obilir > Konular > Kişisel Gelişim > İç Huzur ve Mutluluk > Mutlu Bir Yaşam İçin Hayattan Beklentileri Azaltmak

Mutlu Bir Yaşam İçin Hayattan Beklentileri Azaltmak

Hayata bir yerinden tutunmayı seçmek mi, onunla kavgayı mı uzlaşmayı mı seçmek lazım acaba diye düşünüyorum bugünlerde. Shakspeare sözleriyle “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu”. Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına için için kapanmak mı daha soylu yoksa bir dertler denizine karşı silaha sarılıp son vermek mi onlara? Hayatın aslında tümü beklentiler değil mi? Bize, ruhumuza ta içimize işleyen yavaş yavaş…

Kendini gerçekleştiren kehanet” ya da “Pygmalion etkisi” olarak da adlandırılan bu olgu, kişinin, belli bir süre sonra başkalarının (özellikle herhangi bir yanıyla kendinden üstün gördüğü insanların) ona ilişkin beklentilerine denk düşen ya da benzeyen davranışlar sergilemesi şeklinde açıklanmakta…

Beklenti etkisi, bilimde, mitolojide ve sanatta değişik boyutlarıyla işlenmiş. Sosyal psikolojide başlangıçta gerçekliği olmayan bir durum hakkındaki beklentilerin gerçekleşmesine yol açma süreciyle beklenen davranışın sergilenmesi sonucu, olmayan bu halin gerçeğe dönüşmesi biçiminde “Self Fulfilling Prophecy” olarak da tanımlanan bu teori, 1911 yılında, iki Alman araştırmacının atlar üzerindeki deneyleriyle bilimsel platforma oturtulmuş. İnsandaki bilinçaltının beklenti etkisini açıklamaktaki rolü ise çok büyük…

1811 ile ölüm yılı olan 1817 arasında yayınlanmış olan altı romanında Jane Austen, ev içindeki gündelik yaşamı anlatmış, karakterler ve kişilik gelişimi üzerinde durmuş; özellikle kadın kahramanları, toplumsal beklenti karşısında boyun eğmek istemeyen kişilerden oluşmuş. Kahramanlar ile toplum arasında gerilim olduğu gibi, kadınlara karşı adaletsiz düzene de dikkat çekmek isteyen yazar, beklentilerin hep tersini yapmaya ve duvarları yıkmaya çalışmış.

Meksikalı ünlü sürrealist ressam Frida Kahlo, için yaşam ve ölüm, bedenin parçalanmışlığı ve aklın bütünlüğü, geleneksel olanla modernlik, gerçek ve beklentiler var hep. Acıyı, umudu, umutsuzluğu ya da direnci anlatır resimlerinde Frida. Kendi gerçekliği ile birlikte Meksika gerçekliğini çizer. “Elbisem bu askıda asılı” adlı resminde Amerikan kültürünün öğelerini bir çöplük gibi üst üste yığar. “Kökler” ile Meksika tarihinin derinliklerine işaret eder.

Kahlo’nun sanatında genel olarak bedenin hissettikleri anlatılır. Bedeninin çektiği acı… Ama beklentisi hep aynıdır. Asla sahip olamayacağı bebeği ve sağlam bir omurgası… Ama beklentileri onu hayata daha da bağlı kılar ve sanatının en yüksek yıllarını beklide geçirdiği o korkunç otobüs kazasına borçludur Frida. Hayal gücü de bu dönemde en yüksek seviyede çalışıp onun beklentilerini resimlerine aktarmasına araç olur ve bize inanılmaz eserler bırakarak göçer bu dünyadan. 13 Temmuz 1954’te, akciğer ambolisi teşhisiyle son nefesini verdiğinde; arkasında bıraktığı son tablosu; “Yaşasın Yaşam” isimli bir natürmorttu. Ünlü ressamın hayata veda etmeye hazırlanırken son sözleri ise, günlüğüne yazdığı şu cümleydi: “Çıkış yolunun güzel olacağını ve asla geri dönmeyeceğimi umarım.

Charles DickensBüyük Umutlar” adlı eserinde bizlere , “Dostlarımız gibi olmayı istemek, insanın büyük bir zayıflığıdır. Eğer onlar zenginse, biz de zengin olmayı arzularız. Eğer onlar fakirse, o halde onlar kadar fakir olmanın bir sakıncası yoktur. Aptal olmaktan utanmayız; yalnızca, dostlarımızdan daha fazla aptal olmak utandırabilir bizi. Bu kıyaslama ile alakalıdır” der ve şöyle ekler, “Hayat bir beklenti meselesidir. Sahip olmayı zaten hiç ummadığımız şeyleri özlemeyiz de. Zengin olmayı hiç hayal etmemişsek, fakir olmak bizi hayal kırıklığına uğratamaz“.

Gerçek hayatta da öyle değil midir aslında. İnsan bilmediği, görmediği şeylerden çok bildiği yabancısı olmadığı hayata sahip çıkar. Çok fazla beklenti içinde olmak bekli de risktir insanoğlu için.  Hayattan ve çevredekilerden çok fazla beklenti içinde olmamak ta zaten günümüzün en büyük olgusu değil mi? Çok fazla beklenti içinde olmamak… Çok fazla güvenmemek… Hayal kırıklıklarından uzak kalmak için seçtiğimiz sade bir yolda aslında daha da yalnızlaşmıyor muyuz hepimiz? Beklentilerimiz arttıkça hayal kırıklıkları ve daha fazla acıda beraberinde geliyor hayatımıza…

İnsan, tüm dünyaya sahip… Allah’ın lütfettiği akla sahip, düşünebilme yeteneğine, hafızaya, vicdana, aşka, merhamete ve sevgiye. Ama insanoğlu böylesine üstün olarak yaratılmışken, gözünü hınca dikiyor, nefrete, şiddete, kan dökmeye, gözyaşına, savaşa, hep daha fazlasına… İnsan, sahip olduğu insanların kıymetini bilmeyip, ötekilere harcıyor tüm nefesini. Bu yüzden, hep sonradan gözyaşı döküyoruz sevdiklerimizin ardından. Hep kaybettikten sonra, değerleniyor sahip olduklarımız. Daha akıllı, daha iyi ve görkemli kalıyorlar aklımda nedense.

Bir gün bir büyüğüm söylemişti, hayatta en mutlu insanlar, hayattan beklentilerini minimumda tutanlardır diye. Baştan küçük düşünen insanlar küçük yaşar demiştim, fakat şimdi daha iyi anlıyorum sözcükleri. Aslında beklentisiz yaşayabilmekmiş en büyük eylem. Kime göre neye göre yaşayacağımızı, beklentilerimizi günümüzde kendimiz karar vermeli ve özümüzde mutlu kalmalıyız.

Tavsiyeler

Özgüven geliştirmek isteyen insanlar için hazırlanan tecrübe birikimiyle oluşturulmuş bu linkteki YÜRÜYEN ÖZGÜVEN e-kitabı size rehber olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir