Home > Konular > Edebiyat (genel) > Deneme > Soros’un Açık Toplum Ülküsü

Soros’un Açık Toplum Ülküsü

Soros Açık Toplum adını verdiği kitabında kendisinin de aslında beslendiği, pay çıkarttığı küresel kapitalizmde reform öneriyor ve vahşi kapitalizmin yumuşatılmasını savunuyor…


 

Açık toplum… Hoş bir kavram gibi geliyor kulağa, değil mi? İşte bu kavramı “Açık Toplum” adı altında kitaplaştırdı George Soros. “Açık Toplum Birlikleri” kurdu, açık toplum adı altında vakıflar açtı, ekonomileri etkiledi.

 

Açık Toplum George Soros’un müstesna eseri. Kitaba şu açıdan bakıyor yazar: “Bu kitabı hayatımın eseri olarak düşünüyorum ve yaşadığım sürece üzerinde çalışmaya devam edeceğim.”

 

Açık toplum bir ideal; insanlar bunu ütopya gibi düşünebilirler, ama bu Francis Bacon’un “Yeni Atlantis”i ya da Thomas Moore’un “Ütopya”sı gibi bir ütopya değil. Gerçekleşebilir bir ideal… Hoş fikirler açık toplumun temeline oturtulmuş. Goerge Soros kulağımıza hoş gelebilecek fikirler sunuyor.

 

George Soros’u Fethullah Gülen’e benzetiyorum. (Ki 2009’da kaleme aldığım bu yazıyı Makale Marketi’ne göndermeden önce gözden geçirme esnasında internette gezinirken gördüm ki gazeteci Mehmet Barlas bir söyleşisinde Gülen’i Soros’a benzettiğini dile getirmiş.) Bu iki adamın ortak yönü, ikisi hakkında da hem olumlu hem de olumsuz eleştirilerin ortaya çıkmasıdır. Örnek verecek olursak Nihat Genç adlı yazarımız “Fethullah Gülen’in naaşı Türkiye’ye giremez.” diyecek kadar ileri gidiyor. Bir bakıyorsunuz Zaman gazetesinde Fethullah Gülen’e övgüler düzülüyor. Ama bir bakıyorsunuz Yaşar Nuri Öztürk hocamıza, Fethullah Gülen’e yergiler yağdırıyor. Herkes kendi bakmak istediği taraftan bakıyor adamlara. Bu yüzden son derece tarafsız olmaya çalışalım. Sadece şaha kaldıranı okursak da yanlış olur, sadece yerden yere vuranı okursak da.

 

Bildiğiniz gibi George Soros bir spekülatördür. Bunun anlamı ise bugünden karar alarak gelecekteki değişimlerden kâr elde etmek amacıyla yatırım yapan kişidir. Genellikle riskten korunmak isteyenlerin riskini satın alırlar. Bunların manipülatörlerden farkı, kötü amaçlı haber yapmamalarıdır. Manipülatörler yalan haber yayarak kazanç elde etmeye çalışırlar. Mesela bunlara karalama kampanyası düzenleyen bazı şirketler örnek olarak verilebilir. Rakiplerini alaşağı etmek için iftiralar atarlar, yok yere suçlarlar… E-postanıza ileti göndererek yandaş toplamaya çalışırlar.

 

Neyse, biz Açık Toplum’dan bahsedelim. Açık toplum ülküsünden bir adım geri atmıyor G. Soros. Bu birliğin dünyayı refaha veya huzura kavuşturacağına inanıyor. Bu birliğin ilkeleriyle hareket edilirse küresel kapitalist dünya rahat bir nefes alabilir kanaatinde. Nedir bu ilkeler? 1-) Düzenli, serbest ve âdil seçimler, 2-) Özgür ve çoğulcu medya, 3-) Bağımsız yargının koruduğu bir hukuk düzeni, 4-) Mülkiyet haklarını gözeten, dezavantajlı kesimlere sosyal güvenlik şemsiyesi ve fırsatlar sağlayan piyasa ekonomisi, 5-) Azınlık haklarının güvence altına alınması, 6-) Çatışmaların barışçıl çözüme kavuşturulması konusunda kararlılık, 7-) Yolsuzlukları engellemeye yönelik işleyen bir yasal düzen. İşte, “açık toplum”un temel ilkeleri bunlar.

 

Soros’un anlatımına göre, Açık Toplum Enstitüleri Türkiye ve Yunanistan haricinde bütün Balkan ülkelerinde faaliyet gösteriyormuş. Sadece buralarla sınırlı kalmıyor, Rusya ve Kafkasya ülkelerinde de Açık Toplum Vakıfları görevine devam ediyormuş.

 

Açık Toplum’da yazar görüşlerini felsefi temele oturtmuş ilk sayfalarda. Kitabın yarısı “açık toplum”un gerekliliği üzerinde duruyor. Somut örnekler ise kitabın ikinci kısmında veriliyor. Kitabı okumak isteyen arkadaşlar için söylüyorum ki kitabın ilk yarısını anlamaya çalışarak vakit kaybetmek yerine “açık toplum” ilkelerinden başladığı sayfadan itibaren okunmasında yarar görüyorum.

 

George Soros insanların, devletlerin kusurlu olduğunu baştan kabul ediyor. Onun için Soros’un açık toplumu Platon’un “Devlet”ine benzetilebilir. Allah katına ulaşamazsınız, fakat ibadet ederek ve dinin kurallarını ifa ederek Allah’a yaklaşabilirsiniz gibi… Platon Devlet’te bundan bahsetmiyor tabii ki, Platon’un bahsettiği “ideal devlet” yapısıdır. (Devlet’i okudum ve çok etkilendim. Felsefe meraklıları kesinlikle Devlet’e göz atmalı, hatta felsefeye Devlet’ten başlamalı.) En iyi model yoktur. En iyiye yaklaşan modeller vardır. Bu düşünceyle fikirlerini temellendiren Soros, küresel kapitalizmde reformu öneriyor. Kendi açık toplum fikrinin de kusurlu olduğunu baştan kabul ediyor. Yani, en iyi modelin kendisininki olduğunu iddia etmiyor.

 

Yazar bu kitabında gittiği ülkelerde yaptıkları faaliyetleri derinlemesine anlatmıyor, sadece onlara üstünkörü değiniyor. Kitabının 60 sayfalık kısmını 1997-1999 arasındaki Asya krizini anlatıyor ve bu krizden etkilenen Rusya’ya büyük çapta yer veriyor. Rusya’daki kriz esnasındaki faaliyetlerini iyice açıklıyor. Bu kısımlar ekonomik bilgi birikimi gerektirdiğinden pek bir şey anlamadım. Anladığım kadarıyla anlatmam gerekirse yazarın Rusya’daki krizi önlemek için çok çaba sarf ettiğini söylemek yerinde olacaktır. IMF ile görüşmeler, arabuluculuk etmeler, Rusya’daki önemli insanlarla fikir teatisinde bulunmalar vs… G. Soros Rusya’daki şubelerine yeterince güveniyor ve şunu söylüyor: “Açık toplum için mücadele, Stalin’in terörü ile bile söndürülemeyecek bir ateştir. Geleceği ne olursa olsun Rusya’da canlı kalacağına eminim.” Fakat ortada bir gerçek vardı. Soğuk Savaş döneminden kalma husumet hâlihazırda devam ediyordu. Batı ekonomileri, özellikle Amerika, Rusya’ya yardım etmeye isteksiz görünüyordu. Ortak çıkarlardan ziyade ulusal çıkarları göz önüne alan Batı demokrasileri Rusya’nın piyasa ekonomisine geçmesini hızlandırabilir ve Açık Toplum Vakıflarıyla ülke serbest piyasa ekonomisinde başarılı olabilirdi. Fakat büyük ülkeler kendilerine büyük bir yandaş bulma fırsatını teptiler. George Soros diyor ki: “Büyük toplumlar kendi millî çıkarlarına önem verdikleri gibi, küresel çıkarlara da hizmet etmeliler.” Kısaca, görüşü bu. Bunun tersine görüyoruz ki millî çıkarlar her zaman küresel çıkarların önüne geçiyor ve “Benim toplumum mutlu olsun da gerisi önemli değil.” anlayışı hâkim oluyor. Yugoslavya örneğini ele alalım. Kitapta Yugoslavya’dan da uzunca bahsetmiş Soros. En sonunda NATO müdahale etmek zorunda kaldı. Ama Yugoslavya’nın parçalanması önlenemedi. Batı işin daha çok askerî boyutuyla ilgileniyor, krize giren ülkelere maddi yardım sağlamada istekli davranmıyor. Paralar NATO askerlerine harcanıyor, ancak krizleri önlemek için gerekli maddi yardımda bulunulmuyor. ABD süper güç olarak kalmaya istekli, fakat dünyaya huzur vermeğe istekli değil. Küresel kapitalizm sistemini dünya için değil, ulusal çıkarı için kullanıyor. Dünyaya huzur vermek yerine, askerlerini kullanarak dünya jandarmalığı rolünü üstleniyor. Soros bu açıdan eleştiriyor ABD’yi ve ABD’nin kimlik bunalımı yaşadığını belirtiyor. Kitabın 294. sayfasında şöyle diyor: “… Maalesef ABD, dünyadaki rolü hakkında açık bir görüşe sahip değil veya daha kesin ifade edersek görüşleri içsel olarak tutarsız.”

 

G. Soros piyasa tutucularını, yani katıksız serbest piyasa ekonomilerini savunanları, eleştiriyor. G. Soros, “Piyasalar mevcut servet dağılımını yansıtırlar; söz konusu serveti sosyal adalet ilkelerine göre yeniden dağıtma işlevi yoktur piyasaların. Demek ki sosyal adalet, piyasa ekonomisinin mekanizmalarıyla ulaşılabilecek bir hedef değildir.” Türkiye’den bakacak olursak, Sabancı ve Koç aileleri çok zengin müteşebbislerden sadece ikisi. Fakat bu aileler çok zengin olsa da zenginlik tabana yayılmadıkça ulusal olarak bir zenginlikten bahsedebilmek zordur. Ki katıksız piyasa tutucularıyla ulusal devleti kökten kalkındırmak güçtür, çünkü onlar kendilerine ve çıkar gruplarına hizmet ederler. Bu yüzden devlet gerekli önlemleri almalıdır. Yazar, âdil bir düzeni olmayan küresel kapitalizmde reform öneriyor.

 

Bazı konularda yazarın fikirleriyle benim fikirlerimin örtüştüğünü fark ettim. Güçlü devletler kendileri için istediklerini başka devletler için isteseler sorunlar ortadan kalkar. İşleyiş bunun tam tersi yönünde. ABD’yi eleştiri yağmuruna tutuyor bu sebepten. Şöyle diyor: “… Eski komünist ülkelerin geçiş dönemini kolaylaştırmalarında yardımcı olacak bir evrensel fikir olarak açık toplumu pek önemsemedikleri sonucuna varmak zorunda kaldım. Soğuk Savaş propagandası beni yanlış yönlendirmişti. Özgürlük ve demokrasi hakkında söylenen bütün o sözler, propagandadan başka bir şey değildi.” Bence bütün ülkeler küresel ısınma konusunda bile mutabık -ABD Kyoto Protokolü’nü henüz imzalamadı- kalamazken yazarın söylediği, “olması gereken” düzenden öteye gidemiyor. Herkes güzel şeyler düşünüyor, ama “olan” ile “olması gereken” arasındaki uçurum gibi farkı olmasını beklediğimiz lehinde bir türlü pozitife dönüştüremiyoruz. Yazar da dönüştüremiyor, ama dönüştürmek için çaba sarf ediyor ve kendi ilkelerini dünyaya kabul ettirmek için vakıflar kuruyor.

 

Yazarla ilgili olumlu-olumsuz pek çok yayın olduğunu biliyorum. (CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Soros’un yan kuruluşu TESEV’e üye, hatta TESEV’in kurucu üyesi olduğunu açıkladığında kopan yaygarayı hatırlayın.) Özellikle Banu Avar, Mustafa Yıldırım gibi ulusalcı yazarların kitaplarında Soros’un tehlikeli faaliyetlerini işlediği de apaçık bir gerçek. Ama bu yazı bu tartışmaları sizinle paylaşmak için kaleme alınmadı. Onun turuncu devrimlere yol açtığı Ukrayna, Gürcistan vb. ülkelerin yaşadığı iç karışıklık ortada. Yazarın gidip karıştırdığı ülkeler başka bir yazının konusu olabilir ancak. Bütün bu küresel kapitalizmde reform isteyen düşüncelerinde, son derece açık “açık toplum” ilkelerini savunmakta, aslında kendisinin beslendiği ve kendisine pay çıkarttığı sistemin yeniden yapılandırılmasında samimiyse eğer, kapitalizmin yarattığı bir dev hâline gelen Soros’un vahşi kapitalizmin dizginlenmesinde, yatışmasında bir nebze de olsa rolü olacağı açıktır.

 

 


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir