Atatürk’ün Misyonerlerle Mücadelesi

Günümüzde misyonerlik faaliyetlerinin artarak devam ettiğini hayretle ve dehşetle görüyoruz. Atatürk kendi döneminde bu zararlı teşkilatlarla amansız bir mücadeleye girmiş, Türk eğitimini ve gençlerimizi misyonerlerin tuzağından kurtarmıştı. Günümüz siyasetçileri ise yabancılaşma hareketlerinin ağır sonuçlarını hesap edemiyorlar…

 

Türkiye’de Toprak Satışları

Günümüzde misyonerlik faaliyetlerinin artarak devam ettiğini hayret ve dehşetle görüyoruz. Nasıl ki geçmişte yabancılar ülkemizden toprak almışlar ise, bugünde aynı şekilde toprak almaya devam ediyorlar. Bu konuda yeni düzenlemeler hız kesmeden devam ediyor.

 

Merzifon’da, Amerikalı pek çok misyoner, arazi ve tarlalar satın almışlardı. Amaç, Merzifon’u Pontus faaliyetlerinin merkezi haline getirmekti. Amaca ulaşabilmek için 1884 tarihinde Merzifon’un kuzey bölgelerinde para ile alınan Türk topraklarında ev, okul, hastane, aşevleri, kütüphaneler, öksüzler ve dilsizler okulu açılmıştı. İlginçtir, o zamanlar kolejlerde Fransızca, İngilizce, Rumca ve Ermenice konuşulurken; Türkçe, Farsça ve Arapça pek ilgi görmüyordu.

 

Kemal Atatürk, bir yandan “Milli Mücadele”yi örgütlüyor, bir yandan da ülkemizi her yerden kuşatan misyonerleri adım adım takip ediyordu. Atatürk şunu da çok net görüyordu: Misyoner okulları, “Kurtuluş Mücadelesi”ne darbe vurmak için açılmış okullardı. Şöyle ki; Merzifon’da bulunan “Amerikan Kolejleri”ne Amerikan silahları getirilmiş, Rum gençleri eğitilip örgütlenmiş ve ayrılıkçı kulüpler faaliyete geçmişti. Büyük deha Kemal Atatürk, gelişen bu vahim tablo karşısında Meclisten çıkarttığı bir kararla derhal soruşturma başlatmıştır. Soruşturma; bu fitne odaklarının kapatılmasıyla sonuçlanmıştır. Kemal Atatürk’ün şahsında şunu da çok net görüyoruz. Atatürk, gerek misyonerliğe ve gerekse mason localarına karşı şiddetle karşı çıkmış ve bu şer odaklarını kapatmıştır. Misal: Ülkemizin işgal edildiği o ağır dönemlerde Amerikalı bir heyet, Atatürk’e gelerek Türk topraklarında yetimhane, çiftlik ve okullar açmak için müsaade istemişti. İşte Kemal Atatürk’ün 3 Ocak 1921 yılında verdiği o meşhur ret cevabı: ‘’Amerikalılar tarafından numune çiftliği vesaire benzeri müesseseler husule getirilip buralarda kendi tebaamızdan olan binlerce çocuğun Türk hükümeti ve milletine karşı dostane olmayan ve sadıkane olmayan hissiyatla donanmış olarak yetişmelerine müsaade edemeyiz.”

Aynı tarihlerde Kemal Atatürk, ABD Deniz Kuvvetleri istihbaratçısı olan Teğmen Robert S.Dunn ile yaptığı görüşmelerde de Amerikalı misyonerlerin yıkıcı faaliyetler içinde bulunduğuna işaret ediyordu. Amerikalı Dunn’un Washington’a gönderdiği rapora göre, görüşme 1 Temmuz 1921 yılında yapılmıştı.

 

Teğmenin Atatürk’e sorduğu sorular şöyledir:

Teğmen Dunn: ‘’Yakındoğu Yardım Şirketleri ve Amerikan Tütün Şirketlerinin Rum ve Ermeni memurlarının şimdilerde Karadeniz sahillerinden sınır dışı edilmesinde teferruat ve prensipte hangi makam karar veriyor? Sürgün emirlerinin hakkı ile tatbikinden kim mesul tutulmuştur? Siyasi sebeplerle sürülme emri alanlar aleyhinde hangi müessese delil sahibidir? Yakındoğu Yardım Şirketleri ve Amerikan Tütün Şirketlerinin, Rum ve Ermeni memurlarının, şimdilerde Karadeniz sahillerinden sınırdışı edilmesinde teferruat ve prensipte hangi makam karar veriyor? Sürgün emirlerinin hakkı ile tatbikinden kim mesul tutulmuştur? Siyasi sebeplerle sürülme emri alanlar aleyhinde hangi müessese delil sahibidir?

 

Atatürk:‘’Karadeniz sahilindeki Rumlar, bilhassa Samsun’dakiler, Pontus devleti adını vermek istedikleri bir Rum hükümeti kurmaya çalışıyorlar. Bu gizli teşkilat Atina’dan yönetiliyor. Bu gizli teşkilat Türkiye’nin mahvına yol açmaya ve İzmir bölgesini işgal etmiş olan Yunan ordusuna yardım etmeye çalışıyor. İnebolu’yu bombardıman etmek suretiyle Yunan hükümeti bu hain insanlara yardım ediyor ve onları cesaretlendiriyor. Yunan hükümeti zaman zaman Samsun’a asker çıkarıyor ve Rumların kendileri ile işbirliği yapmaları için propaganda yapıyor. Hükümet, Rumların bu faaliyetini ve Türkleri öldürmek ve Türk köylerini yakmak gibi yaptıkları mezalimi ispatlayacak kâfi belgeye sahiptir. Bu belgelerin bazıları hâlâ mahkeme önündedir. Komisyon tarafından silahlandırılan Rumlar, Yunan Kızıl Haçı adı altında kendilerini gizleyerek, bugüne kadar Türklere karşı, dağlarda vahşiyane suçlar işlemektedirler. Pontus Komitesi, hainane emellerini güven altına alma çalışmalarında kuvvet kazanmak için Rusya’dan ve Kafkasya’dan binlerce Rum getirmeye gayret etmektedir. Osmanlı tebaası Rumlar, kendi oğullarını Yunan ordusuna gönderdiler. İzmir cephesinde karşılaştıklarımız bunlardır. Aldığımız esirler arasında bu tür kişiler var. Türkiye Büyük Millet Meclisi, mevcudiyetini korumak için gerekli bütün tedbirleri tereddütsüz almaktadır. Zararlı siyaset izledikleri tespit edilen Ermeniler cezalandırılmaktadır. Aynısını yapan Türkler de tamamen aynı şekilde cezalandırılmaktadır. Bu bağımsızlık endişesi ile yanlış bir yola sapan Müslümanlara karşı en sert tedbirler alınmaktadır. Fakat Yunanlıların vahşet ve mezalimi uzun süredir devam etmektedir ve hiç kimse zavallı Müslümanları kurtarmayı düşünmemektedir. Rumlar, Müslümanlara karşı bu suçları Avrupalıların ve Amerikalıların gözleri önünde işlemektedir.’’

 

Teğmen Dunn: ‘’Hükümet, Anadolu’daki Amerikan yardım ve hayır müesseselerini kabul ettikten, onlardan vergi aldıktan ve Ankara’da bir temsilci bulundurmalarına müsaade ettikten sonra, mevcut basının bu müesseselere ve onlarla alakalı Amerikalılara karşı propagandasına neden müsaade etmektedir?’’

 

Atatürk: ‘’Yasalarımızla uyum halinde bulunması kaydı ile biz ACRNE’nin insani ve yardım amaçlı faaliyetlerini memnuniyetle karşılamaktayız. Fakat esefle söylemeliyim ki, Merzifon ve Kayseri’deki gibi bu müesseselerden bazılarının bu hainane amaçlara vasıta oldukları araştırmalarla ispatlanmıştır. Basın tarafından yapılan şikâyetler, bu gerçeklerin yayımlanmasından fazla bir şey değildir. Unutulmamalıdır ki, bizdeki basın her yerde olduğu gibi serbesttir.’’

Teğmen Dunn: ‘’Ankara Hükümeti kapitülasyonların kaldırılmasını istemeyen ABD ile diplomatik bir münasebet kurulmasına müsaade edecek midir?’’

Atatürk: ‘’TBMM Hükümeti, Amerika ile münasebete memnuniyetle girmek ister. Ancak milli hükümet, Amerikan Hükümeti’nin Türkiye’yi tam bağımsızlığından mahrum bırakan kapitülasyonların devamı için ısrar etmeyeceğini ümit eder. Kapitülasyonların kaldırılmasını zorunlu kılan tam bağımsızlık, Büyük Millet Meclisi’nin hâkim olan prensibidir…”

Türk Eğitim Sistemi

Azınlıklar ve yabancı okullar, Kurtuluş Savaşı’ndan sonrada en çok tartışılan sorunların başında geliyordu. Kemal Atatürk, bu sıkıntıları aşabilmek için 3 Mart 1924 tarihinde Meclisten geçirdiği eğitim kanununu (Tevhidi Tedrisat) yürürlüğe koydu. Bu kanuna göre; öğretim kurumlarını Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Büyük dahi Kemal Atatürk, eğitimde yaptığı bu reformla eğitimi tamamen millileştirerek misyonerlerin elinden kurtarmıştır. Bilindiği üzere ülkemizde tezgâhlanan gerek gericilik, gerekse misyonerlik Batı’dan yönetiliyordu. Bu yasa ile özel vakıflar tarafından yönetilen tüm medrese ve okullar Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Eğitim kurumlarımız, misyoner ve yobazların elinden kurtarıldıktan sonra ulusumuzun duygu ve düşünce birliği sağlanarak bilimsel ve pozitif bir eğitim politikası izleneceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. Türk Eğitim Sisteminde atılan bu cesur adımların hemen ardından İstanbul’da 40 civarında Fransız Okulu ile 4 İtalyan Okulu derhal kapatılmıştır.

 

Kemal Atatürk, gençlerini batılılaşma tehlikesinden korumaya çalıştıkça bir takım yobaz çevreler, Kemal Atatürk’ün devrimleri sonucunda misyoner faaliyetlerinin arttığını ileri sürmüşlerdir. Bu kara propagandadır ve gerçeklerle alakası yoktur. İşin aslını incelediğimizde şu şaşırtıcı sonuca ulaşıyoruz. 1928 yılında, Bursa’daki Amerikan Kız Koleji’nde Madalet, Nemika ve Semiha isminde üç kızın Hıristiyan olduğu tespit edilmiş; olay üzerine bir araştırma yapılmıştır. Yapılan araştırmaya göre; okul Müdiresi Jeannie Jilson, öğretmen Edith Sanderson ve Lucille Day’ın çabaları sonucunda üç kız öğrencinin yabancılaştırıldığı ortaya çıkmıştır. Olayla ilgili soruşturma başlatılmış; hem müdüre ve hem de öğretmenler para ve hapis cezasına çarptırılmışlardır. Bu misyonerler, dava açıldıktan hemen sonra yani, 5 Mart 1929 yılında Türkiye’yi terk ettikleri için hapis yatmaktan kurtulmuşlardır. Bu olay üzerine Bakanlık; Amerikan Misyon Komiserleri Heyeti’nin kontrolünde bulunan bu okulu kapatmıştır. Bu okulda kayıtlı olup eğitim gören 144 kız öğrencimiz bulunuyordu.

 

Kemal Atatürk’ün misyonerlere karşı yürüttüğü bu mücadele sonucunda Genelkurmay da ABD Büyükelçiliği’nin golf sahasına el atmıştır. Grew anılarında: ‘’talihsizler nadiren tek başlarına gelirler. Bugün kötü bir gündü. Sabah gazeteleri, Maarif Vekâletinin Bursa’daki Amerikan Okulu’nu kapatmaya niyetlendiği ve dini propagandadan sorumlu olanların mahkemeye verileceği haberini resmi bir bildiri halinde geçiyorlardı. Bu hadise, tüm misyon okullarının neticede kapanışına doğru bir adım daha atıldığı anlamına geliyordu. Bundan sonraki önemli husus, bu kolejlere sıçramasını önlemekti. Bu hadiselerden sonra Belin ile golf oynarken bir Türk süvari zabiti gelerek hükümetin golf sahasının yarısına el koyarak eğitim çalışmaları için süvarilere verdiğini ve bundan böyle bu kısımda golf oynayamayacağımızı bildirdi’’.

 

Amerikancı Eğitime Geçiş

Türkiye, Kemal Atatürk’ün vefatından hemen sonra; İngiltere’nin, ardından her alanda ABD’nin hâkimiyetine girmiştir. Türkiye, ABD ile 27 Aralık 1949 yılında bir eğitim anlaşması imzalamış; anlaşma gereğince Türkiye’de bir Amerikan Eğitim Komisyonu kurulmasına karar verilmiştir. Anlaşma metnine göre Türk Hükümeti, eğitimi denetleme hakkına sahip olmayacak, Amerika istediği sayıda öğretmen, uzman ve araştırmacısını okullarımıza, bakanlıklarımıza kayıtsız şartsız yerleştirebilecekti. Amerikan Eğitim Komisyonu, Türk Eğitim Sistemi üzerinde çalışırken, hiçbir Türk eğitimci bu komisyona çağrılmadı. Yani; Türk Eğitim sistemi, işte o tarihten itibaren Amerikancı bir zihniyetle şekillendirildi, yoğruldu ve gençlerimizin beyinlerine zerk edildi. Bu kültür emperyalizmine bugüne kadar ‘’Dur!’’ diyecek bir babayiğit çıkmadı, maalesef. Ne acıdır ki; Atamızın emperyalistlere karşı verdiği onca mücadele bir anda yerle bir edildi.

Son sözler olarak şunları belirtmekte fayda görüyorum: Günümüz siyasetçileri, yaptıklarının doğru olduğunu millete yutturmaya çalışıyorlar. Şayet günümüz şartlarında siyasilerimizin uygulamaları doğru ise o zaman Atatürk yanlış yapmıştır! Yok, öyle değil ise o zaman kendileri yanlış politika uyguluyorlar. Dünkü hedefler Türkleri asimile etmeye yönelik ise; bugünkü hedeflerde dünkünün aynısıdır. Batılıların amacı; tarihin her döneminde hep aynı olmuştur. Artık bunları görmenin zamanıdır. Şayet dünya siyaseti için bir rehbere ihtiyacımız var ise bu rehber Batılılar değil, Kemal Atatürk olmalı.

 

1939 yılından günümüze kadar geçen süre içinde gördük ki; ülkemiz, beyinlerine ‘Amerikan Prangası’ vurulmuş siyasetçiler tarafından yönetilmiştir. Ancak umutsuzluğa düşmeye gerek yok; çünkü bu yüce milletin bağrından daha nice Kemaller çıkacaktır.

 

Oğuz Han, Alper Tunga, Çelebi Mehmet ve Timur, nasıl ki dünyada Türk birliğini ve dirliğini sağlamak için bu yüce davaya baş koyup, bunu başarmışlarsa, Büyük Önderimiz Kemal Atatürk’te aynı kutlu dava uğrunda mücadele etmiş ve ataları gibi Muaffak olmuştur. Ne yazık ki sağlanan bu dirlik ve birlik, kendilerinden sonra tekrar bozulmuştur. Şayet tarihten ders alınabilseydi asla tarih tekerrürden ibaret olmayacaktı…

 

Büyük Önderimiz, seni rahmetle ve minnetle anıyoruz. Ruhun şad, mekânın cennet olsun.

 

Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale’de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale’de, liseyi de Ankara’da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak “Mevtadan Mektup Var! isimli birde kurgu romanım yayınlanmıştır. Roman sevenlere tavsiye ediyorum. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. Çünkü; sonuçta yazarlarda insandır, yanılabilir. Hatalarımı göstermeniz dileğimle, hepinize saygılarımı ve selamlarımı sunuyorum. E-mail: atessbeyy@mynet.com

Allah’a emanet olunuz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir