obilir > Konular > Toplum > Din ve Maneviyat > Başörtüsü Sendromu

Başörtüsü Sendromu

Gelenekçi İslamcılardan bazıları, kadınların yüzü de dâhil, vücudunun tamamının örtülmesine işaret ettiğini iddia ederler. Kimisi iki gözü, kimisi de tek gözünün dışında her yerini örtülmesinin farz olduğunu iddia ederler. En ılımlı olanlar ise; yüz, eller ve ayaklar dışında tüm vücudun örtünmesinin farz olduğunu iddia ederler. Yani kadınların başlarını örtmesi, peçelere bürünmesi ve diğer anlatılan sınırlar Kuran’ın çizdiği sınırlar değil; gelenekçi İslamcıların ve yorumcuların dinimize dahil ettiği bilgilerdir. Ülkemizin dini, siyasi ve ekonomik sorunları vardır. İşi ehline bırakırsak sanırım ülkemiz sorunlar batağına saplanmaz…

 

Seçim dönemlerinde siyasi partiler; ülkenin kanayan yarası haline gelen, geride binlerce başörtüsü mağduru bırakan bu soruna el atmak istemişler ve bu sorunu sadece kendilerinin çözebileceklerini ifade etmişlerdir. Çözeceklerini ifade etmişlerdir ama nasıl çözeceklerini, hangi kriterleri temel alarak çözeceklerini maalesef açıklayamamışlardır. İnsanlarımızın din ve vicdan hürriyeti anayasamız ile teminat altına alınmışken; üniversitelerde zor şartlarda okumaya çalışan bazı genç kızlarımız inançları gereği başörtüsü takmışlardır. İşte kızılca kıyamet o zaman kopmuştur. Başörtüsü ile derse giren genç kızlarımız yaka-paça dersten atılmakla kalmamış, bazılarının eğitim hayatına da son verilmiştir. Böylece istikbal vadeden gençlerimizin istikballeri karartılmış; ülkemizde var olduğu iddia edilen demokrasi de ağır bir yara almıştır.

 

Ben; araştıran, okuyan ve inceleyen bir vatandaş olarak, bir kısım siyasi partileri samimi bulmuyorum. Sebeplerden birincisi; AKP İktidarı ile MHP, türban ile ilgili bir düzenleme yaparak bu kanayan yarayı kapatmak istemiştir. Sorunu tam çözecekleri vakit, CHP, türban kanununu mahkemeye taşıyarak iptal ettirdi. Aynı CHP, şimdi de AKP’ye meydan okuyarak; AKP’yi türban meselesini çözmeye davet etti. Başbakan Recep Tayip Erdoğan, bu çağrıya anında cevap verdi. İki lider türban ile ilgili bir toplantı düzenledi. Sonuç yine hüsran! CHP bunu yaparken; iktidar partisi sekiz yıl boyunca ne yaptı? Sekiz yıllık iktidarları döneminde sürekli muhalefeti ve Anayasa Mahkemesini suçladı. AKP iktidarı; şayet türban konusunda samimi olsaydı, 12 Eylül 2010 referandumuna türbanın serbest bırakılması yönünde anayasaya bir madde ekleyebilirdi; ama gerekli görmedi!

 

İktidar partisinin konuyla ilgili bir girişim daha oldu. Türban sorununu çözmek için geniş tabanlı bir katılımdan bahsetti. Hatta bu katılıma Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da dâhil etmenin uygun olacağını belirtti. Türban ile ilgili bu gelişmelere bir yenisi daha eklendi. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, üniversitelere gönderdiği genelgede, isteyen öğrencilerin başörtüsü ile derslere girebileceklerini belirtti.

 

Devleti yönetenlere şunu sormak istiyorum: Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 yılında, 429 sayılı kanunla Kemal Atatürk döneminde Diyanet İşleri Reisliği adı altında kurulmuştur. Bu teşkilatı yeni mi fark ediyorsunuz? Sekiz yıl boyunca bu neden aklınıza gelmedi? Akla geç gelen bu çözümü uygun görüyorum. Çünkü konu tamamen dini bir konudur. Dini konularda fetva makamı tabi ki Diyanet İşleri Başkanlığı olacaktır. Tabi ki din adamlarımızın görüşleri dikkate alınacaktır. Dini konularda din adamları kadar bilgisi olmayan siyasilerin bu konularda bilgi beyan etmeleri kadar saçma bir şey düşünemiyorum. Çünkü işi ehil olanlara teslim etmenin en doğru yol olduğunu düşünüyorum.

 

Günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı; Haç ve Umre dönemlerinde ve dini bayramlarımızda vatandaşlarımıza sadece dini bilgiler veren basit bir kurum haline dönüştürülmüştür. Siyasilerimiz, din adamları kadar bilgili olmadıklarını unutmuş görünerek; türban gibi dini bir meseleyi siyasi mantıkla çözebileceklerini düşünmüşler; fakat işin içinden çıkamadıkları yetmezmiş gibi bu meseleyi maalesef siyasi bir rant haline dönüştürmüşlerdir.

 

Türban meselesini siyasi açıdan kısaca değerlendirdikten sonra; bu meselenin dini yönünü Kuran’ın ışığında görmenin daha faydalı olacağını düşünüyorum.

 

Kadınlarımızın ve kızlarımızın kapanmaları konusunu daha iyi anlayabilmemiz için Ahzab Suresinin 59. ayetini inceleyelim:

a-) Yüce Rab (c.c) buyuruyor ki; “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle. Cilbablarını (elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri için bu daha uygundur.”

Bu ayette bahsedilen asıl kelime “cilbab”dır. Arapça’da “cilbab”; gömlek, elbise gibi insanların giyindiği giysiler için kullanılan bir kelimedir. Fakat cilbab ile vücudun belli bir yerinden belirlenen bir yere kadar örten giysi manasına gelmiyor.

b-) Yüce Rab (c.c) buyuruyor ki; Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Araf Suresi 26. ayet.

 

Bu ayetlerden anladığımız şudur: Avret yerlerini örtmenin ilk insandan beri hem erkek, hem kadın için var olduğudur. Kadınlara özel giyinme ile ilgili Kuran’da 3 ayet vardır. Bu üç ayeti incelemek, kadının kıyafetinin nasıl olması gerektiğini, İslam’ın neyi emredip, neyi emretmediğini anlamış oluruz. Bu bakımdan, Ahzap Suresinin 59. ayetini hatırlayalım. Bu ayet hakkında gelenekçi İslamcılardan bazıları, kadınların yüzü de dâhil, vücudunun tamamının örtülmesine işaret ettiğini iddia ederler. Kimisi iki gözü, kimisi de tek gözünün dışında her yerini örtülmesinin farz olduğunu iddia ederler. En ılımlı olanlar ise; yüz, eller ve ayaklar dışında tüm vücudun örtünmesinin farz olduğunu iddia ederler. Yani kadınların başlarını örtmesi, peçelere bürünmesi ve diğer anlatılan sınırlar Kuran’ın çizdiği sınırlar değil; gelenekçi İslamcıların ve yorumcuların dinimize dahil ettiği bilgilerdir. Şayet; Yüce Rab (c.c) gelenekçi İslamcıların ve din adamlarının çizdiği gibi katı sınırlar çizmiş olsaydı bunu “Cilbabla; yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün” şeklinde bir emirle bildirirdi.

 

Örtünme ile ilgili bir de Nur Suresi’ne bir bakalım.

Nur Suresi:

24/31-“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz-el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından yahut babalarından yahut kocalarının babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut erkek kardeşlerinden yahut erkek kardeşlerinin oğullarından yahut kız kardeşlerinin oğullarından yahut Müslüman kadınlardan yahut sahip oldukları kölelerden yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!”

24/60– “Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

33/33– “Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”

33/53– “Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyen söz konusu olamaz. Çünkü bu Allah katında büyük bir günahtır.”

 

Yaşadığımız gelişmelere ve Kuran’ın ayetlerine bakarak ancak şunları söyleyebilirim:

1-) Ülkemizi yöneten siyasi irade, dini konuları Diyanet İşleri Başkanlığı’na bırakmalıdır. Siyasiler, hiçbir şekilde ve hiçbir sıfatla dini konulara siyasi mantıkla çözüm üretmemelidir.

2-) Diyanet İşleri Başkanlığı, dini konular dışında hiçbir şekilde ve hiçbir sıfatla siyasi meselelere çözüm üretmemelidir.

3-) Ülkemizi yönetmek üzere halk tarafından seçilen siyasi irade, her konuda bilgili değildirler: Bir lider düşünün; ekonomiden siyasete, iç politikadan dış politikaya kadar tüm meselelere hakim olsun. Siyasi liderler; ülkeyi yönetebilmek için kadrosunu oluşturur. Kadrolarına ekonomistleri, siyaset bilimcileri, toplum bilimcileri, iç ve dış politikayı yönetebilecek eğitimli kişileri dahil ederler. Ancak; geçtiğimiz dönemlerde de gördük ki, büyük bir çıkmaza saplanan Türk Ekonomisi’ni bu bataktan çıkarmak için ABD’den ithal maliye bakanı bile getirdik! Demek oluyor ki; ülkemizi yönetmek üzere seçilen siyasi iradeler, bazen kadrolarını doğru oluşturamıyorlar. Ülkemizin yetiştirdiği pek çok ekonomist var. Bu değerli bilim adamlarımızın ülke yönetimine katkı sağlayabilmesi için ille de milletvekili olması gerekmiyor. Siyasi iradenin, devletimizi en güzel ve en verimli şekilde yönetebilmesi için ekonomi profesörlerini de danışman olarak yetkilendirmelidir. Burada amaç; ülke ekonomisinin büyümesi, ülke insanının fakirlikten ve fukaralıktan kurtulması olmalıdır.

4-) Dini ve siyasi konularda; iktidar ve muhalefet partilerinin, siyasi hırslarını bir tarafa bırakıp, el ele vererek ülkeyi en muazzam bir şekilde yönetmeyi arzulamalıdır. Bu arzu vatan, millet ve bayrak sevgisinden kaynaklanan yüce bir arzudur. Tüm siyasilerin söylediği sözleri hatırlayalım. Hepsi de vatan millet âşıklısı! Hepsi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni en uygar seviyeye çıkaracaklarını haykırıyorlar. Samimi değiller! Şayet samimi olsalardı; bir araya gelip, ülke sorunlarını bir bir masaya yatırıp, çözüm üretirlerdi. Bugüne kadar böyle bir çalışmaya şahit oldunuz mu hiç?

 

Toparlayacak olursak; gerek siyasi, gerekse dini konularda birtakım bilgiler aktarmaya özen gösterdim. Ben ne siyasetçiyim, ne de din alimi. Ben sadece anlayabildiklerimi aktardım. Konu ile ilgili doğru bilgileri ancak ehil olanlar verecektir. Bu bakımdan diyorum ki; sorunlarımız ortada, çözümlerimiz uzakta değildir.

 

Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale’de, liseyi de Ankara’da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak “Mevtadan Mektup Var! isimli birde kurgu romanım yayınlanmıştır. Roman sevenlere tavsiye ediyorum. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. Çünkü; sonuçta yazarlarda insandır, yanılabilir. Hatalarımı göstermeniz dileğimle, hepinize saygılarımı ve selamlarımı sunuyorum. E-mail: atessbeyy@mynet.com

Allah’a emanet olunuz…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir