Home > Konular > Kültür ve Sanat > Edebiyat (Kültür) > Toplum Sözleşmesi – Jean Jacque Rousseau

Toplum Sözleşmesi – Jean Jacque Rousseau

“Devlet büyüdükçe özgürlük de o oranda küçülür”

 

Toplum Sözleşmesi – Jean Jacque Rousseau : “Uygar düzende insanların oldukları, yasaların da olabilecekleri gibi kabul edilmelerine ilişkin herhangi bir kesin ve yasal bir yönetim kuralı varsa, onu incelemek isterim. Bu incelemede daima adalet ve faydanın hiçbir durumda birbirinden ayrılmaması için doğru yaptırımlar ile çıkarların öngördüklerini birleştirmeye gayret ederim. (…)


İnsan özgür olarak doğmuştu ve her yerde zincire vurulmuştur. Biri kendini diğerlerinin efendisi zannettiğinde diğerlerinden daha da çok köledir. Bu değişiklik nasıl gerçekleşmiştir? Bilmiyorum. Bu durumu yasal kılan nedir? Sanırım bu soruyu cevaplayabilirim.


Eğer sadece gücü ve gücün etkilerini hesaba katarsam, şöyle söylemem gerekir: “Bir halk boyun eğmeye mecbur edildiğinde ve boyun eğdiğinde iyi eder, boyunduruktan kurtulabildiği anda kurtulur ve daha iyi eder; çünkü özgürlüğünü elinden alan hakka dayanarak onu yeniden kazanması durumunda, nedenlerinin geçerli olup olmaması fark etmez.” Nitekim, toplumsal düzen kutsal bir hak olup, tüm diğer hakların temelidir. Ancak, doğal bir hak değildir ve bu nedenle mukavelelere dayanmalıdır. (…)”.


diye bahsediliyor “Le contrat social – Toplum Sözleşmesi” adlı kitapta ve dahası… Fransız Devrimi‟nin öncülerinden olan ünlü sanatçı Jean Jacques Rouesseua’nun bu eseri bugün halen dünyanın birçok üniversitesinin iktisadi ve idari bilimler fakültelerinde ders olarak okutulmaktadır.

 

Öncelikle , Rousseau’yu anlayabilmek için onun fikirlerini ve yaşamını iyi bilmek gerekiyor aksi durumda onun eserlerini okuyup son sayfaya gelseniz bile sizde uyandıracağı duygu bir elin parmaklarının sayısını geçmez. Bu yüzden size dünyanın en büyük sanat insanlarından biri olan Jean Jacques Rousseau’nun yaşamından bazı kaynaklardan alıntı yaparak biraz bahsetmek istiyorum.

 

“İsviçre’nin Cenevre kentinde doğmuştur. Bir saatçinin oğludur. Babası Topkapı Sarayı’nda saat tamirciliği yapmıştır. On yaşında eğitimine bir din adamının yanında başlayan Rousseau, daha sonra bir gravürcü ustasının yanında çalışmıştır. 1728-1738 yılları arasında, sekreterlik, müzik hocalığı ve tercümanlık yaparak, Fransa, İtalya ve İsviçre’de dolaşmıştır. Fransa’da yazıları yasaklanınca daha sonra aralarının açıldığı dostu David Hume’un daveti üzerine İngiltere’ye gitti. Daha sonra Batı İsviçre’de Neuchatel’e sığındı.Kalvenist olarak vaftiz olmuştu. Torino’da Katolikliğe geçti, daha sonra tekrar Kalvenist oldu. Bu sebeple doğduğu şehir olan Cenevre’de ateist suçlamalarına mâruz kaldı. 1749′da Ansiklopedininmüzik bölümünü kaleme almıştır.


Jean – Jacques Rousseau’nun yapıtlarındaki karmaşıklık onun; doğal hukuk kuramcısı, doğal hakları yadsıyan biri, aydınlanmacı, aydınlanma ilkelerini yerle bir eden biri, demokrasinin inançlı savunucusu, demokrasiyi ayaklar altına alan biri, burjuva liberal devriminin hazırlayıcısı, öte yandan böyle bir devrimin olumsuzluklarını çok önceden gösteren, hatta reformculuğu bile benimseyen biriymiş gibi birbiriyle çelişen ve çatışan çok karşıt düşüncelerle yorumlanmasına sebep olmuştur. Bu sebeple Rousseau anlaşılması güç bir düşünür olmuştur. Kendisini hep halktan birisi olarak görmüş, halktan kişiler arasında daha rahat etmiştir.

Rousseau, doğru bir siyasal toplumun temellerini ortaya koyabilmek için olguların bir yana bırakılması gerektiğini belirtir. Çünkü ona göre salt olgulardan hareket edildiğinde, çıkarlar, yararlar ön plana yerleştirilmekte ve böylece adalet, hukuk ayaklar altına alınmaktadır. Rousseau, güçlünün haklı kabul edildiği, siyasal toplumun kökenine olguları yerleştiren, olgusal verileri ve kuramları eleştirmektedir. Yurttaşı, ortak benliği, halkı, devleti yaratan bir “toplum sözleşmesi”ni ve bu sözleşmeye toplumdaki her bireyin dahil olması gerektiğini savunur. Halk olmanın temelinde egemenliğin var olması gerektiğini düşünür. Yasaların olmadığı bir yerde devletten söz edilemeyeceğini savunmuştur. Yasaların, halkın tümü için geçerli olması gerektiğini düşünmektedir.


Halk sayısı arttıkça, yönetici sayısının azalması gerektiğini savunan Rousseau, “demokrasi, aristokrasi, monarşi” şeklindeki sınıflandırmayı benimsemiştir. Rousseau’ya göre demokrasi biçimindeki hükümette yönetici, halkın tamamı ya da büyük bir kısmıdır. Aristokrasi biçimiyse küçük bir azınlığın yönetimidir. Monarşik hükümette ise yönetme yetkisi tek bir kişidedir.


Rousseau’ya göre yurttaşlar olmadan erdem, erdem olmadan özgürlük, özgürlük olmadan devlet olamaz. Ayrıca devletin temelinde dinin de olması gerektiğini savunur. Rousseau; devletin iktidara değil, halka ait olduğunu savunmuş ve ulus-devlet anlayışını benimsemiştir”


Rousseau’ya göre anayasanın tanımı şu şekildedir :  Bir devletin nasıl yönetileceğini belirleyen, kişinin hak ve özgürlüklerini düzenleyen yasaların bütününe anayasa adı verilir. 1762 yılında yayınlanan ” Toplum Sözleşmesi” içinde bahsi geçen bu tanımın günümüz anayasa tanımına ne kadar benzerlik gösterdiğini vurgulamak isterim. Rousseau anayasanın daha çok temel hak ve özgürlükler kısmıyla ilgilenmiştir. Bunun sebebini onun vatan sevgisine, özgürlük aşkına, halkı sömürenlere ve eşitsizliğe karşı duyduğu nefrete bağlayabiliriz. Bir “ demokrasi” kitabı olarak nitelendirdiğim bu eseri çok daha iyi anlayabilmek için Rousseau’nun bize satır aralarında gösterdiği işaretleri çok iyi anlamamız gerekiyor. Neden “Toplum Anayasası” değilde “ Toplum Sözleşmesi” ? Sözleşme, taraflarca gerçekleştirilen bir iradenin beyannamesidir. Bu sözleşmenin meşruiyet kazanması tarafların bu sözleşmeye rıza göstermesine bağlıdır. Günümüzde Türk Medeni Hukukunda geçerliliğini koruyan bu gerçekliği çok güzel bir şekilde gözler önüne sermiştir. Rousseau’ya göre tarafların birbirine orantısız kazanımlar ettiği “sözleşemler” geçersizdir ve bunu kabul eden halk direk olarak köle statüsündedir. Dahası kitap içinde “egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu” şeklindeki örnekleri bulabilmekte mümkündür.

 

Rousseau 3 asır önce hala bugünün dünyasını anlatan gerçekleri kitabında bahsetmiştir. Halkın bir kukla gibi yönetilebilmesi için aç bırakıldığı görüşünü savunmaktadır. Halk yoksul olduğu için ekmek derdine düşecek ve siyasal düşüncelere kendisini verememiyecektir. Bu şekilde halkın siyasal iradesi kırılacak ve halk ülkenin yönetimine sağlıklı katılımlar gösteremeyecektir. Arada kafasını kaldırıp sesini yükseltenlere bir miktar ekmek verilip susturulucaktır. Maalesef bu durum günümüz sözde demokrasilerinde gözlemlenmektedir. Altan alta monarşik düzen sürmektedir.

 

Kitapta bahsi geçen çok ilginç bir unsur ise 4 ayrı iklimi yaşayan devletlerin çok iyi bir topluma sahip olduğu bir fikridir. Burada Rousseau 4 ayrı iklim koşullarında yaşayan insaların farklı ruh hallerinde olacağını ve bununda çok sesliliği beraberinde getireceğini savunmuştur. İklim koşullarının insan üzerine olan etkileriyle demokrasinin çok sesliliği arasında çok ilginç bir bağlantıyı tespit etmiş. Rousseau parlamenter rejimin özelliği olan yasama ve yürütme güçlerinin biribirlerine son verebildiği ilkesini büyüyen hükümetlerin bölünmesi gerekliliği ile savunmuştur.

 

Ayrıca, Rousseau’ya göre olumsuz sonuçlara sebebiyet verecek hileli sözleşmeler yerine herkesin özgürlüğünü garanti altına alacak halk iradesine dayalı demokratik bir sözleşme ortaya koyulmalıdır.” O, ilk sözleşmeyi adil olmayan, özgürlük ve eşitliği yok eden hileli bir sözleşme olarak görmektedir. Rousseau, hileli sözleşmeyi, dramatik bir şekilde şöyle betimlemektedir:

 

Onlar (zenginler) şöyle dediler: Zayıfları baskıya karşı güven altına almak, ihtiraslı kimseleri durdurmak, herkese kendisine ait olanın tasarrufunu temin etmek için birleşelim; herkesin uymaya mecbur olacağı, hiç kimsenin dışında kalmayacağı, zengine ve fakire karşılıklı ödevler yükleyecek, servetin kaprislerini tamir edip giderecek olan adalet ve barış kuralları oluşturalım. Kısacası kendi kuvvetlerimizi kendimize karşı çevirecek yere, bu kuvvetleri, bizi bilgece yapılmış kanunlara göre yöneten, birliğin bütün üyelerini koruyan, ortak düşmanları def eden, bizi sonsuz bir anlaşma içinde bulunduran, üstün bir iktidar halinde birleştirelim… Aldatılmaları kolay olan… insanları sürüklemek için bu nutkun eşdeğerinden çok daha azı bile yeterdi. Hepsi özgürlüklerini güven altına aldıklarını sanarak, zincirlere koştular… Topluma ve zayıflara yeni bukağılar, zenginlere ise, yeni kuvvetler veren, doğal özgürlüğü bir daha geri dönmemek üzere yok eden, mülkiyet ve eşitsizlik kanununu ebediyen kuran, ustalıklı bir gaspa hak payesi veren, bazı ihtiraslı kimselerin karı uğruna bütün insan türünü daha o zamandan çalışmaya, kulluğa ve sefalete boyun eğdiren, kanunların doğuşu böyle oldu ya da böyle olmuş olsa gerekir.”

Rousseau’ya göre bu sözleşme çarpık bir uygarlığın sözleşmesdir ve o uygarlık içinde yaşayan halk bir daha geri dönmememek üzere köleleştirilmiştir. Rousseau, ilk sözleşmeyi güçlülerin bir komplosu olarak değerlendirmekte ve onu insanlar arasındaki eşitsizliği kökleştiren bir sözleşme olarak görmektedir. O’nun Fransız Devrimine olan düşüncesel etkilerini bu kitapta çok rahat bir şekilde görebiliriz. Ayrıca kitap içinde ideal bir ekonomi sistemi hakkında da detaylı bilgiler sunmaktadır.  Bugün üniversitelerimizde bunun gibi baş yapıtlarının ders olarak okutulmaması ne acı!

Yazar Hakkında:

Eğitimci – İngilizce / Fransızca Öğretmeni – Köşe Yazarı – Çevirmen. Müzik, Motor ve Doğa Tutkunu bir adam. Hala Dünya’nın ve insanların değişebileceğine inanan iyi bir insan.

Online Alışveriş Önerisi

İlgilendiğiniz ürünleri internete özel indirim fırsatları sunan ePTTAVM (PTT Alışveriş Sitesi) üzerinden satın almanız mümkün. Ücretsiz kargo ve kapıda ödeme gibi avantajları var. Diğer alışveriş sitelerinin aksine, PTT güvencesi ile yurdun her iline, her ilçesine gönderim yapıyor. Buraya tıklayarak ePTTAVM sitesine giriş yapabilir ve sipariş verebilirsiniz >>.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir