Home > Konular > Bilim > Evrim > İnsan Irkına Sızan Asimile Maymunlar 2. Bölüm

İnsan Irkına Sızan Asimile Maymunlar 2. Bölüm

Bu çağın insanı modern topluluklarda yaşamıyorsa yani yeryüzünün ücra köşelerinde balta girmemiş orman içlerinde ve mağaralarda yaşıyorsa ki biz bunları ancak bilimsel gezilerde ya da turistik gezilerde görebiliyoruz. Bu insanlar bulundukları doğal ve ilkel şartlara uyarak yaşamaya çalışmakta kullandıkları yaşam araçları, yiyecekleri, vücut yapıları, çirkinliklerini örtecek kozmetik dünyaları ve her koşula uyacak kıyafetlerinden yoksun olarak yaşamaktadırlar…

 

Bu çağın insanı, modern topluluklarda yaşamıyorsa yani yeryüzünün ücra köşelerinde balta girmemiş orman içlerinde ve mağaralarda yaşıyorsa ki biz bunları ancak bilimsel gezilerde yada turistik gezilerde görebiliyoruz, bu insanlar bulundukları doğal ve ilkel şartlara uyarak yaşamaya çalışmakta kullandıkları yaşam araçları, yiyecekleri, vücut yapıları, çirkinliklerini örtecek kozmetik dünyaları ve her koşula uyacak kıyafetlerinden yoksun olarak yaşamlarını devam ettirmektedirler.


Modern topluluklarda yaşayan insan toplulukları, oluşabilecek küresel felaketler, ani iklim değişikliği ve kitlesel hastalıklar sonucunda yok olduğunda kendi oluşturdukları medeniyet unsurları da (bilimsel araştırmalara göre en fazla 20 000 yada 30 bin yılda) tamamen yok olmaktadır. Bu durumda sadece medeniyetten uzak insanların yaşama şansları ve ilkel yaşantıları devam etmektedir. Zaten insanlık tarihi, her çağda yeryüzünün pek çok noktasında tıpkı bu günkü gibi modern yada ilkel anlamda sadece medeniyet araçlarını değiştirerek yaşamaktadır.


Burada anlatmak istediğimiz, kurulan modern medeniyetin küresel bir felaketle sonuçlanmasının ve 40 bin yıl sonrasındaki insanların bizleri araştırmaya giriştiklerinde, buzul tabakalarında ve mağaralarda belki iyi koşullarda kalmış fosiller ve birkaç gereçle bizi ve modern yaşantımızı asla anlayamayacaklarıdır. Bizleri, bulunan fosillerimize belki bilgisayarla giydirilmiş biçimimizle tanıtarak bu çağda ilkel olarak yaşayan insan grupları ile tanıtıyor olacaklardır ve bunu bu çağda yaşayan tüm insanlığa genelleştireceklerdir. Bu günün bir kısım insanı, bu yanılgıya düşerek beklide doğal değişimleri, evrim teorisine devşirerek bilime ateist felsefeyi karıştırmayı bu yüzden tercih ediyor olabilir.


Fosiller ne yazık ki kendi adlarına konuşmazlar. Onları hayata getiren bilim İnsanlarıdır ve bunu yaparken genellikle kendilerinin en iyi yada en kötü karakteristiklerini fosillere atfederler. Her nesil, geçmiş insan ırklarına ve diğer maymun ırklarına kendi korku, kültür ve hatta bazen kişisel geçmişlerini yansıtır. Bunlar bizim kendi doğamızı gösteren sessiz bir kaynaktırlar, buna rağmen kendimizin değil de onların doğasını aydınlattığımızı düşünerek gururlanıp avunuruz.

 

Meşhur evrimcilerden L. Zuckerman da çalışma prensiplerini şöyle dile getirir: Saf ilmi düşünceyle, fizik ve kimya kanunları ışığında işe başlıyoruz. Fakat, hemen objektif hakikatlerden uzaklaşarak kıyas ve tahmine dayanan sahaya kayıyoruz. Hissi bir sezişle veya izah tarzıyla insanın fosil tarihiyle ilgili hükmü veriyoruz.

 

Yine evrimcilerden Gould, çaresizliğini şu soru ile dile getiriyor: Cedlerle nesiller arasında geçiş gösteren hangi deliller var? O”nun bu sorusuna evrimci anatomi profesörü Kitts şöyle cevap veriyor: Paleontolojinin (Fosil bilgisi), evrimle ilgili delilleri sağladığına dair parlak sözlerine rağmen, evrimcilerin problemleri çözülememiştir. Bunların en önemlisi, fosiller arasındaki boşluklardır. Evrim için türler arasında geçiş formu gereklidir. Halbuki paleontoloji bunu temin edememiştir.


Paleontolojik bulgular, bundan neredeyse bir milyon yıl öncesinde, bize tıpatıp benzeyen Homo sapiens insanlarının yaşadığını göstermektedir. Bu konudaki bulgulardan biri, Atapuerca adı verilen bölgede bulunan bir fosildir. Bu fosilin günümüz insanıyla aynı özellikler taşıyor olması, evrimcilerin insanın evrimi hakkındaki inançlarını sarsmıştır. Çünkü evrim soyağacına göre, 800 bin yıl önce Homo sapiens”in yaşamamış olması gerekmektedir.

 

Hatta pek çok bulgu, Homo sapiens”in tarihinin 800 bin yıldan bile eski olduğunu gösteriyordu. Bunlardan birisi, Louis Leakey”nin 1970”lerin başında Olduvai Gorge”daki bulgularıydı. Leakey buradaki Bed II katmanında Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus türlerinin aynı anda ve birarada yaşadıklarını tespit etmişti. Ancak bundan da ilginç olan, Leakey”in aynı katmanda (Bed II) bulduğu bir yapıydı. Leakey burada, taştan yapılmış bir kulübenin kalıntılarını bulmuştu. Olayın en ilginç yönü ise, Afrika”nın bazı bölgelerinde hala kullanılan bu yapıların sadece Homo sapiensler tarafından yapılmış olabileceğiydi! Yani, Leakey”nin bulgularına göre, Australopithecus, Homo habilis, Homo erectus ve günümüz insanı, bundan yaklaşık 1.7 milyon yıl önce birarada yaşamış olmalıydılar.

 

Australopithecu’ un Habilis’ e anatomik ve fizyolojik olarak daha yakın olduğu ancak habilis’in zeka olarak homo erectus’ a daha yakın olduğu ve diğer bazı benzerliklerden dolayıda bilim insanları önce Neandertallerin insansı maymunlar ile modern insan arasında bir tür olduğunu, modern insandan farklı oldukları için de insanın atası olamayacakları düşündü. ancak daha sonraki geniş kapsamlı araştırmalarsonucunda bu tarifin cokta doğru olmadığınıda itiraf etmişlerdir.
Yukarıda sıraladığımız insan ırkları ile maymun ırklarının, tıpkı bu günkü gibi geçmiş bin yıllarda da bir arada yaşadıkları hemen hemen kesinleşmiş durumdadır. İnsan ırklarının insansı maymunlara genetik, fizyolojik ve DNA benzerlikleri, gelişmiş araştırma laboratuarlarının ve genetik mühendisliğinin ilgi alanına girmesine rağmen bu durum birkaç yüz yılı henüz geçmemektedir. insanlar, maymunlar, domuzlar ve fareler üzerindeki genetik gelişmişlik koyun kopyalamadan insan kopyalama aşamasına gelmişlik insanın geleceğine yönelik olarak iyimser düşünceler kadar kötümser düşünceleri de rahatlıkla akla getirmektedir. Belki bu tehlikeli aşama bu günkü denemeler gibi geçmiş bin yıllarda da gelişmiş insan topluluklarınca denemişe benziyor.


Bu konuda Sümer metinlerinde yer alan bir diğer pagan efsane ise insan ırkının oluşumuyla ilgilidir. Bu metinlerde yeni bir insan ırkının oluşturulması için Prens Ea adındaki putun görevlendirildiği anlatılır. Sümer metinlerinde, Ea’nın mevcut maymun adam ya da maymun kadınların genlerini değiştirdiği bir süreçten bahsedilir. Bunları, putperest düşüncelerinin neticesi olarak, insanlarla bağlantısı olmayan, tümüyle farklı bir ırk olarak kabul etmişlerdir. (http://www.theforbiddenknowledge.com/genesis/)


Yukarıda geçen kıssa sümer tabletlerinde bulunmaktadır. Ve yine özellikle amerika 2003 te Irak merkez bankasında saklanan bu sümer tabletlerini sözde bir isyan ele geçirerek ıraktan çıkardıkları söylenmektedir.


Gerek gelişmiş araştırma laboratuarlarındaki sonuçlar olarak gerekse üretilen teorilerden, gerekse Kur’an da ve diğer kutsal kitaplarda maymunlara yapılan göndermeler ve meşhur Atlantis efsanelerindeki bu karşılaştırmalar bizlere şu mesajı veriyor olabilir İnsansı maymunlar geçmiş bin yıllarda gelişmiş insan ırkları tarafından bazen köle, bazen işçi, bazen genetik çalışmalar sonucu ve bazen de cinsel birleşme yolu ile kullanıldılar ve insan ırkına genetik olarak bulaştırıldılar. Bu durum geçmişte olduğu gibi bu günde insan gruplarında anatomik ve fizyolojik benzerliklerin yanı sıra vahşilik, şiddet ve cinsel sapkınlık genlerini de insansı maymundan insan ırkına sızma sonucunu doğurmuşa benziyor.


Vahşilik ve şiddet maymunlarda ve diğer hayvan gruplarında ağırlıklı olarak belki cash bellek üzerinde tutulmakta ancak belki insanda daha tehlikeli olarak persistent storage bellekte yani kalıcı bellekte ve aynı zamanda programlanabilir, paylaşımlı olarak tutulmaktadır. Vahşilik, şiddet ve cinsel sapkınlık geninin sızması sonucu savunma dışı olarak öldürme, cinsel sapkınlıklar, savaşlar, doğa katliamları ve bunun sosyal alandaki yansımaları olarak önyargılar, ideolojiler ve fanatizm, sosyal zenofobi, paranoid ve şizofren semptomları gerçekleşmektedir.


Bu gün görünen odur ki.. TİN suresi 4 de ‘’Biz insanı en güzel bir biçimde, en güzel duygularla, ilâhî ahlâk ile ahlâklanacak güzellikte, hayat şartlarına katlanabilecek, dünyadaki sorumluluğunu üstlenebilecek mükemmeliyette imkân ve kabiliyetlerle yarattık’’ buyruğunun yanı sıra insanlık..
TİN suresi 5 deki ‘’ Dahası ona, en düşük ahlâkî seviyeye inebilecek, sorumsuzluğun dibine vurabilecek hayat şartlarına hiç katlanamayacak, ömrünün en verimsiz en fena çağını yaşayabilecek zaafları da verdik’’ buyruğunu birlikte yaşama taraflısı gibi İnsan ırkı umarız gen biliminin ışığında ilerleme sağladıkça vahşilik, şiddet, cinsel sapkınlık ve bunun sosyal ve psikolojik yansımalarını da genlerinden temizleme yoluna gidecektir.

Online Alışveriş Önerisi

İlgilendiğiniz ürünleri internete özel indirim fırsatları sunan ePTTAVM (PTT Alışveriş Sitesi) üzerinden satın almanız mümkün. Ücretsiz kargo ve kapıda ödeme gibi avantajları var. Diğer alışveriş sitelerinin aksine, PTT güvencesi ile yurdun her iline, her ilçesine gönderim yapıyor. Buraya tıklayarak ePTTAVM sitesine giriş yapabilir ve sipariş verebilirsiniz >>.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir