Home > Konular > Toplum > Politika > Türkiye’nin Suriye ile İmtihanı

Türkiye’nin Suriye ile İmtihanı

Türkiye ve Suriye ilişkileri genellikle gergin geçmiştir.Özellikle Cumhuriyetin ilanından sonra Hatay,Güvenlik ve Su Sorunları kuşkusuz ki iki ülke arasındaki ilişkileri zedeleyen belirgin faktörler olarak su yüzün çıkmıştır.2000 sonrası Türkiye ve Suriye bir yakınlaşma sürecine girdiyse de,Arap Baharı bu ilişkilerin bozulmasına neden olmuştur…


Türkiye’nin kendi bağımsızlık mücadelesini verdiği dönemde,Suriye de Fransızların manda yönetimine karşı mücadele etmekteydi.Zorlu bağımsızlık mücadeleleri sonunda Türkiye 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde bu arzusunu hayata geçirmiş,Suriye içinse bu zafer ancak 1946 yılında mümkün olabilmiştir.Mücadele yıllarında iki devletin de ortak düşmanı Fransa’dır ve iki ülke de Fransa’yı bölgeden uzaklaştırmak istemektedir.1937 yılında Atatürk Suriye’nin Fransa’ya karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi hakkındaki düşüncelerini şu şekilde ifade etmiştir:”Türkiye Cumhuriyeti’nin arzu ettiği şey Suriye’nin bağımsız bir İslam devleti olmasıdır.”(1) Atatürk bu düşüncesini beyan ettiğinde Suriye Fransa’nın işgali altındaydı .Ortadoğu’nun zenginliklerinden faydalanmak isteyen Fransızlar ülkeden çıkmak istememekteydiler.

Bu dönemde Atatürk Fransa’ya karşı sert bir üslup takınmaktaydı ve sömürge düzenine karşı tepkisini şu şeklide dile getirmişti:”Kuvvet,ille de gerekiyorsa,emperyalizme karşı kullanılacaktır.Ben ve hükümetin sizin tam bağımsızılığınızı istiyoruz.Eğer Fransızlar mani olursa Fransızlara da söyleyecek sözümüz vardır.Ona da kefilim.Suriyelilerin ordusu yoktur.Fakat bizim ordumuz kafi.Söz veriyorum:İcap ederse girerim ve sonra yine çıkarım.Temenni ederim ki buna mecbur olmayalım.”(2)

Atatürk bu cümleleriyle realiteden yararlanarak,Ortadoğu’ya hakim bir Fransa’nın er ya da geç Anadolu üzerinde emperyalizm temelli düşüncelerini devam ettireceğini ,gelecekte gözünü tekrar Anadolu’ya dikeceğini tahmin etmekteydi ve bu yüzdendir ki Fransa’yı bölgede istemiyordu.

SORUNLAR

Türkiye ve Suriye arasında birçok sorun somut olarak kendisini göstermiş,bu sorunlar devletler arasındaki iplerin gerilmesine hatta zaman zaman kopma noktasına gelmesine zemin hazırlamıştır.Özellikle Hatay,Su ve Güvenlik Sorunları devletlerin dış politikada hassas,bir o kadar da agresif politikalar izlemesine neden olmuştur.

Hatay’ın Suriye sınırları içerisinde kaldığı ve Suriye’nin de Fransa’nın himayesinde olduğu bu dönemde,Hatay Sorununun ciddiyeti Mustafa Kemal Paşa’nın:”Kırk asırlık Türk yurdu düşman eline kalamaz.” ifadesinde kendisini bulacaktır.Artık Hatay,Atatürk’ün yüreğinde kordur.Asırlar boyu Türk’e yurtluk eden,halen de üzerinde Türklerin yaşamakta olduğu Hatay,Türk yurdunun ve Türk milletinin bir parçası olarak,ayrı yaşayamazdı.Milli birlik,bütünlük ve milli bünyeden ayrı kalamazdı.İç ve dış durumu son derece etkin biçimde değerlendiren Atatürk,tarihin akışı içinde bu gerçeği dünyaya onaylatmanın gününü ve saatini bekleyecekti.Hatay,önce mutlaka bağımsızlığa kavuşacak,sonra da Türk yurdunun bölünmez bir parçası olarak,milli bütünlükteki şerefli yerini alacaktı.(3)

Nitekim henüz çok genç olan Cumhuriyetin güçlenmesi ve doğru zamanda dünya kamuoyuna Hatay’ın Türk yurdu olduğunu kabul ettirme düşüncesi akıllardan hiç silinmeyecek bir hedef olarak hafızalarda kalmıştı.

1920 Mondros Mütarekesi’yle Hatay Fransızlar tarafından işgal edilmiştir.20 Ekim 1921’de, Fransa ile imzalanan Ankara Antaşması’nın 7.maddesine göre Sancak,Suriye sınırları içerisinde kalacak;burada özel bir idare kurulup,Türk kültürünü geliştirmek için her türlü kolaylıktan yararlanılacaktır,resmi dil Türkçe olacak ve para birimi olarak da Türk lirası geçerli olacaktır.(4)Lozan Antlaşması da Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil olmasını sağlayamamıştır.

Türk Hükümeti Hatay’a bağımsızlık verilmesi için yaptığı toplantılardan bir netice alamamış,Fransa’ya nota vermiş ve Hatay Sorunu’nu ne kadar önemsediğini göstermiştir.Atatürk TBMM konuşmalarında Hatay konusu üzerinde durmuş ve vurgulamıştır.Fransa büyükelçisi ile olan bir konuşmasında ise: ”Hatay benim şahsi davamdır.Şakaya gelmeyeceğini bilmelisiniz.” demiştir.(5)

Tüm bu gelişmelerin bir uzantısı olarak 27 Ocak 1937’de Milletler Cemiyeti’nde Hatay’ın bağımsızlığı kabul edildi.Fransa yaşadığı ve yaşayabileceği iç ve dış sorunları düşünerek Türkiye ile karşı karşıya gelmek istemedi ve askeri bir anlaşma yaptı.Anlaşma ile Hatay’da tarafsız bir seçim kabul edilerek,bunun için de bir kısım asker gücünün Hatay’a girmesine karar verildi.Kurmay Albay,Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk birlikleri,Hatay’a girdi.13 Ağustos’ta seçimler yapıldı ve Meclis çoğunluğunu Türkler kazandı.Böylece bağımsız Hatay Cumhuriye 12 Eylül 1938’de kuruldu.Bu Cumhuriyet ise,30 Haziran 1939’da Türkiye’ye katılma kararı aldı.(6)

Türkiye’de cumhuriyetin ilanı ve Arap dünyasında mada rejimlerinin kurulması sürecinde ortaya çıkan karşılıklı ilgisizlik ve psikolojik uzaklık,Hatay’ın 1939’da Türkiye’ye katılmasıyla siyasi huzursuzluğu dönüştü.(7)

1980’lerin sonunda buna ek olarak su sorunu ortaya çıktı.Türkiye Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında barajlar yapmaya başlayınca,Suriye bundan şikayetçi oldu ve kendisine yeterince su gelmediğini iddia etti.Su sorunu 1990’lı yıllardaki ilişkilerde oldukça önemli bir yer tuttu.Suriye bu su meselesini bir Arap meselesi haline getirdi ve bu bağlamda Arap Ligi’nin gündemine koydu.”Türkler Arap suyunu kontrol ediyorlar.” diyerek de Arap Ligi’nde çeşitli kararlar çıkardılar.

Su ve PKK sorunları,Soğuk Savaş’ta iki ayrı blokta yer alan ve dış politikaları güvenlik algılamaları çerçevesinde şekillenen Türkiye ve Suriye arasında ,1970’lerden itibaren ortaya çıkan gerginlikleri artırıcı ve sistemsel sorunlar olarak nitelendirilebilir.İki sorun da,Türkiye-Suriye ilişkilerinin durumuna göre dış politika aracı olarak kullanılmıştır.Hafız Esad ülke içerisinde tehdit unsuru olarak görmediği Kürt azınlığı,Türkiye’nin elindeki su kozuna karşılık bir baskı aracı olarak periyodik biçimde kullanmak istemiştir.Türkiye’nin Suriye’yi düşman olarak algılayışı ise büyük ölçüde terörizm konusundaki endişelerinden kaynaklanmıştır.(9)

1979 yılında Şam yönetiminin Kürdistan İşçi Partisi(PKK) lideri Abdullah Öcalan’ı topraklarına kabul etmesi Türkiye ile Suriye arasında savaş çanları olarak nitelendirildi.Öcalan yıllarca Suriye’nin denetimindeki Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde ağırlandı,burada kurulan kamplarda PKK’lılara eğitim verildi ve örgütün kongreleri Suriye’de toplandı.

Tüm bu arka plandan sonra dönemin Kara Kuvvetleri komutanı Orgeneral Atilla Ateş Hatay ziyareti sırasında yaptığı sert uyarılar Türkiye’nin Suriye hakkındaki tutumunu açıklar nitelikteydi:Bazı komşularımız,özellikle ismini açıkça söylüyorum,Suriye gibi komşular,iyi niyetimizi yanlış tefsir ediyorlar.”(10)şeklindeki sert açıklamaları ve dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in :”Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu ve artık sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha tüm dünyaya ilan ediyorum.”(11) şeklindeki açıklamaları devletlerin arasındaki ilişkilerin ne doğrultuda gittiğini göstermekteydi.

YAKINLAŞMA SÜRECİ

1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı ile birlikte Türkiye Suriye ilişkilerini gergin dönemlerini geride bırakmıştı ve normalleşme sürecine girilmiştir.İki ülke ilişkilerinin karşılıklı güven zemine oturtulmasına çalışılmıştır.(12)

Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 2000 yılında vefat eden Hafız Esad’ın cenaze törenine katılması yaklaşık 10 yıl sürecek olan Ankara-Şam baharının başlangıcıdır.Bundan sonraki süreçte ilişkiler iyi yönde ilerlemiş,iki ülke birbirini yeniden tanıma sürecine girmiştir.

ABD’nin 2003’te Irak’a girmesiyle Suriye kendini güvensiz hissetmiştir.Irak’ın işgaliyle ekonomik ve siyasi olumsuzluklar yaşayan Suriye dış politikada yalnız kalmamak ve elini güçlendirmek için bir ortak arayışına girmiştir.Irak’ta olası bir Kürt devletinin kurulma ihtimali Suriye’yi rahatsız etmiştir.Irak’taki merkezi yönetimin güçlü olmasını isteyen Türkiye ve Suriye ortak bir paydada buluşmuşlardır.Yüzü Batı’ya dönük olan Türkiye ile yakınlaşma,Suriye’nin dış politikası açısından önem teşkil etmekteydi.Bu yakınlaşma Türkiye’nin Arap Dünyasına açılması,Suriye’nin de Batı dünyasıyla ilişkilerini geliştirme düşüncesinin anahtarıydı.

2008 yılında İsrail’in Gazze’yi abluka altına alması Türkiye tarafından sert bir dille kınanmıştır.Ardından da dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2009 yılında Davos’taki çıkışı,İsrail ile Türkiye arasında gerginlik yaratmış ve Türkiye’nin İsrail karşıtı bir tutum içerisine girmesi Suriye yönetimi tarafından yakından izlenmiştir.

Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’ın Türkiye’ye geldiği sırada yapılan karşılıklı görüşmeler sonucunda(16 Eylül 2009’da) Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulması kararlaştırılmıştır.Aynı gün içerisinde,Suriye ve Türkiye Dışişleri Bakanları,Türkiye ile Suriye arasındaki vizeleri kaldıran anlaşmayı imzalamıştır.

ARAP BAHARININ TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİNE ETKİSİ

Arap Baharı tüm Arap Dünyasında olduğu gibi Suriye’de de büyük karışıklıklara yol açmıştır.Baskıcı rejim,ekonomik yetersizlik,işsizlik sıkıntıları gibi birçok etmenin bir araya gelmesi sonucu Suriye halkı düzene karşı bir patlama yaşamıştır.Suriye halkının meşru taleplerini şiddet kullanarak bastırmaya çalışan rejim aynı zamanda iç savaşa ortam hazırlamıştır.

Muhaliflerin bir kısmı değişimin ancak silah zoruyla olacağına inanmış ve bu şekilde örgütlenmişlerdir.Silahla örgütlenenlerin arasında ordudan kaçarak Esad’a karşı ayaklanan askerler de vardır.Bunlar Özgür Suriye Ordusu(OSO)’nu oluşturmuşlardır.İç karışıklıklar bu şekilde günden güne büyümüştür.

Dünya kamuoyunun dikkatini çeken bu durum Birleşmiş Milletler tarafından kınanmış ve dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından ciddi şekilde eleştirilmiştir.

Arap Baharı,Ankara-Şam arasındaki bahar havasına da ‘DUR!’ demiştir.Esad’ın halkına karşı uyguladığı sert bastırma yöntemleri Ak Parti(AKP) tarafından tepkiyle karşılanmıştır.İlişkiler bozulmuş,dostane ilişkiler bir başka bahara kalmıştır.Beşşar Esad ilişkilerin bozulmasını şu şekilde ifade etmiştir:Recep Tayyip Erdoğan bizimle ilişkilerinde dostluk ve kardeşlik ilişkisinin ötesine geçerek içişlerimize karışma yönüne gitmiştir.Oysa biz egemen bir devletiz.Kendisine saygısı olan bir devletiz.Hiçbir şekilde dışardakilerin bizim işlerimize karışmasına izin vermeyiz.(14)

AKP iç savaşın ortasında kalan Suriye halkına Türkiye kapılarını açmıştır.Birleşmiş Milletler’in açıklamalarına göre Türkiye’de 2015 itibariyle 1.8 milyon Suriyeli bulunmakta ve her geçen gün sayıları artmaktadır.Bu durum Türkiye’de yaşayan insani müdahalenin doğru olduğunu düşünen insanlar tarafından olumlu karşılanırken,ekonomik sıkıntıların artacağı ve yaşam kalitesinin düşeceğini düşünen insanlar tarafından olumsuz karşılanmıştır.

SONUÇ

Sonuç olarak,tarihin neredeyse her döneminde kanlı savaşların,zulümlerin yaşandığı Ortadoğu coğrafyasının bir parçası olan Suriye’de iç savaşlar devam etmekte ve insanlar hayatlarını kaybetmektedir.Türkiye bu durumu desteklememekte ve bu anlaşmazlıklar doğrultusunda Türkiye-Suriye ilişkileri olumsuz yönde ilerlemektedir.

METİN ESEN

EGE ÜNİVERSİTESİ/ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ

 

KAYNAKÇA

1-Atatürk’ün Bütün Eserleri,Cilt 30,119-123,Kayak Yayınları

2-Atatürk’ün Bütün Eserleri(30/120-122)

3-http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-05/ataturk-ve-hatay

4-1921 Ankara Antlaşması(Madde 7)

5-Falih Rıfkı Atay,Atatürkçülük Nedir?,s.44.

6-Bekir Tünay,Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,Sayı 5,Cilt:2,Mart 1986

7-Ömer Kürkçüoğlu,Türkiye’nin Arap Ortadoğusuna Karşı Politikası(1945-1970),Ankara,AÜSBF Yayınları,1972,s67.

8-Meliha Altunışık ile Suriye-Türkiye İlişkileri Üzerine Röportaj

9-Graham Fuller ,Türkiye’nin Yeni Doğu Politikası,Türkiye’nin Yeni Jeopolitik Konumu ,Çeviren:Meral Gönenç,İstanbul,Alfa Yayınları,2000,s.71.

10-http://dosyalar.hurriyet.com.tr/hur/turk/98/10/01/gundem/06gun.htm

11-http://www.aljazeera.com.tr/dosya/turkiye-suriye iliskileri-inisler-ve-cikislar

12-Yusuf Sayın,”Türkiye-Suriye İlişkilerinin Stratejik       Derinliği”,2010,http://yusufsayin.com/makaleler/turkiyesuriye.pdf,(20.03.2014)

13-http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/07/20100702-3-1.pdf,(26.04.2014)

14-http://www.gundem.be/tr/dunya/esad-erdogan-iliskileri-nasil-kotulesti


İlginizi Çekebilir

Türkiye’de Kutuplaşma

Türkiye 1980 darbesi öncesindeki sağ-sol olaylarında yüzlerce gencini yitirdi. Kimisi sol için kimisi sağ için …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir