaşasının bol olduğu bir dönemdeyiz. Toplumda bir kesim, kendini azınlık olarak tanımlamakta ve sürekli baskı altında olduğunu, kendisi gibi düşünmeyenleri ezen bir siyasi iktidar ve çevresi olduğunu; kısacası sözüm ona “mahalle baskısı” olduğunu vurgulamaktadır…

Ülkemizde son zamanlarda baktığımızda, bir ifade özgürlüğü-fikir, inanç özgürlüğü, diktatörlük gibi kavram karmaşasının bol olduğu bir dönemdeyiz. Toplumda bir kesim, kendini azınlık olarak tanımlamakta ve sürekli baskı altında olduğunu, kendisi gibi düşünmeyenleri ezen bir siyasi iktidar ve çevresi olduğunu; kısacası sözüm ona “mahalle baskısı” olduğunu vurgulamaktadır. . .

 

Ben ise çok fazla geriye gitmeye gerek olmadığını sadece 2-3 gün sonra Türk siyasi tarihimizde kara bir leke olarak hatırlanacak 28 şubat ‘a bakılması gerektiğini düşünenlerdenim. O dönemde ne oldu diye bakarsak;kızlarını evden çıkarmıyor, topluma karıştırmıyor, cinsiyet ayrımcılığı yapıyorlar, cahil-yobaz insanlar diye suçladıkları, aşağılayıp hor gördükleri insanların aslında hiç de öyle olmadığını, aksine bir insanın sadece başı kapalı diye 2. sınıf vatandaş görüldüğü, itilip kakıldığı, aşağılanıp rencide edildiği ve toplumdan dışlandığını görmekteyiz. İstanbul Üniversitesini bu olayların mihenk taşı olarak görüyorum. Şöyle ki; Kemal Alemdaroğlu (Cerrahpaşa Fakültesi, Doktor) o zamanın rektörüydü, ve yine üniversite yönetiminde yer alan Nur Serter (İktisat) ile birlikte cadı avına başladılar. Onlarca, yüzlerce, hatta binlerce insan sırf dış görünüşlerinden dolayı derse alınmadılar, dışlandılar, emek verip alın terleriyle tırnaklarıyla kazıdıkları okullarına giremediler. Saçma sapan, kanunda hiçbir geçerliliği olmayan kararlar ise gerekçe gösterildi. Birkaç örnek vermek gerekirse; Prof. Dr. Sevgi Kurtulmuş( Çalışma Ekonomisi-Sosyal Güvenlik), okuldan gerekçe gösterilmeden uzaklaştırıldı. Sosyal Güvenlik dersi verirse aslında hiçte sosyal-adil olmayan bir düzene kurban gitti. Yıllar süren zorlu hukuk mücadelesiyle mevcut kadrosuna kavuşabildi. Dr. Şükran Erdem , tıp fakültesini dereceyle bitirmesine rağmen sırf başörtülü diye derslere giremedi ve müzeye kilitlendi. Bu konularda araştırma yapmak isteyenlerin sadece google a yazmaları yeterli olacaktır. Benim burada dikkat çekmek istediğim olay, insanların neden kendilerine en ufak birşey dokunduğundan feryat figan edip, başkalarına olduğunu zaman susup-görmezden gelmeleridir. Birçok kişi Avrupa’da rahatça eğitimlerini aldıklarını, yaşadıkları halde;dini İslam olan bir ülkede kendin neye inanıyor ve ne şekilde yaşıyor olursan ol, sırf dinini yaşıyor ve öyle giyiniyor diye birilerinin haklarını elinden almak, onların hor görmek dışlamak, soyutlamak hangi vicdana sığıyor? Nerede kaldı hak, hürriyet, eşitlik, adalet? Lütfen at gözlüklerimizi çıkaralım, hiç kimsenin başkasını giyim, kuşam, görüş, inanç ve değerlerinden dolayı dışlamadığı daha adil ve düzenli bir toplumda yaşamak için herkes elini taşın altına sokmalı ve üzerine düşeni yapmalıdır. Ancak bu şekilde gelişmiş ülkeler seviyesine gelebiliriz, başımızın örtüsüyle değil içindekilerle ilgilenildiği takdirde yolları aşabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir