Home > Konular > Kültür ve Sanat > Tarih (kültür) > Türklerin Müslüman Olma Serüveni

Türklerin Müslüman Olma Serüveni

Türklerin Müslümanlığı kabul etmesiyle ilgili birbirinden farklı görüşler bulunmaktadır. Gelin bu görüşleri hep beraber takip edelim ve bir sonuca varmaya çalışalım…

 

“Türkler nasıl Müslüman oldu?” sorusuna iki eserden yola çıkarak cevap aramaya çalışacağım bu yazıda. Bu kitaplardan biri Dr. Halim Hilmi Bilsel’in “Allah Vardır”, diğeri Prof. Dr. Emre Kongar’ın “Tarihimizle Yüzleşmek” isimli eseridir. Yukarıda sorduğum soruya bu iki eserin birbirinden zıt cevaplar verdiğini görünce kendi çapımda böyle bir deneme yazma gereği duydum. Bu konuyu aydınlatmak bakımından gayet yararlı bir deneme olacağını düşünüyorum.

 

Bilsel’e göre Orta Asya’da yaşayan Türkler Müslüman olmadan önce şu inançlara sahipti: Tanrı kâinatı yaratan büyük bir kuvvettir. Sonra Tanrı insanı yaratır. Fakat insan Tanrı’ya karşı gelince lanetlenir ve cinler meydana gelir. Daha sonra Tanrı kendisine kulluk eden şimdiki insanı yaratır. Tanrı yerin idaresini oğlu Karahan’a, göklerin idaresini diğer oğlu Bayülken Han’a verir. (Tek Tanrı’ya inanılması bakımından çok da uçuk bir inanç değil görüldüğü gibi.)

 

Eski Türkler devlet kurmadan önce göçebe bir hayat yaşıyorlardı. Hatta buna kabile hayatı da denebilir. İnançları da doğal olarak göçebe hayatından izler taşımıştır. Toprak, su, ateş, demir, ağaç mukaddes sayılıyordu. Bilsel’in verdiği bilgilere göre, kutsal sayılan totemler arasında en meşhurları “koyun” ve “bozkurt” idi. Türkler kabile hayatından devlet hayatına geçince dini inançları da değişti. “Hun İmparatorluğu devrinde, kısmen Budha ve Konfüçyüs mezheplerinin tesiri altında kalmışlardır. Gök Türkler, bu mezheplerin tesiri altında kalmışlar ise de daha ziyade Şamanlık denen, kendilerine mahsus bir dinî akideleri vardı.” (Allah Vardır, s. 192)

 

Hindistan’a yerleşen Türkler Budha ve Brahma dinlerini kabul ettikleri için Türklüklerini kaybetmişler ve Hintli olmuşlardır. Aynı şekilde Çin’e gidenler Konfüçyüs dinini benimseyerek Çinlileşmişlerdir. Keza Batı’ya göç eden birçok Türk devleti de başkalaşmıştır. Arap devletleriyle karşılaşan bir kısım Türkler ise Müslümanlaşarak hem milli bilinçlerini kaybetmemişler hem de kendilerine en uygun dini kabul etmişlerdir. Dolayısıyla şu sonucu çıkartmak mümkün: Batı’ya göç eden, Çin’e ve Hindistan’a yerleşen Türkler Türklük bilincini kaybederlerken Araplarla karşılaşan Türkler kendi benliklerinden ödünler vermemiş, asimile olmamışlardır. Aksine, kendi inanışlarına çok yakın olan bir dini benimseyerek güçlerine güç katmışlardır. İşte kıyamet tam da burada kopmaktadır. Kimileri İslam’ın Türklere kılıç zoruyla kabul ettirildiğini savunurken kimileri de bu olayın rızaya bağlı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Birinci gruba Emre Kongar girerken ikinci gruba Halim Bilsel girmektedir.

 

İlk önce değinmemiz gereken nokta, Türk-Arap ilişkilerinin Talas Savaşı (751) öncesinde başladığıdır. Hem Bilsel hem Kongar bu konuda hemfikirdir. Dört halife döneminde Araplar kuzeye, Orta Asya’ya, doğru genişleyip Türklerle karşılaşınca -İslam’ı yayma güdüsüyle de hareket ettikleri için- onlarla da harp etmişler, Buhara ve Semerkant gibi birçok Türk şehri ele geçirmişlerdir. Bilsel, harbin yaklaşık 20 sene devam ettiği bilgisini vermektedir. Bu noktada Kongar farklı bilgiler paylaşmaktadır. Ona göre, Arapların Türk topraklarına ayak bastığı bu dönemlerde “çok kanlı” olaylar yaşanmıştır. “Kuteybe bin Müslim, Yezid bin Mühelleb, Said bin Haraşi, Eşres bin Abdullah, Nasr bin Seyyar gibi Horasan valileri, binlerce Türk’ü öldürmüş Arap komutanlardı. 700’lü yıllarda Horasan, çok şiddetli savaşlara ve aldatılarak teslim alınan Türklerin acımasızca kılıçtan geçirilmeleri gibi kanlı olaylara tanık olur.” (Tarihimizle Yüzleşmek, s. 18) Bilsel ise bu dönemi çok kısa kesip şu şekilde sonlandırmıştır: “Sonunda Türklerin çok zayıf bir zamanı olduğu için, Araplar galip geldi.” (s. 192)

 

Kongar’ın 700’lü yıllarda yaşanan olayları daha detaylı olarak araştırdığı, Bilsel’in ise o yirmi yıllık dönemi pusada bıraktığı ortada. Kongar “Türkler Müslümanlığı Kılıç Zoruyla Kabul Etmişlerdir” başlığına sadece üç sayfa ayırmasına rağmen o 20 yıllık savaş dönemindeki karanlık bulutları dağıtmış ve okura o dönemin kanlı olaylara sahne olduğu bilgisini vermiştir. Bu konu hakkında ise yazının sonunda okurlarına Erdoğan Aydın’ın “Nasıl Müslüman olduk?” aslı çalışmasını salık vermiş. Kitaba ben de bir göz attım. Erdoğan Aydın kalın bir kitapla “Türklerin kılıç zoruyla Müslüman olduğu” savını destekleyecek bilgiler sunuyor okura. (Cumhuriyet Kitapları basmış Aydın’ın kitabını. Bugüne kadar Cumhuriyet Kitapları’nın İslam’ı savunan bir kitap bastığını görmedim. Bu anlayış aynı bünyedeki Cumhuriyet gazetesinin her hafta dağıttığı kitap eki için de geçerli. Arif Tekin’in “Kur’an’da Allah” adlı İslam’a karşıt kitabını reklam ederler, gelgelelim Yaşar Nuri Öztürk’ün “Allah ile Aldatmak” kitabına yer ayırmazlar. Öztürk’ün de dikkatini çekmiş ki katıldığı bir programda Cumhuriyet’in kendisini görmezden geldiğine değindiğini anımsıyorum. Oysa “Allah ile Aldatmak” şu an 71. baskıya ulaşmış, AKP’nin maskesini düşürmesi baskımından Cumhuriyet yazarları tarafından da el üstünde tutulması gereken bir yapıttır. Bu yüzden Cumhuriyet yanlı bir tavır takınmaktadır. İslam’a karşı tavır alan yazarların kitaplarını basmakta çok “bonkör” görüyorum kendilerini.)

 

Kongar “resmî tarih”in Türklerin Müslüman olması konusunu çarpıttığı görüşünde. Ona göre, Türkler özgür iradeleriyle, gönüllü olarak Müslümanlığa geçmemiş, yenilgiler sonucu İslam’ı benimsemek zorunda kalmışlardır. Bilsel gibi diğer tarafı savunanlar ise İslamiyet’in Türklerin inancı olan Şamanizme yakınlığı dolayısıyla Türkler tarafından gönüllü olarak benimsendiği görüşünde.

 

Bilsel’in görüşlerini paylaşanlar “kılıç” kelimesinden hiç bahsetmemekte, Arapların İslam’ı kılıçla yaydıklarını görmezden gelmektedirler. Emevilerin hep cenk ederek İslamiyet’i yaydığı bilinen bir gerçektir. Yeni bir din var ortada ve bu dini savunan kişiler kendi inançlarını yaymak için canla başla mücadele etmektedir. Bunda tuhaf olan bir şey yoktur. Zaten İslamiyet “cihat”ı da emretmektedir. Dolayısıyla Müslümanlığı yayma çabası değildir sorun olan. Esas sorun, amaca giderken kullanılan araçlardır. İslamiyet, “kendi inancını yaymak için masum insanları kılıçtan geçirmek serbesttir” dememektedir; insanları zorla Müslüman yapmayı caiz bulmamaktadır; aksine, dinden zorlama olmadığını anlatmaktadır. Eğer Araplar Müslümanlığı yayacağım deyip insanları kılıçtan geçirmişlerse bu, Kur’an’ın bizzat kendisine aykırı bir şeydir.

 

Konu hakkında Bilsel’den farklı olarak ve biraz daha ayrıntıya inerek yorum yapanlar da var. Bunlardan biri Cine5 kanalında “Tarih ve Medeniyet” programına çıkan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’dir. Şimşirgil, not aldığım konuşmasında sorulan bir soru üzerine “Türkler kılıç zoruyla Müslüman olsaydı Emeviler döneminde Müslüman olurlardı.” dedi. Değerli araştırmacı, aydın, yayımlanan bütün kitaplarını dikkatle okuduğum Cengiz Özakıncı’nın da aynı görüşte olduğunu öğrendim. Telefonla aradığımda bu konuyu da açtım kendisine. Türklerin Araplarla savaşları olduğunu, ancak bu savaşlar sırasında Müslümanlığı kabul etmediklerini anlattı. Türkler ırkçı Emeviler ile savaştıkları dönemde değil de Abbasiler döneminde -hem de okuyup araştırdıktan sonra- Müslümanlığı benimsemişler. Konu hakkında Emre Kongar’ın kitabında yazdıklarını anlattım. “Emre Kongar da mı bunu savunuyor?” deyip şaşkınlığını belli etti. Cengiz Bey şunu da söyledi: İstanbul Barosu bünyesi altında 2008’de Mümtaz Soysal’ın da katıldığı bir panel düzenlenmiş. Burada Türklerin nasıl Müslüman olduğu konusu irdelenmiş. (24 Haziran 2008’de düzenlenen “Toplumsal Barışın Güvencesi: Laiklik” başlıklı panelle ilgili İstanbul Barosu’nun kendi sitesinde bir haber var. Burada katılımcıların nelerden bahsettiklerine kısaca değinilmiş. Türklerin nasıl Müslüman olduğu ile ilgili bir bilgi yok. Bu panel İstanbul Barosu Yayınları tarafından kitaplaştırılmış bir yıl sonra. Aynı sitede sadece ilk beş sayfası var kitapçığın. Bu yüzden tam metne ulaşamadım. Başka sitelerde de bulamadım.)

 

Türkler Müslümanlığı ırkçı Emeviler döneminde değil, daha hoşgörülü Abbasiler döneminde kabul etmiş. Şimşirgil ve Özakıncı, Kongar ve Bilsel’den farklı olarak böyle diyor. (“Diyor” yerine “inanıyor” mu desek acaba? Çünkü o dönem hakkında ne kadar kaynak olabilir ki elde? Hangi sağlam kaynaklara dayanıyorlar ki böyle bir yargıya varıyorlar?) Yalnız, Özakıncı’nın Türklerin İslam’ı “okuyup araştırdıktan sonra kabul ettikleri” düşüncesine katılmam pek mümkün değil. O dönemde şimdiki olanaklar mı var ki herkes Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlayabilsin? Matbaa mı var, kâğıt mı var? Olsa olsa baştaki hükümdar kabul etmiştir, halk da ona boyun eğmek zorunda kalmıştır. “Herkes bundan sonra bu dine mensup olacak.” demiştir. Değil mi? Ayrıca, Arapçayı kaç kişi biliyordu ki Kur’an’ı okuyup benimseyebilsin? (Gerçi çeviriler yoluyla Kur’an’ın Türkler tarafından öğrenildiğini “Dil ve Din” kitabında anlatıyor.) Bundan dolayı biraz hayal kurmuş gibime geldi Özakıncı.

 

Türkler 751’deki Talas Savaşı’yla Çinlilere karşı Arapların yanında yer almışlar ve Çin’in batıya ve kuzeye doğru ilerlemelerine engel olmuşlardır. Kısaca, Türklerle Araplar el ele verip Çin’in önüne bir barikat koymuşlardır. Bu savaşla Çinlilerin batıya doğru ilerlemeleri durmuştur. İşte bu savaştan sonra Türkler kitleler hâlinde Müslüman olmaya başlamışlardır. Türkler zaten bir anda Müslüman olmamıştır. Şunu da düşünmeliyiz: Türkler kılıç zoruyla Müslüman olsaydı eğer bir ay gibi çok kısa bir sürede Müslüman olurlardı. Oysa Türklerin Müslümanlığı benimsemeleri uzun bir süreç içinde olmuştur. Ki bu süreç VII. yüzyılda başlayıp X. yüzyıla kadar sürmüştür. Özakıncı ve Şimşirgil’e bakarsak bu süreci VIII. yüzyılla başlatmamız daha doğru olacaktır. En iyimser tahminle Türklerin Müslümanlaşma serüveninin en az 300 yıl boyunca sürdüğü ortak paydasında birleşmişlerdir hem zorlama olduğundan bahsedenler hem de herhangi bir baskı olmadığını düşünenler. Böyle olunca da İslamiyet’in kılıç zoruyla kabul edildiğini anlamak pek güç oluyor.

 

Arapların Emeviler döneminde Kongar’ın dediği gibi Türkleri kılıç zoruyla Müslüman etmeye çalıştıkları da doğru olabilir; Bilsel, Özakıncı ve Şimşirgil’in savunduğu gibi Türklerin gönüllü olarak Abbasiler döneminde Müslüman oldukları da. Bu ikisi arasında bir zıtlık göremiyorum. Çünkü Emeviler ve Abbasiler farklı dönemlerde yaşadılar. Emevilerin tarihteki zulümlerini bildiğimiz için onların döneminde Türkler bir katliama uğramış olabilir ve bu zalimliklerinden dolayı da onların yaymaya çalıştıkları dini reddetmiş olabilir. Türkler çünkü ezelden beri bağımsızlıklarına düşkün yaratıklardır. Buna inanmayanların Atatürk’ün sözlerine ve davranışlarına bakmaları yeterlidir. Tarih, Türklere kimsenin zorla bir şey dayatamayacağının örnekleriyle doludur. Türkler hiçbir zaman baskıya boyun eğmemiş, kim onlara zorla bir şey kabul ettirmek istemişse isyan bayrağını kaldırmışlardır. (Sevgili okurlar, merak edenler Prof. Dr. Çetin Yetkin’in iki ciltlik “İktidara Karşı Türk Direniş ve Devrimleri” kitabına bakabilir.) Bu karakteristik özelliklerinden dolayı da Türklerin kılıç zoruyla Müslüman olduklarına inanmak pek güçtür.

Online Alışveriş Önerisi

İlgilendiğiniz ürünleri internete özel indirim fırsatları sunan ePTTAVM (PTT Alışveriş Sitesi) üzerinden satın almanız mümkün. Ücretsiz kargo ve kapıda ödeme gibi avantajları var. Diğer alışveriş sitelerinin aksine, PTT güvencesi ile yurdun her iline, her ilçesine gönderim yapıyor. Buraya tıklayarak ePTTAVM sitesine giriş yapabilir ve sipariş verebilirsiniz >>.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir