Home > Konular > Edebiyat (genel) > Deneme > Tepki Çeken Bir Kitap: Allah’ın Kızları

Tepki Çeken Bir Kitap: Allah’ın Kızları

Hakkında dava açılan “Allah’ın Kızları” kitabıyla ilgili olarak altı yıl önce yazdığım ve Makale Marketi’ne göndermeden önce gözden geçirip genişlettiğim bu yazı kitabı okumamışlar için ön bilgi mahiyetindedir, dava hakkında bilgiler barındırmaktadır…


 

Nedim Gürsel’in Doğan Yayıncılık’tan çıkan kitabı “Allah’ın Kızları” Allah yolundaki savaşlara, Hz. Muhammed döneminde putların alaşağı edilmesine, I. Dünya Savaşı’ndaki Kanal Harekâtı’na, Menemen olayına değiniyor geniş bir yelpazede. Yazar genel olarak inancı sorguluyor. Hz. İbrahim’e kadar gidiyor ve buradan Adnan Menderes dönemine kadar din ekseninde tarihsel bir süreci anlatıyor.

 

Yazar çoğu bölümde ikinci tekil şahsa sesleniyor, onun davranışlarını anlatıyor. Bir nevi onun yaşamöyküsünü bize sunuyor. Karakterin Allah’a olan inancının ne kadar güçlü olup olmadığını irdelemeye çalışıyor.

 

Yazarın Allah’ın “kızları” olarak belirttiği Lat, Uzza, Manat üç farklı putu temsil ediyor. Birçok bölüm bu putlar üzerinden hikâye edilmiş. Bu bölümlerde Hz. Muhammed’e ve “baba” olarak gördükleri Allah’a serzenişlerini okuyoruz putların. Babaya kızamıyorlar, ama Hz. Muhammed’e putları yıkmasından dolayı kin güdüyorlar. Yazar genel çerçevede bu putları konuşturmuş.

 

Romanı okuduğunuzda yazarın birçok kaynağı araştırıp da kaleme aldığını fark ediyorsunuz. Bu eser tamamıyla hayal ürünü bir eser değil, içinde az çok gerçeklere dayalı bilgiler var. Romanı, “roman tadında yazılan az çok bilgilendirici bir kitap” olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla bu romanı Erol Toy’un okuduğum iki kitabı “İmparator” ve “Kördüğüm”e, Yakup Kadri’nin “Hüküm Gecesi”ne benzetebiliriz gerçek ile tasavvurun harmanlanması bakımından.

 

Hz. Muhammed dönemini yaşıyormuş gibi bir his uyandırıyor yazar. Bir an uzaklara, Hicaz-Yemen Cephesi’ne, götürüyor sizi; bir an Menemen olayında asker Kubilay’ın kafasının kör bıçakla kesilişini gözler önüne getiriyor. Rahmi Bey’in, yani ikinci tekil şahsın, dedesinin kutsal topraklarda İngilizlerle işbirliği yapan Bedeviler ile çarpışmasını anlatıyor birkaç bölümde. Şerif Hüseyin’in ve İngiliz casus Lawrence’in Bedevileri kışkırtıp Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmasını okuyoruz. Hz. Muhammed’in Hıra Dağı’ndaki bir mağarada inzivaya çekildiğini, kendisine burada “oku” emri geldiğini ve inancını burada sağlamlaştırdığını anlatıyor. Yazar, Hz. Muhammed’in Hz. Hatice ile evliliğini de kaleme almış.

 

Yazar kitabını sade bir dille yazmış. Fakat anlayamadığımız kelimeler de yok değil. Ara sıra sözlüğe göz atmakta yarar var.

 

Kitabın arka kapağından bir alıntı: “Hz. Muhammed’in hayatı ile Kur’an’dan yola çıkarak İslam’da inanç ve şiddeti sorgulayan bu roman aynı zamanda çok sesli bir destan. Allah’ı kendisine “şah damarından” daha yakın hisseden hayal dünyası zengin bir çocuk ile Harbi Umumi’de peygamberin kenti Medine’yi savunmuş dedesinin hem acıklı hem de mutlu öyküsü.”

 

Lat, Uzza, Manat… Bu üç kardeş Allah’ın elçisi Hz. Muhammed’e lanet okuyor, çünkü Hz. Muhammed puta tapanların tabusu olan bu üç putu darmadağın ediyor, tabiri caizse bunların ocağına incir ağacı dikiyor. Bu putlar müşriklere destek veriyor, Uhud ve Bedir savaşlarını onların kazanmasını istiyor, ama Hz. Muhammed’in taraftar toplamasına dur diyemiyorlar. Hz. Muhammed yandaşları çığ gibi büyüyor ve putlar teker teker yıkılıyor.

 

Miraç adlı bölümde Hz. Muhammed’in yedi kat arşa yükselip Allah ile karşılaştığını okuyoruz. Yazar hemen her katta neler olup bittiğini anlatmış. Dikkatimi çeken 6. kat oldu. Bu 6. katta neler olduğunu arkadaşımdan dinlemiştim; bu romanla birlikte kulağıma gelenleri teyit ettim böylelikle. Hz. Muhammed altıcı kata geldiğinde Hz. Musa ile karşılaşıyor. Musa Miraç’ta elli vakit namazın beşe indirilmesini için Hz. Muhammed’i uyarır. Allah ile pazarlığı (Aslında pazarlık kelimesi hoş gelmiyor, ama söyleyecek en uygun kelime bu.) Hz. Muhammed bizzat yapar. Ona bu fikri veren Hz. Musa’dır. Çünkü Hz. Musa yaşadığı dönemde insanların iki vakit namazı bile zor kıldığını bilir. İki vakit namaz bile zor gelirken onlar elli vakit namazı nasıl kılacaklar? Hz. Muhammed’in Allah ile yaptığı pazarlıkla elli vakit namaz beşe indirilir. (Zaten insanlar beş vakit namazı bile çok görürken elli vakit namazın nasıl kılınacağını merak ediyorum doğrusu. Fakat her şeyden haberdar, rahim ve rahman Allah elbette namazın indirileceğini biliyordu. Beş vakit namaz ortalama 45 dakika sürerken, elli vakit namazın kaç saat süreceğini siz tahmin edin artık.) Sanırım elli vakit namaz beşe indirilince peygamber efendimiz farzlara ek olarak sünnete yer verdi ve namaz son şeklini aldı.

 

Hz. Muhammed Allah ile karşılaşıyor yedinci ve son katta, ama bu karşılaşma anını kimseye tasvir etmiyor. O’na sadece kalbimizle inanır, kalpten dua ederiz. Allah’ı yedinci katta görmek ancak Hz. Muhammed’e, Allah’ın aziz elçisine, nasip olmuştur. İnancını ilk eşi Hatice’ye açmış ve ondan büyük destek görmüştür.

 

Cebrail aracılığıyla kendisine vahiy olarak gelen Kur’an ayetlerini büyük bir titizlikle kâğıda geçiren Hz. Muhammed, ashabı ile birlikte elini taşın altına koydu ve uzun bir yola girdi. Sabır ve meşakkat isteyen bu yolda Hz. Muhammed ve ashabı hiçbir şekilde yoldan sapmadılar, sebatla ve kararlılıkla “Allah’ın varlığına, birliğine” kalpten inandılar. Dimdik bir yokuşa tırmandılar. Bu dimdik yokuşta kendilerinden sayıca üstün olan, yukarıdan aşağıya doğru koşarak gelen müşriklerle çatıştılar. Bazen yendiler, bazen yenildiler, ama nihai zafere ulaşan onlar oldu.

 

Menemen olayı Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kara sayfalarındaki yerini almıştır. Eline büyük bir güç geçse Atatürk’ün kellesini koltuğunun altına alıp âleme ibret olsun diye sokak sokak dolaştırmaktan bir an bile çekinmeyecek Derviş Mehmet, kendini mehdi ilan ederek namaz çıkışında müminleri etrafında topladı. Derviş Mehmet’in yandaşları giderek arttı ve artarak büyüyen bu yangını söndürmek için hükümet Menemen’e olayın vahametini bir manga asker ile çözebileceği düşüncesiyle az sayıda asker yolladı. Askerler arasında Asteğmen Kubilay vardı ki genç yaşta toprağa gömülecekti. Olay yerine gelen Kubilay, arkadaşlarına silahlarını bırakmalarını emretti. Silahla değil sözle onları yola getirmeye çalışacaktı. Silahsız bir şekilde Derviş Mehmet ve müritlerinin arasına daldılar. Kubilay kör kurşuna hedef oldu ve yaralı bir şekilde camiye sığındı. Kan, vücudundan oluk oluk akıyordu. Maalesef camide Derviş Mehmet de vardı. Allah yolunda savaştığına körü körüne inanan bu zat, kör bıçağını çıkardı ve genç asteğmenin boğazını kesti. Kelleyi mızrağa geçirdi ve âleme ibret olsun diye sokak sokak dolaştırdı. Olayın ciddileştiği haberini alan hükümet bu sefer daha büyük bir kuvvet gönderir Menemen’e. Olay yerine varan kuvvet Derviş Mehmet’i öldürür. Bu olayı duyan Atatürk’ün Menemen halkına darıldığı ve trenle Menemen’den geçerken perdeyi indirdiği söylenir. “Şeriat isterüz!” diyerek müminleri galeyana getiren Derviş Mehmet, Atatürk’ü içine sindiremeyen bir grubun öncüsüdür. Bu olay Cumhuriyet tarihine denizanası gibi yapışmıştır. Atatürk’ün çağdaş düşüncelerine kapalı olan bu zihniyet yıllar geçmesine rağmen hâlâ ülkemizde mevcuttur.

 

NOT: 12 Haziran 2009 tarihinde kaleme aldığım bu yazıyı Makale Marketi sitesine göndermeden önce gözden geçirdim. Miraç başlıklı bölümle ilgili yazdıklarımı tekrar okuyunca hâşâ peygamber bile olsa hiçbir varlığın yüce Yaradan ile pazarlık edemeyeceğini düşündüm. Kitaptan çok etkilendiğim için bu olayı gerçek gibi görmüş olmalıyım. Yok namaz elli vakitmiş de sonradan beş vakte düşmüş! Olacak şey değil. Hz. Musa kendi gibi peygamber olan Hz. Muhammed’e akıl verecek ve ona Allah ile pazarlık etmesini söyleyecek! Akıl alır gibi değil. Bence bu ancak ve ancak safsatadır, insanları namaza çekmek için uydurulmuş bir hikâyedir. Diğer yazdıklarıma ise ekleyeceğim pek bir şey yok. Unutmadan, romanın yayımlandıktan sonra yargılandığını da ekleyeyim. (Balçiçek Pamir’in sunduğu Haber Türk’teki bir programa katılan Nedim Şener dava hakkında açıklamalarda bulunmuştu. Kitabı daha önce okuduğum için o programı dikkatle izlemiştim.) 2009’da şikâyet üzerine açılan dava beraatle sonuçlanır. Şikâyetçinin verdiği dilekçe ile kitaptaki ifadelerin tutmadığı görülür. Yani, o şahsın şikayet ettiği kitabı bile adamakıllı okumamış olduğu kanıtlanır. (Yakınmadığı yapıtları nasıl okuyor kim bilir!) Kitabı baştan sona okumuş biri olarak Gürsel’in dinî değerleri aşağıladığına ilişkin bir kanaat oluşmadı bende. Müslümanları rencide edecek bir cümlesine rastlamadım. Kendisi Müslüman mı değil mi bilmem, ama Müslümanlığın ilk dönemleri hakkında epey araştırma yaptığı, bilgi edindiği ortada. Bu romanı yazmak için de zaten allameicihan olmaya da gerek yok hani.


İlginizi Çekebilir

Edebiyat Nedir ?

Kıyıya vurmuş bir balıktır edebiyat,çırpınarak denize ulaşmaya çalışan.Çırpınır insanlara ulaşmak için çoğu zaman.Nasıl ki denizdeki …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir