Home > Konular > Edebiyat (genel) > Deneme > Atatürk’e Dil Uzatan Üç Meşhur Şahıs

Atatürk’e Dil Uzatan Üç Meşhur Şahıs

Mustafa Kemal Atatürk’e en sert eleştirilerde bulunanlar Atatürk ile Allah Arasında adlı kitapta üç isim altında incelenmiştir. Sinan Meydan ayrı ayrı Rıza Nur, Kazım Karabekir, Said-i Nursi’nin Atatürk hakkındaki kara çalmalarını örneklerle açıklamıştır…

 

Atatürk ile Allah Arasında Atatürk’ü insan gibi görmekten çok Tanrı gibi görmeye meyilli insanların sözlerini aktardığı gibi bu düşüncenin tam tersini savunan, hatta Ata’yı yerin dibine sokarcasına eleştirenlerin sözlerine de yer vermiştir. Bu bağlamda Atatürk konusundaki zıt kutupları öğrenmemize vesile olmuştur Sinan Meydan.

 

Atatürk’e iftira atan üç kişi üzerine özellikle durmuştur Sinan Meydan. Bu kişiler şunlardır: Dr. Rıza Nur, Said-i Nursi ve Kâzım Karabekir.

 

DR. RIZA NUR

Konuya Dr. Rıza Nur’un safsatalarından giren Sinan Meydan, Rıza Nur’un akıl hastası olduğunu ve onun kaleme aldığı anılarına hiçbir şekilde inanılmaması gerektiğini aşılamaktadır. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’a “genelev kadını” diyebilecek denli aşırıya kaçan Rıza Nur’un bu savına -ya da sallamasına- ek olarak Mustafa Kemal’in soyu sopu belli olmadığı hezeyanını savunması, onun nasıl doktor unvanı alabildiğini düşündürtmektedir. Tıp doktoru olan Rıza Nur, başkalarını muayene edeceğine ilk önce kendi beynini muayene etseydi vatana ve millete yararlı bir iş yapmış olurdu.

 

Sayfa 1005’te “Rıza Nur anılarında, ‘Şüphesiz ki ben nevrastenik idim. diyerek bizzat kendisi ‘akıl hastası’ olduğunu itiraf etmiştir.” diyen Sinan Meydan, Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Behçet Tokol’un Rıza Nur hakkındaki teşhislerine değinmektedir. Behçet Tokol Rıza Nur’un izolasyon, megolamani, agresif ve hostil gibi bir sürü hastalığını sıralamış;  tescilli bir ruh hastası olduğunu ortaya çıkarmıştır.

 

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yazdığı 14 ciltlik “Türk Tarihi” isimli eseriyle Mustafa Kemal’e “hakkını teslim eden” (Deyiş Sinan Meydan’a aittir.) Rıza Nur, 1967-1968’de yayımlanan dört ciltlik “Hayat ve Hatıratım” başlıklı eserinde Atatürk’e hiç yakışık almayan suçlamalarda bulunmuştur.

 

Gelgelelim Sinan Meydan’ın Rıza Nur’un Atatürk’e iftiralar attığı kitabını kaynak olarak kullanmaması büyük bir eksikliktir. Sinan Meydan başka yazarların kitaplarından alıntılar aktaracağına Rıza Nur’un “Hayat ve Hatıratım” eserine bir göz atabilirdi. Ayrıca, Sinan Meydan Atatürk’ün “Nutuk”ta Rıza Nur’un “vatana ihanet ettiğini” yazdığını belirtmiştir. Oysaki Nutuk’ta “vatana ihanet ettiği” yazmamakta, sadece Rıza Nur’un Arnavutları Türklüğe karşı ayaklanmaya kışkırtanlardan biri olduğunun saptandığı belirtilmektedir. (Bkz: M. Kemal Atatürk, “Nutuk”, Bordo Siyah Yayınları, İstanbul, 2007.) “Nutuk”ta “Rıza Nur vatana ihanet etmiştir.” diye bir cümle yoktur. En azından benim elimde bulunan, Kemal Bek’in hazırladığı Nutuk’ta yoktur.

 

Nutuk’ta Rıza Nur’un Lozan Barış Konferansı’na giden heyetin içinde bulunduğundan bahsediliyor. Ayrıntılandırırsak: İsmet Paşa başkanlığındaki Temsil Kurulu’nun üyelerinden biri Rıza Nur’dur. 1921’de Sağlık Bakanlığı görevine getirilen Rıza Nur, sonraki üç hükümette de bu görevi üstlenmiş (age, 825) Ne gariptir ki önemli görevlere getirilen Rıza Nur, 1939’da Fransa’dan yurda dönmüş ve atıp tutmaya başlamıştır! Akıl hastası olarak damgalansa da ilginç olan budur. Özcesi: Rıza Nur’un hayatı bence irdelenmeye değerdir.

 

SAİD-İ NURSİ

Said-i Nursi’nin hezeyanları ayrı bir yazıda ele alınacak kadar çoktur. Ben burada Said-i Nursi’nin vicdanımızı sızlatan bazı uydurmalarından bahsetmekle yetineceğim.

 

İlk önce Türkiye’de Said-i Nursi’nin dinî görüşlerinden çok siyasal görüşlerinin eleştirildiğini belirtmek isterim. Bu sebeple Said-i Nursi’ye toz kondurmayanlar bu ayrımı iyi kavramalıdırlar. Said-i Nursi çağının aşılmamış bir mütefekkiri olabilir, ancak onun din alanında büyük bir âlim olması siyasal alanda da büyük bir şahsiyet olduğunu göstermez. Şu anki manzaraya bakınca “Said-i Nursi keşke siyasete burnunu sokmasaydı.” diyesi geliyor insanın. Çünkü onun siyasete karışması din adamı kimliğini ikinci plana itmiş, onun gerçek değerinin anlaşılmasını zedelemiştir. (Her sakallıyı baban sanma, diye bir atasözü vardır; siyasete bulaşmış her kişinin de iyi bir siyasetçi olduğunu sanmamalıyız.)

 

Said-i Nursi’nin “hadi bir tarikat kurayım” diye düşünüp düşünmediğini bilmiyorum, ama günümüzde Said-i Nursi, Nurculuğun kurucusu olarak kabul edilmektedir. “Kendisi, köklerinin Hz. Muhammed’e dayandığını ileri sürmüştür.” (Aktaran, Sinan Meydan, s. 1008; Şerif Mardin, Bediüzzaman Said Nursi Olayı, s. 109) 31 Mart gericilerin başlattığı isyanın fitilleyicisi Derviş Vahdedi’nin Volkan gazetesinde ve Kürdistan dergisinde yazılar yazmıştır. İngiliz yanlısı Derviş Vahdedi ile birlikte siyasal İslamcı İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti’ni kurmuştur. Daha sonra ayrılıkçı Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer almıştır. Alman malı Cihad-ı Ekber fetvasını kaleme alan kurulda yer almıştır. (Bkz: Cengiz Özakıncı, “Türkiye’nin Siyasi İntiharı: Yeni Osmanlıcılık Tuzağı”, Otopsi Yayınevi, 22. Basım, 2011) 1925’de Şeyh Sait isyanı ile ilgili görülerek İstiklal Mahkemesince sürgün edilmiştir. Isparta’da sürgündeyken Demokrat Parti iktidarı tarafından serbest bırakılmıştır. Atatürkçü (!) Cemal Kutay, DP zamanında Said-i Nursi’yi parlatmıştır. (“Damarlarımı kesseniz kanım Atatürk diye akar.” diyen ve Atatürkçü diye tanıtılan Tarihçi-Yazar Cemal Kutay’ın Said-i Nursi’yi nasıl parlattığını öğrenmek için bkz: Cengiz Özakıncı, “Dünden Bugüne Türklerde Dil ve Din: Kur’an’ı Doğru Anlamak”, Otopsi Yayınevi, 11. Basım, 2010)

 

Gelelim Said-i Nursi’nin Atatürk hakkındaki yakışıksız iftiralarına. Atatürk’e süfyan ve deccal diyecek kadar alçalan Said-i Nursi, daha da ileri giderek Atatürk’ün Kur’an’a zararlı bir adam olduğu hezeyanını risalelerine yazarak yaymıştır. Said-i Nursi’nin Meclis’e gelip milletvekillerini namaza çağırması olayı laikliği kavrayamadığının kanıtıdır. “Dinde zorlama yoktur.” ayetine ters bir şekilde Meclis’i namaza çağıran bildiriler dağıtmıştır. Bir de Sinan Meydan Said-i Nursi’nin Kurtuluş Savaşı’na hiçbir şekilde destek olmadığını anlatıyor. Oysa Rıfat Börekçi gibi gerçek din adamları Atatürk’ün yanındadır. Sunusi tarikatının şeyhi Libyalı Ahmet Sunusi bile Türkiye’ye gelmiş ve Kurtuluş Savaşı’na destek vermişken Said-i Nursi zararlı cemiyetlere üye olarak Kurtuluş Savaşı’nın karşısında bir tutum sergilemiştir. (Said-i Nursi ile ilgili yazılanlar bunlarla sınırlı değildir. Detaylı bilgi için kitaba bakınız.)

 

KÂZIM KARABEKİR

İlginçtir ki Atatürk’e sataşanlardan biri de Kâzım Karabekir’dir. Bu meşhur ve büyük başarılara imza atan komutan nasıl oluyor da Atatürk’ün yakın arkadaşı iken zamanla ona neredeyse düşman kesilen, kin güden bir zat hâline geliyor? Nasıl oluyor adı Atatürk’e suikast düzenleyenlerden biri olarak anılıyor? Cumhuriyet tarihinin garip, anlaşılması zor durumlarından biridir Kâzım Karabekir ile Atatürk ilişkisi.

 

Tarihçilerimiz her konuda olduğu gibi Kâzım Karabekir konusunda da zıt kutupları temsil etmektedirler. Kâzım Karabekir’i hakkıyla değerlendiren bir kitap görmedim şu ana kadar. (Uğur Mumcu’nun Kâzım Karabekir Anlatıyor kitabının henüz başlarında gezindiğimi belirtmek isterim.) Bana göre Kâzım Karabekir, Mustafa Armağan’ın “Kâzım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz” kitabında belirttiği gibi, doğudaki başarıları azımsanmayacak bir komutandır. Çünkü doğuda Ermenilerle yapılan savaşta Türk ordusunun galip gelmesi ve Ermenilerle Gümrü Antlaşması’nın imzalanması onun başarısının tohumlarıdır. Ermenilerle yapılan bu savaş yaklaşık iki ay sürmüştür. Dolayısıyla bu savaş yabana atılmaması gereken savaşlardandır.

 

Kâzım Karabekir’in büyük bir komutan olması onun büyük bir siyasetçi olması anlamına gelmez. Nitekim Kâzım Karabekir siyasal alanda pek varlık gösterememiş, Atatürk’le çatışma içerisine girmiştir. Sanki Atatürk’ü kıskanmıştır. Atatürk’ün “Nutuk”unu alabildiğine yermiş, Atatürk’ü mandacı ilan etmekten geri durmamıştır. Nutuk’a tamamen aykırı düşen bilgiler vererek Atatürk’ün aslında “hiç” olduğunu yaymaya, onu Türk milletinin gözünden düşürmeye çalışmıştır. Bizi şu seçenekleri sunmuştur sanki: A-) Bana inanın. B-) Atatürk’e inanmayın. (İkisinin de aynı kapıya çıktığını fark ettiğinizi düşünüyorum.)

 

Kâzım Karabekir “İstiklal Harbimizin Esasları” diye bir kitap yazmış, bu kitap daha baskıdayken toplatılıp yakılmış, Paşa’nın Erenköy’deki köşkü basılarak kitabın kaynağı olan belgelere el konmuş. “1933’te yakılan bu kitap, 1951 yılında yeniden yayımlanmış. Atatürk, yakılan bu kitabı inceleyerek Kâzım Karabekir’e 9 sayfa tutan yanıtlar vermiş.” (Uğur Mumcu, “Kâzım Karabekir Anlatıyor”, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Yayınları, 24. Basım, 2006, Önsöz metninden)

 

Ahmet Şık’ın kitabının toplatılması neyse Kâzım Karabekir’in kitabının yakılması da odur. Buradaki ölçüt bence kitaplarda verilen bilgilerin doğru mu, yoksa yalan mı olduğudur. Bence yalan bilgi yayan, tarihî gerçeklere aykırı olan kitaplar toplatılmalıdır da yakılmalıdır da. Ben bir okur olarak yalan bilgiler okumak istemem. Bana yalan bilgi verenin de cezalandırılmasını isterim. Ben yalan bilgi okumak isteyecek kadar salak mıyım? Ancak yazara ceza verilirken kasten mi yalan söylediği, yoksa bilmeden mi söylediği iyi sorgulanmalıdır. Zaten benim sinirlerimi oynatan yazarlar bilerek gerçekleri çarpıtanlar, gördükleri sanrıları yayanlardır. Benim derdim bunlarladır. Kişinin art niyeti yoksa sorun yoktur. (Bu yüzden Türkiye’de tarih kitapları okuyanlar araştırmacı olmalıymış gibi bir durum söz konusudur. Oysaki tarih kitapları okuyan her kişinin araştırmacı olma zorunluluğu yoktur. Maalesef bu kadar farklı bilgilerin kol gezdiği ülkemizde araştırmacı olmamak elde değildir.) Beni destekleyen, Kâzım Karabekir’in şu sözleridir: “Vatandaş! Yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her işin evvela hakikatini ara ve öğren. Sonra münakaşasını istediğin gibi yap… Birincisi vicdanına, ikincisi seciye ve irfanına dayanır.” (Mustafa Armağan, “Kâzım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz: İstiklal Savaşı’nın İçyüzü”, Timaş Yayınları, 2011, s. 23)

 

Kâzım Karabekir de insanı aptallaştıran yazarlardan biridir desem yanlış olmaz. Atatürk’e nasıl mandacı dersiniz, Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk değil ben başlattım nasıl dersiniz, bu ne biçim iştir? Kâzım Karabekir mandacılık fikrinden uzaklaştırmak için Ata’yı ikna etmiş! Ata’mız Millî Mücadele’ye başlamayı düşünmüyormuş da Kâzım Karabekir sayesinde (!) düşünmeye başlamış! Ata’nın kimliğiyle, bağımsızlık karakteriyle tamamen aykırı olan bu hezeyanları Kâzım Karabekir’in yaymasını aklım almamaktadır.

 

Kâzım Karabekir “Ya istiklâl, ya ölüm.” parolasının kendisi tarafından ortaya atıldığını, fakat Mustafa Kemal Paşa’nın bu parolayı kendine mal ettiğini savlıyor. Kâzım Karabekir’in sallayıp sallamadığını bilmiyorum, ama M. Kemal ile bir sürtüşme içerisinde olduğu aşikâr.

 

“Nutuk” elimin altında duruyor. Atatürk Nutuk’ta Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı yerden yere vuruyor. Bu Fırka’nın kurucularından Kâzım Karabekir Paşa da eleştirilerden payını alıyor doğal olarak. (Bkz: Mustafa Kemal Atatürk, “Nutuk”, Bordo Siyah Yayınları, Hazırlayan: Kemal Bek, 2007) Atatürk’ün “Nutuk”unu okuyan Kâzım Karabekir Paşa “Nutuk”un başlıyor antitezini yazmaya. “Kâzım Karabekir’e mi inanırsın, Atatürk’e mi?” deseler Atatürk’e inanırım cevabını veririm. Çünkü Kâzım Karabekir’e inanırsam Atatürk’ü “yalancı, egosu yüksek, olayları çarpıtan” diye damgalamış oluyorum doğal olarak. Bunun arası yok ki! Ama Atatürk’e düşman olmak istiyorsanız Kâzım Karabekir’e inanın. Size kalmış.

 

Size bazı kitaplardan örnekler vererek üç şahsın Atatürk hakkındaki görüşleri sundum. Kendi görüşlerimi de ekledim. Atatürk’ün karşısında olan daha birçok kişi olduğunu biliyoruz. Ama genelde bu üç ismin Atatürk’e karşıtlığı -aralarında görüş ayrılıkları olsa da- ayan beyan ortadadır. Özetleyerek yazdığım bilgilerin bütününe ulaşmak için “Atatürk ile Allah Arasında” kitabına bakılmalıdır.

Online Alışveriş Önerisi

İlgilendiğiniz ürünleri internete özel indirim fırsatları sunan ePTTAVM (PTT Alışveriş Sitesi) üzerinden satın almanız mümkün. Ücretsiz kargo ve kapıda ödeme gibi avantajları var. Diğer alışveriş sitelerinin aksine, PTT güvencesi ile yurdun her iline, her ilçesine gönderim yapıyor. Buraya tıklayarak ePTTAVM sitesine giriş yapabilir ve sipariş verebilirsiniz >>.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir