Bern Sözleşmesi Nedir? Hangi Ülkelerde Kabul Edilmiştir?

Fikir eserleri, zihinlerde üretilen ilim ve fen mahsullerinin yanında edebiyat, müzik, güzel sanatlar ve sinema eserleri alanlarında da olabilir. Her fikrin özgün ürünü olan bu eserlerin korunması günümüzde olduğu gibi tarih boyunca üzerinde durulan konulardan biri olmuştur…

 

Fikir eserleri, zihinlerde üretilen ilim ve fen mahsullerinin yanında edebiyat, müzik, güzel sanatlar ve sinema eserleri alanlarında da olabilir. Her fikrin özgün ürünü olan bu eserlerin korunması günümüzde olduğu gibi tarih boyunca üzerinde durulan konulardan biri olmuştur.

Nasıl “gayrimenkul” malların korunması tescil ile sağlanmaktaysa fikir ve sanat eserleri gibi somut olmayan “menkul” malların da koruma altına alınabilmesi için bunların tıpkı gayrimenkul değerlerde olduğu gibi somut enstrümanlarla ortaya çıkarılması gerekir. Soyut kavramların hukuksal boyutta anlam kazanması ancak bu eserlerin orijinallerinin kitap, plak, kaset, radyo, nota vb. ile maddi olarak tezahür edilmesi halinde olacaktır. Yani fikrin zihinde oluşması tek başına yeterli olmayıp maddi olarak ortaya çıkması ve başkalarının bunu müsvedde, negatif, orijinal olmayan tutanaklar gibi argümanlarla çoğaltarak piyasaya dağıtması halinde hukuk kurallarını işletebilmek mümkün olmaktadır.

Diğer açık bir ifade ile zihinde oluşan güzel bir roman, manzara resmi, müzik fısıltıları kitap haline getirilmedikçe, tablo olarak resmedilmedikçe veya notalara dökülerek kaset veya plaklarla çoğaltılmadıkça hukuksal boyutta anlam ifade etmez.

Maddi varlıkların üzerindeki şahsa münhasır zilliyet hakkı o kişiye bağlı ve kişinin iktisabı ve kullanımı ile kendini göstermektir. Menkul mal olarak tabir edilen fikri ve edebi eserlerin de kişiye tanınması gereken bir hak olduğu ve bunlar üzerinde tasarruf yetkisi olması gerçeği yadsınamaz. O nedenle bir tabloyu oluşturan kişi, romanı yazan yazar, müziğini notalara dökerek icra eden yorumcu bu eserleri üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmalıdır. Bunları kendi isteği ile çoğaltarak satışını yapabilmeli, değiştirebilmeli, devredebilmeli ve kullanım hakkı sağlayabilmelidir. İşte bu noktada diğer hak sahibi olmayan kişilerin bu eserler üzerinde edinimde bulunmak istemesi ve bu vesile ile ticari maksatlı kullanımlarda bulunarak çıkar sağlaması bu alanda hukuki düzenlemenin gerekliğini göstermektedir.

Fikri hakların sahipliğinin meşrutiyetini doğrulayan ve kişilerin fikri haklarına sahip olması gerektiği sonucuna ulaştıran İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilgili maddesidir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 12 Kasım 1948 tarih ve 217 sayılı kararı gereğince düzenlenen ve 1949 yılında Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren ve 30 maddeden oluşan İnsan Haklar Evrensel Beyannmesi’nin  27.maddesi “herkesin sahibi bulunduğu her türlü ilim, edebiyat veya sanat eserlerinden mütevellit manevi ve maddi menfaatlarının korunmasına hakkı vardır” ifadesini içermektedir.

Yukarıda bahsettiğimiz konulardan da anlaşılacağı üzere fikir ve edebi eserlerin korunması gereksinimi 19.yy’ın başından itibaren gündeme gelmeye başlamıştır.  Ve bu konu her ülkenin kendi içersinde çözüm araması ile filizlenmeye başlamıştır.

Osmanlı devletindeki fikri haklar konusundaki gelişmeleri incelemek için tarihsel akışı ve gelişmeleri de yorumlamak gerekmektedir. 1839 yılında II.Mahmut’un vefatı üzerine tahta I.Abdülmecid Han çıkmıştır. Aynı tarihte Osmanlı Devletinin demokrasi alanındaki en büyük gelişmelerinden biri olan Tanzimat Fermanı ilan edilmiş ve halka duyurulmuştur. Bu fermanın içeriği herkesin bildiği gibi saray yönetiminin kendi haklarını sınırladığı ve halka başta yerel yönetimler olmak üzere güç verdiği bir düzenlemedir. Islahat fermanı ise 1856 yılında ilan edilmiş ve her kesim halka din ayrımı gözetilmeksizin maddi ve manevi eşitlik sağlayan bir fermandır.

1839 yılından sonra 1946 yılına gelindiğinde Osmanlı Devletinde, eğitim ve kültür alanında gerekli çalışmaların yapılması, batıdaki ilmi çalışmaların takip edilmesi, yabancı dilde tanzim edilmiş olan ilim ve fen alanındaki çalışmaların tercüme edilerek ülke geneline yayılmasının sağlanması ve vatandaşların eğitim, kültür, sanat, ilim ve fen dallarında gelişmesinin sağlanması için Encümen-i Daniş’in kurulmasına karar verilmiştir. Dönemin sadrazamlarından Ahmet Cevdet Paşa bu konu bir çalışma hazırlayarak Abdülmecid Han’a sunmuş ve padişah da bunu kabul ederek 18 Temmuz 1851 tarihinde Sultan II.Mahmud türbesi yanında yaptırılan Darülmaarif okulunun içinde büyük bir törenle açılışını yapmıştır.

Bu kurul dahili ve harici azalardan oluşan kırk kişilik bir grubu içermekteydi. Dahili üyeler dönemin sadrazamlarından, Ticaret Nazırılarından, edebiyatçı ve bilim adamlarından seçilmiş 10 kişiden oluşmaktaydı. Bu kişiler en az bir yabancı dil bilen aydın kişilerden oluşmaktadır. Diğer harici azalar ise gerek yurt içi gerekse yabancı Rus, Ermeni, Fransız gibi bilim ve ilim adamlarından oluşmaktaydı. Abdülmecid Han’ın ölümünden sonra bu kurul dağılmış olup tam olarak ne zaman ve ne şekilde kaldırıldığı bilinmemektedir.

Bu bahsettiğimiz gelişmeler ışığında Osmanlı Devleti’nde kurulan Encümen-i Danış tarafından fikri ve edebi hakların himayesi için düzenleme yapılmıştır. Dünyadaki sayılı birkaç ülke ile paralel olarak 1850’lili yıllarda yapılan bu düzenlemeye Encümen-i Daniş Nizamnamesi adı verilmiştir. Tarihimizdeki bu alanda yapılan ilk hukuki düzenlemedir. Buna göre, eserin incelenmesinden sonra, telif hakkı ödenmektedir. Daha sonra, 1857 tarihli Telif Nizamnamesi çıkmıştır. Bu Nizamnameye göre, basılan nüshalar tükeninceye kadar eseri basan şahsa tekel tanınmaktaydı. 1872’de yapılan bir ekle, yazarın kitabı için koruma süresi 45 yıl, tercüme eserlerin koruma süresi ise 20 yıl olarak belirlenmiştir. Osmanlı döneminde bu konuda ilk esaslı kanun, 1910 tarihli “Hakkı Telif” Kanunudur. Bu kanun 1 Ocak 1952 tarihine kadar Türkiye Cumhuriyeti’nde yürürlükte kalmış, 1 Ocak 1952 tarihinde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yürürlüğe girmiştir.

Fikir ve sanat eserlerinin tarihimizdeki gelişimi bu şekilde başlamıştır. Diğer ülkeler de kendi bünyesinde yapılandırmalar yapmışlardır. Örneğin Fransa’da da 1952 yılında bu konuda hukuk kurallarını içeren metin oluşturulmuştur. Birkaç ülkede bu şekilde korumalar mümkündü ancak her ülke kendi düzenlediği kurallara göre uygulamalar geliştirmiş ve eser sahibinin farklı ülkedeki hakları açıkta kalmaya başlamıştır. Bu sebepledir ki 1886 yılına gelindiğinde uluslar arası bir sözleşmeye gerek duyulmuştur.

 

Bu nedenle 09 Eylül 1886 tarihinde Bern’de ALMANYA, BELÇİKA, FRANSA, HAİTİ, İNGİLTERE, İSPANYA, İSVİÇRE, LİBERYA, İTALYA ve TUNUS ülkelerinin katılımı ile “Edebi ve Artistik Eserlerin Himayesine Yönelik Bern Sözleşmesi” veya kısa adı ile “BERN SÖZLEŞMESİ”  kabul edilmiştir.

Bern Sözleşmesi bu alanda kabul edilmiş ilk uluslar arası sözleşmedir. Günümüze kadar bazı dönemlerde tadil edilerek düzenlemeler yapılmıştır. Bunlar kronolojik sıra ile 04 Mayıs 1896’da Paris’te, 13 Kasım 1908’de Berlin’de, 20 Mart 1914’te Bern’de, 02 Haziran 1928’de Roma’da, 26 Haziran 1948’de Brüksel’de, 1967’de Stockholm’de, 1971’de Paris’te ve 1979’da ise WIPO tarafından tadil edilmiştir.

Günün koşullarına göre kapsamı ve koruma alanı genişletilen bu tadil metinlerinin genel temayülü 2 şekilde kendini göstermektedir;

Fikir ve sanat eserlerinin çoğaltma ve yayma tekniğinin yanında sahibinin haklarının genişlemesi
Eser sahiplerine doğrudan sübjektif haklar verilmesi

Bu tadillerin en en önemlisi II.Dünya Savaşı sonrası 1948 yılında yapılan değişikliktir. Bu değişiklik ile birlikte Bern Sözleşmesi kanunlardan oluşan bir anlaşma haline getirilmiştir. Bu tadil metnine göre öncekilerden farklı olarak fikri ve sanatsal eserlerin, ülkelerin kendi iç kanunlarına göre korumakla mükellef olmaları ibaresi kaldırılmış, yerine her hak sahibinin üye ülkelerde eşit şekilde hak sahibi olduğu ve korumanın bu şekilde olacağı karara bağlanmıştır.

1967 tarihinde Stockholm’de yapılan tadil ile korumanın süresinin birlik ülkelerinin kanununa göre tespit edileceği vurgulandıktan sonra bu sürenin 25 yıldan az olamayacağı belirtilmiştir.

Fikri ve Edebi eserlerin Himayesine yönelik olarak düzenlenen Bern Sözleşmesi’nin tadilleri genel olarak aşağıdaki konuları içermektedir;

Bern sözleşmesinin metinleri Fransızca düzenlenmiş olup 1948 Brüksel tadilinde bu konu diğer ülkelerin itirazı ile İngilizcenin de eklenmesiyle düzeltilmiştir.

Hangi ülkelerin anlaşmanın tarafı olduğu ve konu hakkındaki onayları,

Yeni katılan ülkelerin durumları ve katılma şartları: Buna göre yeni üye olacakların kendi ülkelerindeki hukuki düzenlemeleri tamamlamaları gerekmektedir.

Birlikten çıkışlar konusunda düzenlemeler.

Teşkilatın tanzim ve işleyişini düzenlemek üzere Bern Birlik Bürosu kurulmuş olup yönetimi İsviçre Konfederasyon Hükümetinin Yüksek Otoritesine verilmiştir.  Her ülke bununla ilgili giderlerimüşterek olarak paylaşmaktadır.

Son olarak Türkiye’nin bu anlaşmada taraf olma durumuna baktığımızda;  01 Ocak 1952 tarihinde ise 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yürürlüğe girdiğini görüyoruz. Ve bununla birlikte aynı tarihte Bern Sözleşmesinin 1938 tarihli Brüksel Belgesi’ne 5777 sayılı yasa ile katılmıştır.

Türkiye daha önce 1931 yılında tercüme hakkı mahfuz kalmak kaydı ile Bern Sözleşmesine taraf olmak üzere talepte bulunmuş ancak üye ülkelerin itirazı neticesinde talep kabul edilmemiştir. Ancak bu davet-i red Türkiye’ye özgü olmayıp yukarıda da belirttiğimiz üzere sözleşmenin dilinin Fransızca olması gereğinden dolayıdır. Zaten 1948 tadil metni ile dil konusunda yapılan düzenlemeyle birlikte 1952 de taraf olunmuştur.

 

Kemal AYYILDIZ – Marka ve Patent Vekili (Asist Patent)

Kaynak:
Ord. Prof. Dr. E. HİRŞ.- Genel Mülahazalar
Müyader yayınları
Berne Convention – Wipo
DPT Özel İhtisas Komisyonları Notları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir