Home > Konular > Kültür ve Sanat > Müzik > Zamansız Ölümleri Yürekleri Dağlayan Müzisyenler

Zamansız Ölümleri Yürekleri Dağlayan Müzisyenler

Bu yazımda erken ölen müzisyenleri ele alacağım. Gerçek sanatçılar kolay yetişmiyor. Onların daha uzun yaşayıp daha çok üretmelerini dilerdim. Bu yazımı onların aziz ruhlarına ithaf ediyorum…

 

Erken ölümler her zaman üzmüştür beni. Ancak, her erken ölenin arkasından ağladığım söylenemez. Bu hususta benim için önemli olan; dünyaya bir eser bırakabilmiş, yaşadığı hayata anlam katabilmiş, ömrünü basit şeylerle geçirmemiş, idealist, sıradanlığı aşıp kendisine hayran kitleler yaratan, hayran olan değil hayran olunan, hayata iz bırakan ve ölümünden sonra bile hakkıyla anılacak olmasıdır kişinin. Burada kıstas olarak sıraladığım özelliklere sahip gençlerin erken yaşta ölmesidir beni daha bir derinden yaralayan. Hayatına, dünyaya, çevresine daha nice eserler bırakabilecekken, parçası olduğu dünyayı daha nice güzelliklere ulaştırabilecekken vaktizamanı gelmeden bu fani dünyadan göçüp gidenlerdir içimi asıl acıtan. Çünkü bu değerler kolay kolay doğmuyor, oluşmuyor, büyümüyor. Dünyaya farklılık katan ve dünyada “tek” olan bu değerler göçüp gitti mi bir daha onun yerini kimse dolduramıyor. Çünkü bu değerler benzersiz oldukları için birbirine benzeyen insan kalabalıkları içinden bir tek kişi bile çıkamıyor onların tahtına oturabilecek. Gökyüzünde bir yıldız kaydığı zaman o yıldız tekrar yerine gelemiyor.

 

Bu yazımda yukarıda özelliklerini saydığım bazı değerlerden bahsedeceğim. Bunları erken ölen müzisyenler ve erken ölen yazarlar olmak üzere ikiye ayırıyorum. Tabii ki bu ayrımı genişletebilmemiz mümkün. Ben bu yazı dizisini daha çok sanatçılar kapsamında ele aldığım için müzisyen ve yazar olarak kısıtlandırdım. Buna erken ölen aktrisler, erken ölen aktörler, erken ölen gazeteciler, erken ölen devlet adamlarını da ekleyebiliriz elbette. Bu başlıklar öyle birkaç isimle geçiştirilebilecek başlıklar da olmaz. Koyduğumuz bu başlıkların altına onlarca isim sığdırıp bir kitap kalınlığına ulaşabiliriz de.

 

Ben bu insanlar için ayrı ayrı başlıklar açacağım. İlk önce erkenden Hakk’ın rahmetine kavuşan müzisyenleri ele alacağım. Şimdilik aklıma gelen isimler şunlar: Yavuz Çetin, Cem Karaca, Barış Akarsu,Kurt Cobain, Kazım Koyuncu. Bir sonraki yazıda ise erken vefat eden edebiyatçıları konu edeceğim. Benim aklımda öncelikle şu üç isim var: Kafka, Sabahattin Ali, Orhan Veli.

 

Yavuz Çetin

Çok değerli bir müzisyendir Yavuz Çetin. Kendisinin yaklaşık 15 yıl önce bir televizyon kanalında yayımlanan kliplerini ilk gördüğümde müziğine hayran kalmıştım. Zaten elektrogitarın tınısını ilk duyduğum andan beri büyülenmiş bir şekilde dinliyorken o vakit o kulakların pasını gideren gitar rifleri ve sololarını duyunca kulağımı ele geçirmesine izin verdim. “Yaşamak İstemem” ve “Cherokee” adlı başyapıt niteliğindeki şarkıları dinleyince kasedini almaya karar verdim bu değerli müzisyenin. Çünkü sadece bu iki şarkı için dahi o kaset alınmaya değerdi. Aldıktan sonra eve gelip kasedi müzik setine taktığımda şarkıların hepsinin birbirinden güzel olduğunu gördüm. Albümün kartonetine baktım, müzisyenle ilgili hiçbir bilgi yoktu. Daha sonra hayatını merak edip araştırdım. 1970’te doğan sanatçı meğer 2001 yılında hayata gözlerini kapamış. Böyle bir sanatçının öldüğünü öğrenmek beni feci sarsmıştı ve hâlâ da sarsmaktadır. Bu sözüyle, müziğiyle, düzenlemeleriyle tamamen kendisine ait olan fevkalade “Satılık” albümünden daha başka ve belki de onu aşabilecek nice albümler üretmek için daha çok uzun ömrü varken 15 Ağustos 2001’de Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak intihar etmesi çok acı bir olay olarak hafızalara kazınmıştır. Böyle bir sanatçının ölümü tüm rockçıları yasa boğmuştur. Yavuz Çetin’ler kolay yetişmiyor bu ülkede. Bir Yavuz Çetin gidip bin Yavuz Çetin gelmiyor. Keşke biraz da bizi düşünseydin Yavuz abim; bizi, yani sevenlerini. Çünkü bir kez adını duyurdun mu dünyaya, sevdirdin mi kendini seni sevenleri düşünerek davranmaya başlarsın. Kimileri seni örnek alacağı için daha bir çeki düzen verirsin kendine. Artık, bir sorumluluk almışsındır, omuzlarına büyük bir yük binmiştir. Sevenlerini düşünerek nefes alıp verirsin, atacağın adımları bin kere düşünürsün. Oysaki sadece kendini düşünmüşsün sen kuzum. Ama belki de biz yanılıyoruzdur, çünkü intiharından önce sana “yoğun depresyon teşhisi” konulmuş. İyileştiğin gerekçesiyle taburcu edilmişsin daha sonra. Peki, bir daha mı nüksetti hastalığın? Kariyerinin zirvesindeyken, benzersiz bir albümle hayranlarının karşısına çıkacakken bu “istem dışı” ölüm niye seni bizden aldı? “Yaşamak istemem artık aranızda” derken bilinçli bir intiharın mı yaklaşmakta olduğunu ima ediyordun bizlere? Yoksa elinde olmayan bir intiharın mı gelivermekte olduğunu görüyordun? İçine mi doğdu öleceğin? Yoksa yazdığın gibi yaşamak mı istedin? Yalnızca şarkı sözü olarak kalsaydı “yaşamak istemem”, ne olurdu sanki! Neyse, her ne olursa olsun zamansız gelen bu ölüm yakışmadı sana. Geriye gözü yaşlı insanlar, birbirinden değerli iki albüm bıraktın. Ne diyelim, ışıklar içinde uyu.

 

Kurt Cobain

Nirvana grubunun unutulmaz solisti. Blue Jean dergisinin verdiği, demo olarak hazırlanmış Nirvana CD’si ile tanıdım onu. Daha sonra ilk kez gittiğim İstanbul’da kablolu yayın sayesinde onun kulaklardan hiç gitmeyen “Smells Like Teen Spirit” klibini izleme fırsatı yakaladım. (Şunu da not düşeyim: O sıralar, yine bundan yaklaşık 15 yıl önce, bir rock rüzgârı esiyordu. RHCP’nin “Otherside” ve asi güzelPink’in “Don’t Let Me Get Me” şarkılarını o derece beğenmiştim ki dinlemekten hiçbir zaman sıkılmadım. Kablolu yayınlı o evi unutmak mümkün mü?) Nirvana’nın bu şarkısı kulağımı hemen sardı. Metal müziğe yakın olmakla beraber kulağı tırmalamayan bir tınısı vardı şarkının. Ve Kurt Cobain’in o eşsiz sesi ayrı bir hava katıyordu müziğe. Diğer şarkılarını da sonradan dinledim. Ancak, hiçbir şarkısını “Smells Like Teen Spirit” kadar güzel bulamadım. Bu şarkı efsaneydi, bu şarkı vazgeçilmezdi. Onun ünlü olması için bu şarkı bile tek başına yeterdi. Gelgelelim, daha nice albümler çıkartıp hayranlarıyla kucaklaşabilecekken müzik kariyerinin zirvesinde tıpkı Yavuz Çetin gibi intihar etti. Çetin köprüden atlamıştı, Cobain ise av tüfeğiyle kafasına nişan alıp kendini parçaladı. 1967 yılında doğan Cobain ancak 27 yıl dayanabildi hayata. Ama eceliyle ölmedi. Çünkü çeşitli sağlık sorunları yetmiyormuş gibi bir de üstüne uyuşturucu kullanması giderek tükenmesine sebep oldu. Uyuşturucu tedavisi görüyordu görmesine ama, tedavide istenilen düzeye gelemiyordu bir türlü. Dünya çapında satış rakamı 50 milyonu aşan albümlerle gönüllerde taht kuran, hatırı sayılır bir hayran kitlesine ulaşan Nirvana’nın solisti, Yavuz Çetin’in sarışın versiyonu, yakışıklı rockçı arkasında gözü yaşlı milyonlarca hayranını bırakıp göçtü gitti bu fani dünyadan.

 

Barış Akarsu

2004’te ATV’de “Akademi Türkiye” adı altında bir program yayımlandı. O zamanlar şarkı yarışması programları henüz yaygınlaşmadığından Akademi Türkiye çok heyecanlı bir şekilde seyredilirdi. Akşam olduğunda ev halkı televizyona kilitlenir, kimin ne kadar oy aldığı merak edilirdi. Epey bir heyecan ve merak uyandıran, sabırsızlıkla beklenen bir programdı. Bu program sayesinde Barış Akarsu adlı bir adayı tanıdı Türkiye. Hem sesiyle hem de dış görünüşüyle epey ilgi çeken bir yarışma adayıydı. Bir anda gönüllerde taht kurdu. Cem Karaca’ya hayran olduğu her hâlinden belliydi. Bu yarışmayı birinci olarak bitirdi. Yarışmadan sonra ilk albümü “Islak Islak”ı piyasaya çıkardı. Söz ve müziği Cem Karaca’ya ait olan ve yine Karaca’nın yakın müzisyen dostları Uğur Dikmen ve Cahit Berkay ile beraber hazırladığı “Nerde Kalmıştık?” albümde yer alan “Islak Islak” parçasını kendine özgü bir biçimde yorumladı bu albümde. Daha sonra Yalancı Yârim dizisinde başaktör olarak oynadı. O da her popüler sanatçı gibi popülerliğinin semerini topluyordu. Albümler, diziler derken herkesin tanıdığı bir sima hâline gelen Akarsu’nun hayatını bir trafik kazası tersine çevirdi. Bu kazayla ilgili internette biri Habertürk, diğeri Haber 7 olmaz üzere iki zıt haber kaynağı yer alsa da (Burada bir parantez açmak gerek. Resmî belgelere dayanırsak kazada onun yüzde yüz kusurlu olduğunu kabul etmek zorundayız. Bu bakımdan, Habertürk’ün verdiği haberimahalle dedikodusuna benzetirsek ve asparagas olarak yorumlarsak abartmış sayılmayız. Bkz. “Barış Akarsu’nun Ölümündeki Sırlar” ile “Kaza Raporu Barış’ın Aleyhine” başlıklı haberler.) hiçbir haberAkarsu’nun öldüğü sonucunu değiştiremeyecekti. 28 yaşında, geride sayısız gözü yaşlı hayran kitlesi bırakarak ve kariyerinin had safhaya ulaştığı bir sırada tüketecekti ömrünü, heba edecekti kendini.

 

Kazım Koyuncu

Karadeniz müziğine pek ilgili biri değilimdir. Kemençenin tınısına hayran olmakla birlikte öyle özel bir Karadeniz müziği arşivim olmadı. Metal müzik kadar hareketli ve enerjik bulduğum Karadeniz müziğine ilgim son zamanlarda gelişti. Bunda Karadeniz TV’de dinlediğim şarkıların çok büyük etkisi oldu. İslam’a sol pencereden bakan İhsan Eliaçık ve ona yakın bir fikre sahip diyebileceğimiz Hakkı Yılmazhocaların programları için izlediğim Karadeniz TV, kendi yöresinin müziklerini de dinletiyordu ara sıra. Söz gelimi, bu kanal sayesinde tanıdım Selçuk Balcı’yı. Daha sonra “Mila” ile Kalan Müzik etiketiyle piyasaya sürülen “Karadeniz’e Kalan” albümlerini edindim. Kalan Müzik bu albümü merhum Kazım Koyuncu’ya adamış. Peki, kimdir Kazım Koyuncu? Asıl konuya gelelim.

 

Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilyurt köyünde 1971’de doğmuş, 2005’te İstanbul’da vefat etmiştir. Yaşadığı süre boyunca siyasetle ve özellikle müzikle ilgilenmiştir. Devrimci kimliği de onun ayırt edici özelliklerindendir. Karadeniz müziği ile rock müziğini harmanlayarak kendine has bir tarz meydana getirmiştir. “Viya!” ve “Hayde” adlı iki solo albüm çıkartmış, birkaç dizinin müziklerini hazırlamıştır. Çeşitli enstrümanları sentezleyerek bir müzik icra etmenin ve “yaşanabilir” bir dünya hayalinin peşinden koşmuştur. Mücadelesinden hiçbir zaman vazgeçmemiş; muhalif kimliğini, aykırı duruşunu, otorite tanımazlığını her daim korumuştur. Bu sebepten, düzgün (!) işleyen sistemin çarkına kendi çapında çomak sokmuştur Kazım Koyuncu. Bu haykırışını müzik aracılığıyla dile getirmiştir. Hayatı dolu dolu yaşayan ve yaşadığı hayata anlam katan devrimci bir müzisyen olarak hatırlanacak olan Koyuncu, amansız bir hastalık olarak tarif edebileceğimiz kanser hastalığına yakalanmıştır. Erk Acarer “Korsan Kitap”ta şu notu düşer: “Hayatın trajikomik bir tarafı vardır. Koyuncu, kanserle ve ‘kanserli hücreyle’ mücadele ederken kanser olur…” (s. 114) Ama fazla dayanamaz, kansere yenik düşer. Mekânı cennet olsun, ışıklar içinde uyusun.

 

Kerim Tekin

“Karbeyazdır ölüm / Ellerinden gülüm / Yine yoksun diye / Düşmanım her güne” dizelerini hatırlamayan yoktur. Söz ve bestesi Tayfun Duygulu’ya ait parçayı genç müzisyen Kerim Tekin o mümtaz sesiyle seslendirmişti. Özellikle, müzik piyasasını sarsan bu şarkıyla gönüllerde taht kurmuştu o. Daha sonra, ikinci albümünün adını da taşıyan “Haykırsam Dünyaya” şarkısıyla pekiştirecekti popülerliğini.

 

Kulaklarımızın pasını gideren bu ses de ölümle erken tanıştı maalesef. Ölümü milyonları gözü yaşlı bıraktı. Belki de onun ardından en çok üzülen Zerrin Özer’di. Özer’in onun ölümünün ardından döktüğü gözyaşları ilk günkü gibi aklımdadır. İnternetten araştırdığımda Özer ile Tekin’in arasındaki ilişkiyi hiçbir kelimenin tarif edemeyeceğini gördüm. Bir insan bir insanı Özer’in Tekin’i anlattığı kadar güzel anlatabilir miydi? (Bkz: www.bayangamzeli.blogspot.com.tr’de “Zerrin Özer İçin Kerim Tekin” başlıklı yazı.) Aralarında dostluktan da öte bir bağ vardı.

 

Kerim Tekin anlattığım değerli sanatçılar arasında en genç öleni, toprağa en erken gireni. Sadece 23 yıl yaşadı misafir olarak kaldığımız bu dünyada. Bu 23 yıla iki albüm, bir dizi oyunculuğu, iki film oyunculuğu, bir müzik ödülü adaylığı ve birçok konser sığdırdı.

 

Cem Karaca

Cem Karaca’yı erken ölenler listesine almak -diğerlerinin yaş ortalamasını temel alırsak- doğru mu bilmem ama, benim gözümde bu listede adı olması gereken sanatçılardan biri o. 59 yaşındayken son nefesini vermesi, ortalama bir insan ömrünü hesaba katarsak, çok da geç ölüm olarak değerlendirilemez. Barış Manço’dan üç yıl daha fazla yaşayan Cem Karaca yukarıda andığım adların hayatları boyunca müzik kariyerleri için yaptıklarından çok daha fazlasını yapmıştır elbette. Erken ecel, diğer isimleri bir iki albümle sınırlandırırken Cem Karaca fazlasıyla albüm çıkartmıştır piyasaya. Felek, Cem Karaca’ya müzik kariyeri açısından diğerleri kadar hor davranmamıştır. Diğerleri için “yaşasalardı daha başarılı işler yapabilirlerdi” diyebiliriz, ancak Cem Karaca hayatı boyunca yapabileceklerinin en iyisini yapmıştır. Özellikle de “Bindik Bir Alamete” isimli albümü (Bu albüm daha sonra “Allah Yar” adıyla tekrar piyasaya sürüldü.) zirveye çıktığının kanıtıdır. İlk aldığım Cem Karaca işçiliği olan bu albüm bütün şarkılarıyla, benim gözümde, mükemmel ötesidir. Daha uzun yaşasaydı dahi, eminim, bu albümü aşamazdı. Zaten ondan sonra ve son olarak ürettiği “Hayvan Terli” parçası Bindik Bir Alamete’nin gölgesinde kalmış, yanına bile yaklaşamamıştır. Belki bir iki albüm daha yayımlardı o, gelgelelim şunu da düşünmeden edemiyorum: Zaten yaşadığı yıllara hepsi birbirinden değerli parçalar sığdırmış bir sanatçıdan daha fazla ne bekliyorum ki! Bindik Bir Alamete ve ondan bir önce çıkardığı Nerde Kalmıştık? albümleri yetmiyor muydu biz Cem Karaca hayranlarına? Yetiyordu tabii ki. Ama yine de bu durum onun erken öldüğü gerçeğini değiştirmiyor.

 

Üstat Cem Karaca’nın andığım diğer sanatçılardan daha fazla yaşadığı ortada, ancak çok çektiğini, ona çok çektirdiklerini de hesaba katmak gerekiyor. Belki yaşarken birçok kez öldü o. Çünkü çok sevdiği memleketinden uzaklaşıp sıla hasreti çekti bir dönem. “Sol” görüşlerinden dolayı 12 Eylül yönetimi ona sıla acısı yaşattı. Bir haber ve bir albüm yüzünden kovuşturmaya uğradı. Yurt dışında olduğu için “dön” çağrısı yapıldı. Bu hem gerçek anlamda dön hem de mecazi anlamda “sol”dan dön anlamını taşıyordu. Karaca dönmeyince vatandaşlıktan çıkartıldı. (Bkz: Güven Erkin Erkal, “Türkiye Rock Tarihi I: Saykodelik Yıllar”, Esen Kitap, s. 115)

 

Yurt dışındayken öz vatanına karşı beslediği sevda iyice derinleşip dayanılmaz hâle gelince vatanına döndü. (Gazal adlı kitabında annesi Toto Karaca ve memleketine karşı duyduğu özlemi şiirlere döktüğünü görüyoruz.) Bundan sonra siyasal otoritenin suyundan gidecekti. Eskisi kadar siyasal içerikli ve düzen karşıtı şarkı sözleri yazmayacaktı. Yine de değerli, anlamlı parçalar üretecekti. Muhalif kimliğini pek gün yüzüne çıkarmasa da her zaman içinde saklayacaktı.

 

Bu yazıyı Kayahan ölmeden çok önce bitirmiştim. Ünlü sanatçı Kayahan’ı da bu listeye ekleyebiliriz aslında. Çünkü 66 yaşında kanserden dolayı vefat etti. Şarkılarını pek dinlemedim, kastelerini hiç almadım, çünkü kulağıma hitap eden şarkılar üreten bir sanatçı değil. Gelgelelim bu onun büyük bir sanatçı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Onlarca şarkı sözü yazmış, beste yapmıştır. Kendine özgün bir sanatçıdır. Yeri doldurulamaz. Allah gani gani rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

 

Kayahan’la birlikte Barış Manço’yu da bu listeye eklemek mümkün. Kayahan için yazdıklarım Barış Manço için de geçerli. Manço, 56 yaşında hayata gözlerini yumdu. Çok değerli bir sanatçıydı. Yeri doldurulamayanlar arasındadır. Allah ona da gani gani rahmet eylesin.

Online Alışveriş Önerisi

İlgilendiğiniz ürünleri internete özel indirim fırsatları sunan ePTTAVM (PTT Alışveriş Sitesi) üzerinden satın almanız mümkün. Ücretsiz kargo ve kapıda ödeme gibi avantajları var. Diğer alışveriş sitelerinin aksine, PTT güvencesi ile yurdun her iline, her ilçesine gönderim yapıyor. Buraya tıklayarak ePTTAVM sitesine giriş yapabilir ve sipariş verebilirsiniz >>.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir