obilir > Konular > Toplum > Toplumsal Sorunlar > Adalet! Ceylan Gözlerin ile Yüreğimizi Yaksan Ne Güzel Olurdu

Adalet! Ceylan Gözlerin ile Yüreğimizi Yaksan Ne Güzel Olurdu

Keşke Adalet’in resmini cebimizde taşıyabilseydik… Keşke endamını tablo yapıp evimize asabilseydik… Keşke arabaya binince sağımızdaki koltukta hep Adalet olsaydı… Keşke bilgisayarımızı açınca masaüstünde Adalet olsa ve ceylan gözleri ile yüreğimizi yaksaydı… Keşke Adalet ile göz göze, diz dize yakalanabilseydik…

 

Adalet’i göreniniz oldu mu son zamanlarda, hatta son yüzyıllarda? Uzun zamandır gözlerden ırak biçimde, o kadar gizli-kapaklı yaşıyor ki, kimseyle görmenin ve görüntülemenin imkânı olmuyor. O’nu ne kadar da özlüyoruz.

 

Keşke Adalet’in resmini cebimizde taşıyabilseydik… Keşke endamını tablo yapıp evimize asabilseydik… Keşke arabaya binince sağımızdaki koltukta hep Adalet olsaydı… Keşke bilgisayarımızı açınca masaüstünde Adalet olsa ve ceylan gözleri ile yüreğimizi yaksaydı… Keşke Adalet ile göz göze, diz dize yakalanabilseydik…

 

Üzülmek yerine, ne kadar da sevinirdik. Ama görünen o ki, biz Adalet’i hastane köşelerinde unutulmaya terk ettik, huzurevlerinde ziyaretçi bekleyen yaşlı konumuna getirdik, belki de sahte bir gözyaşı ile toprağa emanet ettik…

 

Biricik Adalet’in bir tek düşmanı vardı bu dünyada, gizli kalmasın, fâş edeyim onu sizlere: Tarihteki ilk ırkçı, kötülük başı Şeytan. Şeytan, kendine verilmiş olan nitelikleri kendinden biliyor ve üstünlük işareti olarak görüyordu. Emanetçi olduğunu unutuyor, Hakk’a tabi olmuyor ve grupçuluk illetiyle hareket ediyordu. Ateşten olanları, topraktan olanlardan üstün görüyor, ateşten bir gömlek giyiyordu.

 

Modern zamanlar, grupçuluk illetinin en sistematik tezahürüne sahne oldu: Etnik köken, meslek grubu, inanışlar, siyasi görüşler, hemşerilik bağları, takım taraftarlığı, maddi çıkar ortaklığı, bireysel samimiyetler vb. ortak platformlar etrafında kurulan yakınlıklar, olması gereken amaçtan saparak, o platformun dışındakilere üstün gelme mücadelesinin aracı olmaya başladı. Öyle ki, birden fazla aidiyete sahip olanlar, bir yere aidiyet hissedenlerden daha avantajlı duruma geldi. “Liyakat” rafa kaldırıldı, “networking” kabiliyeti, en geçer akçe haline geldi.

 

Bireylerin gruplara dahil olmamasını istemek, insan doğasına aykırı olur. İnsan kültürel, mesleksel, inançsal, siyasal, hatta zevksel yönden başka bireylerle ortak şeyler hissedebilir, bunları yaşayabilir. Ancak gruplu olmak ile grupçu olmak arasında, Adalet’i grubuna almak ya da almamak arasındaki fark kadar bir fark vardır.

 

Grupçuluk illeti, şeytanî bir haldir. X futbol takımına yönelik açıdan davada, davaya bakan hakimin X futbol takımına fanatik biçimde bağlı olduğunu düşünelim. Nasıl bir sonuç bekleyebiliriz? Bir meslek mensubunun (örneğin bir doktorun) hatasına yönelik yapılan itirazı, aynı meslekten “mesleki dayanışma bilincine sahip” başka birinin değerlendirdiğini gözümüzün önüne getirelim. Netice, baştan belli değil midir?

 

“Network” bağları o kadar ilginç durumlar ortaya çıkarabiliyor ki, siyasi yönden birbirine düşmanlık derecesinde karşıt olması gereken iki kişinin, büyük bir samimiyet içinde olabildiğini, burada, bir başka bağın (örneğin hemşehrilik) öne çıkarak, aradaki karşıtlığı nötrleyebildiğini müşahede edebiliyoruz.

 

Bir Yahudi, bir Müslüman’la olan anlaşmazlığında Peygamberimizin hükmüne razı olmakta tereddüt etmediyse, bunun temelinde Efendimizin adaletinden şüphe etmemesi yatıyordu. Biz ise, grupçuluk illetini, zihnimizde ürettiğimiz şablonlarla meşrulaştırmakta bir beis görmüyoruz. Emanete riayet eden, hakka tabi olan ve Adalet’e râm olmuş bireyler olmamız dileği ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir