Home > Konular > Edebiyat (genel) > Edebiyat > Son Yeniçeri Kitap Özeti

Son Yeniçeri Kitap Özeti

Kitap Özeti: Son Yeniçeri
1826 Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması olayına bu eser ile bambaşka bir pencereden okuyucularının bakmasını sağlayan Yazar Reha Çamuroğlu yeniçeri ocağının toplum düzeni içerisinde sosyal, ekonomik ve askeri yerine çok daha geniş bir açıdan bakmamızı sağlarken, yeniçeri ocağı ile padişah arasındaki mücadeleye ve dönemin meşhur olayları: Sened-i İttifak, Alemdar Mustafa Paşa,Nizamı Cedit( Yeniçeri Ocağının yerine getirilmesi düşünülen), iç isyanlar, Kabakçı Mustafa İsyanı olaylarına dönemin sosyal canlandırmaları ve karakterleri ile ışık tutmaktadır…


 

Olay örgüsü yönünden muhteşem bir zenginliğe sahip olan eser, Osmanlı İmparatorluğunun Hotin Kalesine yaptığı seferde bir yeniçeri ağası olan Arif Ağa’ya esir düşen genç Petru’nun gözünden anlatımlarla başlar.Esir düşen Petru, çocukluk Türkler ile ilgili bildikleri çocukluğunda anlatılan korkunç hikayelerdi.Anne ve babasından ayrı düşen Petru onların duyduğu evlatlarının öldüğü düşüncesi ile çekecekleri acı ile ilgili “ Herhalde annem daha sık ağlar babam ise içki içerken masaya yumruğunu daha sert vurur” diye özetler.Esir düşen devşirmelerin ailelerinin kaderleri budur.

 

Arif Ağa her ne kadar sert bir yapıya sahip olsa da Petru’yu oğlu gibi görmekte ve ona saçlarının renginden dolayı “Sarı” diye hitap etmektedir bir süre sonra Petru’nun adını Abdullah koymuştur.Abdullah, Hristiyanlığı özgürce yaşamasını sağlayan Arif Ağa’yı sevmiş daha sonra Müslüman olmaya karar vermiştir.Arif Ağa’nın oğlu Sabit’i kendi oğlu gibi gören Abdullah, Arif Ağa’nın kızına aşık olmuş ve evlenmişlerdir.

 

Daha sonra olaylar Sabit’in anlatımları ve bakış açısıyla okuyucuya eser ve işlediği konular ile ilgili yorumlar yapabileceği zengin bir manzumeye dönüşmüştür.

 

Bilindiği üzere yeniçerilerin askeri disiplin konusundaki yetersizlikleri, başıbozuklukları ve sık sık isyana kalkışmaları Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme dönemindeki etkenlerinden biri olarak görülüyordu.

 

Eser de yeniçerilerin ek iş yapan askerlerden oluştuğunu tek işlerinin askerlik olmadığı ve yeniçerilere gerçekten padişahlar tarafından bir düzenleme getirilmediği bunun yerine yeni ordular kurarak bir şekilde yeniçeriliği ortadan kaldırma amacı güdüldüğü anlatılmaktadır.Gerçekten de Osmanlı padişahları yeniçeriliğe bir nizam getiriyor gibi yapsa da asıl amacı tek başına iktidar olmak ve yönetimde yeniçeriyi etkisiz hale getirmekti.Kanuni’den beri padişahlar düzenli olarak ordu ile birlikte savaşa gitmiyor geride ailesi olan yeniçeriler tabii olarak seferlerdeki ganimetleri ailelerine götürüyor ve başkaca işlerde çalışıyorlardı.

İsteyenin rahatlıkla ocak mensubu olabildiği bu topluluğa yazarın deyimi ile “akandan damlamıyordu”.Ayrıca ordu içerisinde sefere gidenler ve gitmeyenler, padişah yanlısı ve padişah karşıtı gibi gruplaşmalar olmuştu.III.Selim’in tahta çıkmasıyla birlikte 1806 yılında Osmanlı Rus Harbi başladı fakat bir takım yeniçeriler savaşa gider iken bir kısmı da yeni kurulmuş olan Nizamı Cedit ordusundan rahatsız oldukları için İstanbul’da kalmaya karar vermişlerdi.

 

Yeniçerilere göre savaşta başarılı olup olmamak, saray için önemli değildi.Her halükarda yeniçeri ocağı kökünden kazınmak isteniyordu.Bunun için savaşlar ve isyanlarda yeniçeri ocağı en ön safta kırdırılırken, Nizamı Cedit ordusuna en modern silahlar ve mühimmatlar sağlanıyordu.Bu durum yeniçeriyi rahatsız etti ve “Kabakçı Mustafa İsyanı” patlak verdi.İstanbul’da yönetimi ele geçiren yeniçeriler, Nizamı Cedit ordusunu ilhak etmiş, kukla padişahları IV. Mustafa’yı tahta çıkarmış ve devlete hakim olmuşlardı.Ta ki 1808 de Alemdar Mustafa Paşa, III.Selim aleyhtarları tarafından kışkırtılarak İstanbul’a gelip, Kabakçı Mustafa’nın kellesini alana kadar.Ölümün bu kadar sessiz gelmesi İstanbul ahalisini ve yeniçerileri de korkutmuştu.Gerçekten de Alemdar Mustafa Paşa son derece güçlü bir orduya sahipti fakat kendisinin de yeniçeri ocağına kayıtlı olması ve yeniçerilerin temkinli yaklaşması ile herhangi bir çatışma yaşanmadı.

 

II.Mahmut’u tahta çıkaran Alemdar Mustafa Paşa sadrazam olmuş, merkezi ve ayanları güçlendiren Senedi İttifak anlaşması ve Sekbanı Cedit adında bir ordu kurması ve  ile yeniçerilerin tepkisini çekmişti.Bunun üzerine yeniçeriler bir sabah Alemdar Mustafa Paşa’nın sarayını bastılar ve her tarafı ateşe verdiler.İktidarına gölge düşüren Alemdar Mustafa Paşa’yı istemeyen Padişah II.Mahmut’dan uzun süre yardım gelmeyince Mustafa Paşa  bulunduğu cephane deposunu ateşe vermiş ve kendisi ile birlikte yüzlerce yeniçeriyi de beraberinde götürmüştü.

 

Yazarın deyimi ile “ yeniçeri ahalinin sopası” idi.Yeniçeriler esnaf, fırıncı,manav veya tellak olmaları sebebi ile sadece asker değillerdi tarihte örneği olmayacak bir biçimde sivil-asker bir statüye sahiplerdi.Padişahın koyduğu vergi onları da etkiliyordu.Bu yüzden halkın çektiği sıkıntıyı rahatlıkla görebiliyor kimi zaman halk ile birlikte kimi zaman halkın kışkırtması veya onlardan bağımsız padişaha başkaldırabiliyorlardı.

 

Yeniçeri iktidarda kuvvetli bir topluluktu ve bir takım cemaatlerce yönetiliyordu.Yazar aslında bunun bir Ulema-Alevi Bektaşi savaşı olduğunu ve gerçekten de yeniçeriliğin özellikle son dönemlernde giderek Bektaşi ocaklarına kaydığı herkesçe bilinen bir gerçekti.Sadece asker olmayan yeniçeri topluluğunun, içlerinde döndürdükleri ticaret ve ekonomi kapitülasyonlardan faydalanan bazı Avrupa devletlerini de rahatsız etmişti.Osmanlı’yı daha rahat kullanabilmek ve ona istediğini yaptırabilmek için Avrupalı devletlerde yeniçeriyi istemiyor olabilir miydi?

 

Bu askeri topluluğun içerisinde Cumhuriyet’i getirmek isteyenlerinde varlığı herkesçe bilinmekteydi ki son isyanları olan 15 Haziran 1826 meşhur Yeniçeri Ocağının kaldırılması olayında da  söyledikleri “biz Osmanlıyı istemezük” olmuştu.İsyan başarıya ulaşsaydı padişahlık devam edecek miydi?Yazara göre ne yazık ki bu isyan başarı ile sonuçlanamadı ve İstanbul’da binlerce yeniçeri katledildi.Sadece yeniçeriler değil, Bektaşi ocakları ve cem evleri de ateşlere verildi.İstanbul’da komşunun komşuyu öldürdüğü, sokak ortasında idamların yapıldığı, şehrin toza, dumana ve kana bulandığı bu kızıl güne Vakayı Hayriye (Hayırlı Olay) denmesini sert bir dille eleştiren yazar daha sonra canını kurtaran yeniçerilerin Belgrad Ormanına kaçması ve yeniçerilerin İstanbul’a yeniden gelmesinden korkan II.Mahmud’un ormanı yakması ile 3000 bin yeniçeri ölmüş ve yeniçerilik tamamen sona ermiştir.


İlginizi Çekebilir

Neveser: Bir Siyasal Münakaşalar Romanı

İlk kez 2010’da okuduğum Neveser ile ilgili bir yazı kaleme almıştım. Bu yazıyı kitabı ikinci …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir