Balistik Füze Savunma Sistemi Bir Oyun mu?

Haçlılar, kutsal saydıkları Kudüs’ü alabilmek için İslam Ordusu ile defalarca savaşmışlardır. Haçlıların karşısına kimi zaman Selahattin Eyyübi, kimi zamanda Selçuklu Sultanı Alparslan ve Kılıçaslanlar çıkmış; bu cüruf saldırıları bertaraf ederek, kutsal beldelere kâfirlerin girmesini engellemişlerdir. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen Haçlı zihniyetinde bir sapma olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Geçmişte meydana gelen haçlı savaşları şekil değiştirerek günümüzde yeniden sahnelenmek isteniyor…

 

Haçlılar, kutsal saydıkları Kudüs’ü alabilmek için İslam Ordusu ile defalarca savaşmışlardır. Haçlıların karşısına kimi zaman Selahattin Eyyübi, kimi zamanda Selçuklu Sultanı Alparslan ve Kılıçaslanlar çıkmış; bu cüruf saldırıları bertaraf ederek, kutsal beldelere kâfirlerin girmesini engellemişlerdir. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen Haçlı zihniyetinde bir sapma olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

İşte örnekleri:

ABD, Ortadoğu topraklarını kontrol altında tutabilmek için bu bölgede kendi amaçlarına hizmet edebilecek bir uydu devleti kurulmasının şart olduğunu gördü. Bu sebeple; BM Genel Kurulu’nun 1947 yılında Filistin topraklarının Araplar ve Yahudiler arasında bölünerek Kudüs’e Uluslararası statü tanımasını onayladı. Alınan bu kararın ardından da 14 Mayıs 1948 yılında Bağımsız İsrail Devleti’nin kurulduğu dünya kamuoyuna açıklandı. 61 yıl içerisinde dengelerin İsrail lehine nasıl geliştiğini görmek için 1947 yılı ile günümüz haritalarına bakmamız yeterli olacaktır.

 

ABD, dindaş devletler topluluğunu arkasına alarak, dünyanın tek lideri ve tek otoritesi olma yolunda dev adımlarla ilerlemektedir. Bu gelişmeleri iyi anlayabilmek için eski ABD Başkanı Bush’un görevi sırasında yaptığı konuşmaları hatırlamamız gerekmektedir. Bush, içinde bulunduğumuz asrın haçlı seferleri asrı olacağını üstüne basa basa belirtmemiş miydi?

 

Haçlılar, hedef seçtikleri İslam beldeleri üzerine sahte ve insanlık dışı senaryolar geliştirerek saldırıları için bir sebep, bir bahane yaratmaktadırlar. İşte Afganistan örneği. İşte Filistin örneği. İşte İran ile Irak’ın sekiz yıl süren savaşları. İşte İran’ın hangi sebeplerle hedef seçildiği. Hepside dünkü tazeliği ile hafızalarımızda canlanmaktadır.

 

20 Kasım 2010 yılında Lizbon’da füze sistemlerinin konuşlandırılması ile ilgili Avrupalı Ülkeler arasında üst düzey toplantılar yapıldı. Toplantıya Türkiye’yi temsilen Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül katılmıştı. Toplantı sonrası bazı gazeteler, füzelerin komutasının Türkiye’de olacağını, konu ile ilgili Türkiye’nin ileri sürdüğü şartların da Lizbon’da kabul edildiği belirtilmişti. Ayrıca İran’ın da Türkiye’nin girişimleri sonucunda hedef ülke olarak yazılı kayıtlardan çıkartıldığı da kamuoyuna aktarmıştı. Başbakan Tayyip Erdoğan ise yaptığı açıklamalarda, füze savunma sistemlerinin NATO tarafından komuta edilmesinin uygun olacağını belirtmişti. İşte bu çelişkili haberler kafaların karışmasına sebep olmuştur. Siyasetçiler ve siyaset uzmanları, gelişen bu vahim tablo karşısında İran’ın yazılı olarak hedef gösterilmemesinin hiçbir öneminin olmadığını; ayrıca komutanın Türkiye’nin elinde olmamasının da ayrı bir endişe kaynağı olduğuna dikkat çekmişlerdir.

 

Bir anda ortaya çıkan bu proje hangi ülkeye yönelik olacaktır? Rusya’ya karşı mı? Yoksa çok zayıf olan Lübnan’a, Suriye’ye, Libya’ya, Ürdün Krallığı’na ve Suudi Arabistan’a karşı mı? Yoksa güçlü görünen Mısır’a karşı mı? Mısır’a olması mümkün değil; çünkü Mısır, yıllar boyu ABD tarafından idare edilen bir ülke konumundadır. Rusya’ya karşı bu sistemin geliştirildiğini düşündüğümüzde; olası bir savaşın çok feci sonuçlar doğuracağı muhakkaktır. ABD, şimdilerde böyle büyük bir tehlikeyi göze alamayacaktır. Hatırlanacağı üzere ABD, Polonya’ya ve Çekoslovakya’ya ABD füze sistemi kurmak istemiş; Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD’nin bu teklifini şiddetle ret etmişti.

 

Geldiğimiz son nokta itibariyle önümüze çok net bir tablo çıkmaktadır. İslam adına öne çıkan bir İran İslam Devleti, birde Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır. Her iki ülkede İslam ülkeleri tarafından güçlü devletler olarak kabul edilir. Olaya bu noktadan baktığımızda her iki ülkenin de hedef seçildiği çok açık ortaya çıkmaktadır. ABD’nin, İran’a direkt saldırması zor görünmektedir. Öyle ise ABD ne yapmaya çalışmaktadır? ABD’nin amacı; halkı Müslümanlardan oluşan bu iki güçlü devleti birbiriyle savaştırmaktır. Yani iki büyük testiden birinin kırılmasını sağlamak. Olası bir savaşta; ABD’nin menfaatleri icabı Türkiye’yi destekleyeceği muhakkaktır.

 

ABD, NATO üyesi olması sebebiyle Türkiye’yi hedef seçemez, ancak bu tür projelerle ülkemize çok ciddi zararlar verebilir. Bu zararlar; İslam Dünyası ile Türkiye’nin karşı karşıya getirilmesi ve kendi coğrafyamızda yalnızlığa terk edilmemiz şeklinde ortaya çıkabilir.

 

ABD, BOP Projesi ile Yemen sınırından Çin sınırına kadar pek çok ülkenin sınırlarını teorik olarak yeniden belirlemiş durumdadır. Füze sistemlerinin şu sıralarda gündeme gelmesi, BOP’un uygulanmaya başlayacağının işaretidir. Unutmamalıyız ki bu projeler ülkemizde kapsamaktadır.

 

Kısaca toparlayacak olursak; BOP ve Füze Savunma Sistemi İsrail’i daha da güçlendirecektir. Şartlar olgunlaşınca da Türkiye üzerinden İran’ın füzelerle vurulması sağlanacaktır. Böylece ABD, yıllarca uygulamak istediği BOP’u füzeleri sayesinde hayata geçirmiş olacaktır.

 

Ülkemizi yöneten siyasi iradenin bu tür tuzaklara karşı yeni stratejiler üreterek, hem ülkemizin ve hem de Ortadoğu’nun kan gölüne dönmesine müsaade etmeyeceğini temenni ediyorum.

 

Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale’de, liseyi de Ankara’da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak “Mevtadan Mektup Var! isimli birde kurgu romanım yayınlanmıştır. Roman sevenlere tavsiye ediyorum. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. Çünkü; sonuçta yazarlarda insandır, yanılabilir. Hatalarımı göstermeniz dileğimle, hepinize saygılarımı ve selamlarımı sunuyorum. E-mail: atessbeyy@mynet.com

Allah’a emanet olunuz…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir