Home > Konular > Bilim > Evrim > Evrim mi, Yaratılış mı?

Evrim mi, Yaratılış mı?

Zaman zaman gündeme gelen “Evrim mi, yaratılış mı?” konusu zihinleri meşgul etmektedir. Bu konuda çıkarmayı planladığım kitabımda yer vereceğim tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.  Olumlu/olumsuz görüşlerinizi değerlendirmek istediğimi belirtmek isterim.

Evrim teorisi, bütün canlıların birkaç milyar yıl önce oluşmuş tek hücreli ortak bir atadan geldiğini, canlı türlerinin nesilden nesile değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazandığını ifade eden bir teoridir. Genlerdeki mutasyonlar (DNA’da meydana gelen değişiklikler), göçler (gen akışları) veya çeşitli türler arasında yatay gen aktarımları sonucu türün bireylerinde yeni veya değişmiş özelliklerin (varyasyonların/çeşitlenmelerin) ortaya çıkması, evrim sürecini yürüten temel etmenlerdir.

Evrim teorisinin en temel mekanizmaları, mutasyon ve doğal seçilim (seleksiyon)dir. Buna göre, canlı türlerinin oluşumu mutasyonlarla (genetik değişikliklerle) canlılarda yeni değişimlerin oluşması ve çevreye uyum sağlayamayan canlıların doğal seçilim sonucunda elenmesi ile gerçekleşmektedir.

Örneğin, uzun boyunlu zürafaların varoluşu, doğal seçilim ile şu şekilde izah edilebilir: Öncesinde kısa boyunlu zürafalar mevcutken, zamanla bazı uzun boyunlu zürafa çeşitleri oluşmuş, uzun boyunlu zürafaların daha iyi beslenme imkânlarına sahip olmaları (adaptasyon kabiliyetlerinin daha iyi olması) sonucu, uzun boyunlu olanlar hayatta kalırken, kısa boyunlu olanlar doğal seçilimle yok olmuştur. Tür içindeki çeşitlenme “mikro evrim” olarak adlandırılırken, yeni türlerin oluşması “makro evrim” olarak adlandırılmaktadır.

Evrim teorisini sistematik olarak ilk ortaya koyan kişi Lamarck’tır. Lamarck, Tanrı’nın varlığını da kabul eden bir evrim görüşü savunmuştur. Darwin’in doğal seçilime dayalı görüşleri etrafında şekillenmeye başlayan evrim teorisi, Mendel’in kalıtım kuramı ile modern moleküler biyoloji ve matematiksel popülasyon genetiği ışığında birleştirilerek, Yeni-Darwincilik (Neo-Darwinizm) olarak son aşamasına ulaşmıştır.

Evrim felsefesinin dayandığı prensipleri dört kategoride toplamak mümkündür:

  1. Evrimin uzun zaman içinde kademeli biçimde gerçekleşmiş olması,
  2. Bir türün başka bir türden oluşması,
  3. Bütün varlıkların, tek bir hücrenin farklılaşmasıyla meydana gelmiş olması (Tek hücreliden omurgasız çok hücrelilerin, onlardan balık, balıktan kurbağa, kurbağadan sürüngen, sürüngenden kuş ve memeli ve neticede maymundan insanın oluşmuş olması)
  4. Bütün hadiselerin, tesadüfen ve kendi kendine cereyan etmesi.

Thomas Kuhn’un ortaya koyduğu paradigma terimi, bilim insanlarının dünyaya bakış açılarını belirleyen, yapılan bilimsel çalışmaların ön kabullerini dikte eden, ayrıca bilimsel faaliyetin oluştuğu ve kontrol edildiği sosyolojik ortamı ifade eden genel çerçeveyi belirtmektedir. Bilimsel faaliyet; sosyolojik ortamdan bağımsız, mutlak olarak objektif bir uğraş olmadığı için, bilim cemaatinin ön kabul ve tavırları söz konusu faaliyetlere bir çerçeve çizmektedir. Örneğin, Kuhn, bilim insanlarının genelde objektif olamadığını, çalışmalarına başladıkları zamanki öngörülerini haklı çıkarmak için gerek aletleriyle, gerekse teorilerindeki denklemlerle oynamaktan kaçınmadıklarını belirtir. Duane T. Gish’in, türlerin birbirlerinden bağımsız yaratıldığını kabul edenlere makale yayınlatmada, doktora ve profesörlük derecelerini kazanmakta zorluk çıkarıldığına; medya kuruluşlarında ve National Geographic, Reader’s Digest, Life gibi etkin popüler dergilerde evrimci bilim insanlarının hâkimiyetinin alternatif görüşlere geçit vermediği yönündeki tespitleri de, evrimci paradigmanın bilimdeki hegemonyasını göstermektedir. Bilim insanlarının “inançları”, kendilerini takip eden bilim insanlarını da evrimci paradigma içinde hareket etmeye zorlamaktadır. Evrim teorisini ispat adına Piltdown adamı, Haeckel’in embriyo çizimleri ve Nebraska adamı gibi bazı sahtekârlıklara tevessül edilmesinde, bu görünmez çerçevenin/paradigmanın etkili olabileceği dikkatten kaçmamalıdır.

Evrim teorisinin bu kadar taraftar bulmasının ve ona keskin biçimde karşıt olunmasının altında evrim teorisinin felsefesi yatmaktadır. Her ne kadar evrim teorisinin ortaya çıkışından sonra, Tanrı inancını dışlamayan bazı evrimcilerin mevcut olduğu göze çarpsa da, gelinen noktada evrim teorisi, natüralizm, materyalizm ve ateizmin biyolojideki yansıması olarak kendini konumlandırmıştır. Aydınlanma dönemini müteakip, yaşamı dinden ”arındırma” paradigması materyalist felsefenin güdümünde, birçok alanı şekillendirmiştir. Bu anlamda, Darwin’in biyoloji alanındaki çalışmaları, Marx’ın ekonomi ve sosyoloji alanında ve Freud’un psikoloji alanında yaptığı çalışmalar ile paralel mahiyettedir. Natüralizm, doğa dışından bir müdahaleyi kabul etmez, materyalizm madde dışında hiçbir varlığın bulunmadığını savunur, ateizm ise Tanrı’nın var olmadığını öne sürer. Gerek doğa dışında hiçbir varlığı kabul etmeyen felsefî natüralizm (Tanrı’yı yok sayarak doğayı ele alan), gerekse doğanın doğa dışı sebeplerle açıklanamayacağını öne süren metodolojik natüralizm (Tanrı yokmuşçasına doğayı ele alan), ateizmin bir izdüşümü olarak günümüz bilimine hâkim paradigmayı oluşturmaktadır. Bu paradigma içinde, bir Yaratıcı’yı işaret ve ima dahi eden bir söylem içinde bulunulması mümkün değildir. Bu çerçevede, evrim teorisinin iddia ettiği biçimde sürecinin yaşanmış olduğu kabul edilse bile, Yüce Yaratıcı’nın yaratmada kullandığı bir yöntem olarak görülebilecek evrimin, doğa içinde olduğu varsayılan tesadüfler zinciri ile açıklanmasından başka bir seçenek kalmamakta ve evrim sürecini kabul, natüralizm, materyalizm ve ateizmin de kabulünü zorunlu kılan bir pakete dönüşmektedir.

Modern dünyada, birçok insan bilimin “en kesin ve en doğru bilgi”yi verdiğine sarsılmaz biçimde “iman”etmektedir. Halbuki, dinin temelinde inanç yatarken, bilimin temelinde şüphe yatmaktadır. Bilimin yanlışlarını düzeltebilmesi ve ilerleyebilmesi, ancak şüphe ile mümkündür. Bu anlamda, evrimcilerin, evrim teorisinin bilimselliğin kriterlerini oluşturan deneylenebilme, gözlenebilme, yasalara sahip olma ve öngörüde bulundurabilme açısından gerekli kriterleri karşılayamadığı; kanıtlarının yetersiz olduğu, alternatif teorilerin mümkün olamayacağı noktasında yöneltilen eleştirileri göz ardı ederek, söz konusu teoriyi dinî inançların karşısında bir inanç olarak konumlandırmış olması, evrim teorisi adına bir talihsizliktir. Bu haddini bilmez ve talihsiz yaklaşıma bir örnek olarak, 27/05/2005 tarihli Radikal Gazetesi’nde Bilim ve Gelecek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni E. Helvacıoğlu’nun “Bundan üç-dört yıl kadar önce, İstanbul, Ankara ve Kocaeli’deki üniversite öğrencileri arasında bir ‘Safsata Anketi’ düzenlemiştik. Sonuçlar tek kelimeyle korkunçtu. Biyoloji fakültesi son sınıf öğrencileri arasında ‘Adem ile Havva’dan geldiğimize’ inananların oranı yüzde seksen beş dolaylarındaydı. Yanlış okumadınız; bu anketi mahalle kahvelerinde değil, biyoloji fakültesi son sınıf öğrencileri arasında yapmıştık, yani şimdi o öğrencilerin hepsi birer biyolog!” ifadeleri verilebilir.

Evrimcilerin en temel varsayımlarından biri olan, türlerin birbirine dönüştüğü iddiasına farklı alternatifler üretilmiştir. Türlerin ayrı ayrı yaratıldığını savunan ve biyokimyacı Michael J. Behe tarafından ileri sürülen akıllı tasarım teorisinde biyolojik olayların bir plân ve programın gereği olduğu, organizmaların sahip oldukları kompleks yapıların kademeli bir evrimle oluşamayacağı, “indirgenemez karmaşıklık” çerçevesinde, bir bütünü oluşturan parçaların tek başına bir şey ifade etmeyeceği, bu parçaların bir arada olması halinde işlev göreceği, her bir organın yaptığı görev, çok kompleks ve karmaşık olaylar zincirinin bir sonucu olduğu, bu görevin yapılabilmesinin bütün şartların bir anda var olmasıyla mümkün olabileceği ifade edilmiştir. Behe, gözün yapısı, bakteri kamçısı ve kanın pıhtılaşma mekanizması gibi konularda örnekler vermiştir.

Evrim kavramı ile evrim teorisinin aynı şey olmadığına dikkat edilmelidir. Caner Taslaman’a göre, Müslüman düşünürlerin eserlerinde, biyolojik (türlerin değişimi bu evrimin konusudur), sosyal (medeniyetlerin gelişimi gibi faktörler buna dahildir) ve psikolojik (insanın ahlaki ve manevi açıdan gelişimini anlatır) evrimden bahsedilmiş, bazılarında ise, türlerin birbirinden evrimleştiği iddiası olmaksızın canlıların arasında “varlık mertebeleri”ne göre sıralama yapıldığı görülmüştür. Mehmet Bayrakdar, evrime eserlerinde yer veren Müslüman ilim adamlarında, dört çeşit modelin göze çarptığını belirtmektedir:

1) Çekirdek-varlıktan, türlerin ardarda evrimi: Nazzâm tarafından savunulan modele göre, Allah’ın doğrudan doğruya yarattığı bir çekirdek-varlığın evriminden, bir yandan bir bütün olarak kâinat oluşurken, diğer yandan da, birbirlerinden bağımsız olarak ve sırasıyla maden, bitki, hayvan ve insan gibi varlık türlerinin ilk ana türleri oluşmuştur. Her ana tür de, kendi içinde, biri diğerine dönüşmeksizin evrimleşmiş, böylece, bir türün çeşitli üyeleri ve yan türleri meydana gelmiştir.

2) Çekirdek-varlıktan, türlerin zincirleme dönüşümlü evrimi: Câhız ve Abdulkâdir Bîdîl gibi bilginlerin modeline göre, bütün kâinat ve varlık türleri bir tek çekirdek-varlığın evrimiyle meydana gelmiştir. Basit türlerden kompleks türlere doğru bir sıra takip eden bu zincirleme evrimde, bir alt türün dönüşümüyle bir üst türe geçilmiştir.

3) Canlı varlık ana türlerinin, doğal olarak ardı ardına çıkışı: Özellikle Câbir b. Hayâm, Bîrûnî, İbnu’n-Nefis ve İbn Tufeyl gibi bilginlerin savunduğu modele göre, Allah’ın yaratma fiilinin bir tecellisi olarak, yeryüzünün uygun bir yerinde, güneş ısısının ve ışığının, su, toprak, hava gibi çeşitli unsur ve gazların oluşturduğu karışıma tesiriyle, bu karışımın mayalanıp kokuşması, yani bir çeşit kimyasal evrim geçirmesi sonucunda, ardarda bitki, hayvan ve insan gibi canlı türlerinin ana türleri, kendiliğinden doğal olarak meydana gelmiştir. Daha sonra, her canlı ana türü, kendi içinde dönüşümsüz bir şekilde evrimleşmiş ve neticede bu evrimden, o ana türün üye ve benzer türleri türemiştir.

4) Külli ruhtan, türlerin zincirleme dönüşümsüz evrimi: Bu modele göre, Allah, önce, evrimiyle bütün kâinatı, somut ve soyut bütün varlıkları meydana getirecek olan külli varlığı yaratmıştır. Külli ruhun akışıyla varlıkların meydana geliş sıraları şöyledir: Önce ruhi varlıklar, daha sonra basit semavi unsurlar ve cisimler, daha sonra madenler, daha sonra bitki ve hayvan türleri ve nihayet insan türü. Belli özelliklere sahip türlerin, hepsi, bir âlem adı almıştır: Bitkiler âlemi, hayvanlar âlemi gibi…

Bu görüş, Müslüman evrimcilerin çoğunun paylaştığı görüştür. Bunlar arasında, İbn Miskeveyh, Ihvânu’s Safâ, İbn Heysem, İbn Arabî, Mevlânâ, Nâsıruddîn et-Tûsî, Muhammed Zekerriyyâ el-Kazvînî, İbn Haldun, Kınalızâde Ali Efendi ve Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi bilginler vardır. Bu bilginler, varlık âlemleri arasında yer alan türlerden de bahsetmiştir. Örneğin, mercan (bazılarınca yer mantarı) madenler ve bitkiler arasındaki ara tür, hurma ağacı (bazılarınca boru çiçeği) bitkiler ve hayvanlar arasındaki ara tür, maymun (bazılarınca nasnas tabir edilen maymun-insan) hayvanlar ve insan arasındaki ara tür olarak görülmüştür. Bu konuda “Halanız olan hurma ağacına saygı gösteriniz! Çünkü ilk hurma ağacı, Âdem aleyhisselâmın çamuru artıklarından yaratıldı” şeklinde hadis rivayetlerinin olması dikkat çekicidir.

Bu modellerin tümünde, insanın, evrimin en son devresinde, en son varlık türü olarak meydana geldiği ifade edilmiştir. Onun meydana gelişiyle de, varlığın oluşumsal evrimi tamamlanmıştır. Bu yönüyle evrim teorisinden ayrılırlar. Bütün Müslüman evrimciler, kâinatı Allah’ın eseri kabul ettiklerinden, yaratılışı, kendi kendine meydana gelmiş bir olay değil, Allah’ın bir “işi” olarak görürler. Müslüman evrimcilere göre, Allah, hem kâinatın yaratılışının başlatıcısı, hem de, evrimin veya evrimleştirmenin gerçek failidir. Bu anlamda da, Müslüman bilginlerin evrim anlayışı ile evrim teorisi arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Hayrettin Karaman, Mutezile’ye mensup Nazzam, Câhız gibi bazı alimler ile zühd döneminden sonra yetişen bazı mutasavvıfların “evrimci yaratılış teorisi” diye isimlendirilmesi mümkün olan bir teori ileri sürdüklerini, Ehl-i sünnet kelamcılarına göre ise, Allah Teâlâ’nın bütün türleri birden ve ayrı ayrı yarattığını, türler arasında evrimleşme yoluyla geçişlerin olmadığını, evrimin türlerin kendi içinde olabildiğini ifade ettiklerini belirtmektedir.

İnsanın maymunumsu bir canlıdan yaratılışının, insanın onuruna ve olması gerekli ahlaki yapısına yakışmadığı, Hz. Âdem ve Havva’dan yaratılışı tarif eden dini bilgiler ile çeliştiği, insanın hayvanlardan mahiyet olarak farklı bir varlık olduğu yönünde türlerin ayrı ayrı yaratıldığını kabul eden görüşler olmakla birlikte, sayılan hususların bir çelişki olarak görülemeyeceğini kabul eden görüşler de bulunmaktadır. Diğer yandan, evrimi kabul eden bazı yaklaşımlar, bazı ayet ve hadisleri evrimin olduğuna delil olarak gösterirken, evrimi reddeden görüşler, bu tür açıklamaların zorlama olduğu ve mevcut paradigmaya uygun davranma isteğinin bir sonucu olduğunu söylemiştir.

National Geographic internet sitesinde 10 Ağustos 2006’da yayımlanan James Owen imzalı haberde, 2005 yılında, ABD, Japonya ve 32 Avrupa ülkesine yönelik yapılan bir çalışmada, “evrimi doğru kabul edenlerin oranı”nın en düşük (yaklaşık % 27 ile) Türkiye’de bulunduğu belirtilmiştir. Türkiye’den sonra ise % 40 ile ABD yer almaktadır. Yine aynı araştırmaya göre, evrim en fazla Türkiye’de % 51 ile reddedilmişken, Türkiye’yi % 39 ile ABD izlemiştir. Bilim ve Ütopya dergisinde Ekim 2001 tarihinde yayınlanan bir araştırmada ise, İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve ODTÜ gibi çeşitli üniversitelerin tıp, biyoloji, fizik, kimya, astronomi, jeoloji gibi doğa bilimleri fakültelerindeki 1. ve 4. sınıf öğrencilerine “insan soyununHavva ve Âdem’den geldiği görüşüne inanıp inanmadıkları” sorulmuş ve fakültesine göre öğrencilerin % 67-80’lik bir kısmının inandığını ifade etmesiyle sonuçlanmıştır. İnanmayanların oranı % 0-17 arasında kalmıştır. Brezilya’da 2010 yılında yapılan bir ankette, teistik evrime inandıklarını söyleyen veya evrimin Tanrı tarafından yönlendirildiğini düşünenlerin oranı % 59 olarak tespit edilirken, evrimi reddeden yaratılışçıların oranı % 25 ve evrimin herhangi bir ilahi güce gerek kalmadan oluştuğunu söyleyenlerin oranı ise % 8 olarak tespit edilmiştir. Bu rakamlar, bilimdeki evrimci paradigmaya rağmen, evrimin materyalist ve ateist bir içerikte takdim edilmesine, önemli bir çoğunluk tarafından mesafeli yaklaşıldığını göstermektedir.

“Sizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri elbette biliyorsunuzdur. Onlara “Aşağılık maymunlar olun” dedik. Bunu hem çağdaşlarına, hem de sonra gelecek olanlara ibret verici bir ceza ve sakınanlara bir öğüt kıldık.”(Bakara Suresi, 2/65-66) âyetine göre, maymunlar insanlardan mı türemiştir? Bazı tefsirciler, Allah’ın emrine karşı gelen söz konusu kişilerin dış görünüş olarak bu hayvanlara dönüştürüldüklerini ve kısa sürede öldüklerini söylerken; bazıları ise, iç dünyaları açısından manevi bir dönüşümden bahsetmiştir.

Antik Yunan gök bilimcilerden Batlamyus’un düşüncesine göre, evrenin merkezi Dünya idi. 16. yüzyıla kadar bilim çevrelerinde Dünya’nın, evrenin merkezinde olduğu düşünüldü. Bu inanış, Kopernik’in, Dünya’nın ve diğer gezegenlerin Güneş’in etrafında döndüklerini ortaya atmasıyla sorgulanmış, 1610 yılında Galileo Galilei’nin teleskopuyla yaptığı gözlemler sonucunda, Dünya’nın aslında Güneş’in etrafında döndüğü bilimsel geçerlilik kazanmıştır. İlk bakışta, insanın evren ve canlılar içinde özel bir konumunun olduğu ve Rabbimizin bu varlığı kendine muhatap kabul etmiş olduğu göz önüne alındığında, uzunca bir süre kabul görmüş evrenin merkezinin dünya olduğu görüşü, bir mümine daha sıcak gelmektedir. Ancak dünyanın güneşin etrafında döndüğü gerçeği ile yıkılanın hakikat değil, bizim hakikata giydirdiğimiz algı ve anlayışımız olduğunda şüphe yoktur. Buna bir misal vermek gerekirse, Kur’an’da çokça zikredilen “göklerin ve yerin Rabbi” ve benzeri mahiyetteki ayetlerde yerküre küçüklüğüyle beraber, göklere denk olarak gösterilmiştir. Yeknesak ve nispeten durağan nitelikteki semavata karşı, her an yenilenen âlemleri içeren bir gezegendir yerküre… Adeta niceliği ile bizleri hayrete düşüren göklere mukabil, niteliği ile göz kamaştıran, cirmi küçük de olsa, Cenâb-ı Hakkın sanatını, hikmetini, kudretini ve rahmetini sergilediği bir yer ve Cennetine bir tarla olarak yarattığı bir Dünya’yı müşahede ediyoruz.

Dünya’da iç içe girmiş o kadar âlem vardır ki, canlı türlerinden henüz sadece 2 milyondan biraz fazlası tanımlanabilmiş ve sınıflanabilmiştir. Bazı tahminlere göre henüz tanımlanmamış 10 ila 30 milyon canlı türü vardır. Bir milimetrenin binde birinden kısa bakterilerden, yerden yüksekliği 100 metreyi, ağırlığı binlerce tonu bulan sekoya ağaçlarına kadar dünyadaki canlı türleri, cüsse, biçim ve yaşayış biçimi açısından çok büyük farklılıklar gösterirler. Sıcak su kaynaklarında kaynama sıcaklığına yakın derecelerde yaşayan bakteriler olduğu gibi, Antarktika’daki buzullarda ya da tuz göllerinde -23 °C’ye varan sıcaklıklarda yaşayan algler ve mantarlar vardır. Karanlık okyanus tabanlarındaki hidrotermal çatlakların kenarlarında yaşayan devasa boru kurtçukları olduğu gibi, Everest Dağı’nın yamaçlarında, 6 bin metre yükseklikte yaşayan hezaren çiçekleri ve örümcekler vardır. Netice olarak, Dünya’nın farklı bir kıymeti haiz olması için evrenin merkezinde olması gerekmemektedir. Bu örnekte olduğu gibi, fıtrata uyumlu ve hakikatın peşindeki ilmi çalışmalar, dinin sabiteleri ile çatışmaz. Çatıştığını düşündüğümüz şey, bizim bu konudaki algılarımızdır. Bu anlamda, evrim ve yaratılış birbirinin karşıtı değildir. Evrim teorisinin karşısına “yaratılış” teorisinin konuyor olması başlı başına bir cinayettir. Zira evrim bir gerçekse, o da yaratma alanının içinde gerçekleşmektedir. Allah’ın ibda ve inşa olmak üzere iki şekilde yaratması vardır. İbda, Allah’ın mevcudatı benzersiz ve modelsiz bir şekilde yoktan var etmesine denir. İnşa ise, mevcut varlıklardan yeni varlıkların yaratılması demektir. Bu anlamda, “Bir şeyi dilediği zaman, onun emri yalnızca “Ol” demesidir, o da hemen oluverir.” (Yasin Suresi, 36/82) ayetinde geçen “Ol!” emri, hem ibda, hem de inşa olarak yaratmayı içermektedir. Hz. Adem ister evrim muhaliflerinin dediği gibi ibda, ister yaratılışçı evrimcilerin dediği gibi inşa olarak yaratılmış olsun, “Ol!” emri içerisinde Rabbimiz tarafından yaratıldığında şüphe yoktur.

Halihazırda “tesadüf” mekanizmasına dayandırılmış, metafizik temelleri İslam ile çelişen bir evrim teorisinin bir Müslüman tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığı açıktır. Bununla birlikte, evrim teorisine karşı üç farklı duruşun olduğunu görüyoruz:

1) Evrim teorisini reddeden (İslam ile evrimi çatışma içinde gören) yaklaşım,

2) Yaratmanın bir yöntemi olarak evrim teorisini kabul eden (İslam’ın evrimle çatışmadığını düşünen) yaklaşım

3) Evrim teorisinin şu anda doğru olup olmadığının bilinemeyeceğini belirten (İslam ile evrimi çatıştırma veya uzlaştırma çabası içine girmeyen) yaklaşım.

Türlerin farklı olarak yaratıldığı yaklaşımı, İslami naslara daha uygun gözükmekle birlikte, zaman içerisinde evrim teorisinin veya farklı diğer evrim yaklaşımlarının muhkem hale gelmesi, İslam’ın aleyhine bir durum ortaya çıkarmaz. Bu anlamda, evrim teorisi, bilimin alanında kalması ve nesnel olarak çalışılması gereken bir konudur. Buna karşın, söz konusu teorinin, tartışılmaz bir evrensel hakikat olarak dinin “mit”lerini yıktığını iddia eden bir ideoloji haline dönüştürülmesi, hâlihazırdaki en büyük çıkmazını oluşturmaktadır. 100 sene öncesine ilişkin yapılan değerlendirmelerde bile, bir kesinlik ve mutabakata ulaşılamamasına rağmen, mevcut bilimsel tahminlere göre; 13,75 milyar yaşında olan bir kâinatın ve 4,54 milyar yaşında olan bir gezegenin sırlarını çözmeye çalışırken, nasıl bu derece emin bir tavır halinde bulunulduğu anlaşılır değildir. Doğrusu şu ki, geçmişe yönelik bilim adına gerçeği bulma adına söylenen hiçbir şey % 100 doğru değildir: “Onları göklerin ve yerin yaratılışına ve kendilerinin (nefislerinin) de yaratılışına şâhit tutmadık” (Kehf/51).

Araştırmacı-Yazar Dr. Naim Tatlıcı

Not: Görüşlerinizi tatlicinaim[at]hotmail.com adresine iletebilirsiniz.

Bu makalede, başta

– Caner Taslaman’ın “Evrim teorisi, Felsefe ve Tanrı” kitabı, evrim.gen.tr

– Mehmet Bayrakdar’ın “İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi”

sorularlaevrim.com

hayrettinkaraman.net

– Wikipedia

evrimianlamak.org

Online Alışveriş Önerisi

İlgilendiğiniz ürünleri internete özel indirim fırsatları sunan ePTTAVM (PTT Alışveriş Sitesi) üzerinden satın almanız mümkün. Ücretsiz kargo ve kapıda ödeme gibi avantajları var. Diğer alışveriş sitelerinin aksine, PTT güvencesi ile yurdun her iline, her ilçesine gönderim yapıyor. Buraya tıklayarak ePTTAVM sitesine giriş yapabilir ve sipariş verebilirsiniz >>.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir